21 Eylül 2017 Perşembe

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Çivisi Çıkmış Hayatın Tabut Çivileri

13 Kasım 2014 Perşembe 10:55

Hayat mı renksiz, yoksa artık insanların bakışımı kirli. Mutluluğun, parayla satın alındığı, ruh ticaretinin yapıldığı, fotokopileşmiş insan yığınlarından oluşan bu devirde; yine peş peşe ocaklar söndü. İntihar haberleriyle sarsıldık hepimiz. Özellikle bölgemizdeki intihar vakalarındaki artış, kanımı dondurdu. Konuyu yazamamak için inanın günlerce direndim. Bazen olur ya! Canını acıtıyorsa bir konu, yazmak, hatta konuşmak istemezsiniz.

Yaşamına son verenlerin çoğunun kadın olması dikkatimi çekti ve belki yenilerini önlemede bir nebze katkım olur diyerek yazmayı tercih ettim. Başta neden kadınlar ölüyor, yani ölüme gidiyor diye düşündüm. Ama çok acı bir bilanço çıktı karşıma. Aslında genel istatistiklere göre erkek intiharlarının daha fazla olduğunu öğrendim. Yaşamak Yaradan tarafından sunulan kutsal bir armağanken, neden ölümü tercih ediyor insanlar. Yaşamak varken, ölümü tercih etmek niye? Bilinen bir gerçek ki! İntiharlarda ruh hep azap çekecek ve asla sevdiklerine kavuşamayacak. Buna rağmen neden?

Makalemdeki intihar konusu yüreğimi yaralayıp acı verirken, Yetkililerimize de çağrı yapmadan geçmek istemiyorum. Türkiye kadın dernekleri federasyonu acil yardım masaları kurulmalı. Bu sık rastlanan intihar olaylarından acilen yetkiliklerin konuyla ilgili, önlem alması gerektiğini ortaya koyuyor. Ta ki ilkokullarda başlamalı özgüvene yönelik dersler. En önemli unsurun sevgi olduğunu o küçücük beyinlere nakış nakış işlemeli. Çocuklara okullarda mücadele ruhunu aşılamalı. Mecburi dersler konulmalı. Gerekirse psikolojik danışmanlık, okullarda daha fazla olmalı. Zaman zaman çocuklar ve aileler testlerden geçirilmeli. Zaten iyi bir uzman, çocuğun dış görünüşünden, davranışlarından rahatlıkla anlayabilir.

Hayata yönelik farklı konularla eğitim ilaveleri yapılmalı. Çünkü sonraki yaşamın başlangıcı ilkokulda başlıyor. Ve tüm okullara rağmen, ilkokulun çok önemli olduğunu hepimiz idrak edebiliyoruz. . Çünkü Hafife alınan her şey hepimizin geleceği Alışagelmiş bir neden var. Genellikle psikolojik bozuklukların ilk sırada olduğunu düşünüyorum. Peki, bu insanların psikolojisini bozup ölüme iten ne? Yazımın başında da belirttim” mutluluğu parayla satın almaya çalışıyoruz” Hastanenler yaş sınırı gözetmeksizin psikiyatristlerdeki sıra bekleyen hastalarla dolu.

Veya birçok şarlatanların (falcıların) kapısında bekleyen mutluluk alabileceğini zanneden zavallı insanlarla dolu. Peki tedavi olabiliyorlar mı? Bir kısmı evet ama diğer yüzde dilimi olanaksız. Çünkü nasıl ki bir evin anahtarı diğer evin kapısını açmıyorsa, bir başkalarının önerisi, bizim kendi yaşamımıza anlam katamaz. Sadece sürekli gitmemizi sağlayarak, bizi bağımlı kılar. Ancak işinde uzman olan doktorlar çözüme ulaşabilir. Yine de her şey kendi zihnimizde son bulur. Ama İnsanın içindeki gökyüzü karanlıksa, herkesi, her yeri karanlık görür. Psikoloğa da gitse, yaşam koçunda olsa boş...

Acı çekmeye mahkûm olursun. Bizler ısrarla acılara odaklanıyoruz. Acı çekmekten haz alıyoruz. Farkında olmadan dertle besleniyoruz. Sanki birer uçurum çiçeği gibiyiz. Yaşam bize bir gül sunuyor ve biz gülün dikeni olduğu için rahatsızlık duyuyoruz. Keşke o gülü dikeninden ayırmadan kabul edebilsek. İşte o zaman, her şey bir nebze çözüme ulaşacak. İnsanlara bakıyorsunuz zihnin esiri olmuşlar. Düşünün bir parktan geçiyorsunuz ne kuşları ne çiçekleri göremiyorsunuz. Bütün güzellikler orada fakat biz orada değiliz.

Bedenimiz oradan geçiyor ama ruhumuz başka yerde. Aslında mutluluk yanı başımızdan zeytin dalını uzatıyor, biz onu tutmak yerine elimizin tersiyle itiyoruz. Çünkü artık insanlar sadece bakıyorlar, üzülerek belirtiyorum hepimiz görmüyoruz. Hani derler ya “ bakar kör müsün” diye. Evet, bakar körüz... Bir İnsan aldığı nefesin farkında değilse, zaten yaşadığını düşünmemek gerek. Yaşamın tadını alamadıktan sonra, onun içindeki güzellikler yapay çiçekten farksızdır. Mutluluğun kendisi olmadan, mutluluğu bilemeyiz ki! Yaşamın anlamı kalmaz. Renksiz tatsız gelir. Çünkü yaşama renk veren kendimizden başkası değildir.

Aslında hepimiz o kadar değerliyiz ki!. Milyonlarca su damlasından sadece bir tanesi olarak yaratıldık. Hepimiz ayrı olarak özeliz. Yaradan değersiz hiç bir şeyi yaratmaz ki!. Eğer maneviyata sıkıca sarılmazsak, şeytan gelir bize sarılır ve keşkekleri yaptırır. Sonra pişman oluruz. Kararımızdan dönmek isteriz ama artık pişmanlık saatinin akrebi ”çok” u yelkovanı “geç”i gösteriyordur. Yanlış kararlarımızın bedeli pahalıya mal olmuştur artık. Peki, çocuklarımızın, sevdiklerimizin bunda suçu ne? Hayatları boyunca üzerinden etkisini atamayacak izi bırakma hakkını kim verdi bize. Onlara sormadan onların bile hayatını değiştirecek kadar sinsilik neden?

Sanırım inancın gücü, kaderimize de etki ediyor. Oysa Gülü düşünürsek gülistanlık olur, diken düşünürsek te dikenlik. İlk önce insan kendine değer vermeli, kendisini sevmeli. Kendisine değer vermeyen bir başkasına nasıl sevebilir. Sonrada kendisini anlamayacak kişilerde, mutluluk formülü arar. Mutluluğun anahtarı “ bizden den başka, bir bizin daha olmadığını kabul etmektir.” Mutlu olmak her şeye sahip olmak değil, sahip olduğumuz kadarıyla her şey yapabilmektir. Peki, bu hırs niye? Biri çıkıp yorganı ayağımıza göre dikemeyeceğine göre, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak sadece bize kalıyor. Maalesef intiharlar geniş bir yelpazeyi alıyor içine. Hep birlikte bir göz atalım nedenlere.

Toplumsal baskılar, işsizlik, iletişimsizlik, yalnızlık, maddiyatsızlık, hayatın anlamsızlığı, sevilmeme, kıskaçlıklar, şiddet, ihanet, sosyal hakların elinden alınması vb. Saymakla bitiremeyecek kadar çok neden var. Neden peki! Hiç kimse bu ölümlerin ardındaki sis perdesini aralayamıyor. İntiharlarla alakalı ölümler her nedense gizli tutulmaya çalışılıyor? Kapalı kutular neden açılmıyor? Kurumlar kadına şiddet ve intihar olaylarında yetersiz kalıyor bence. Kadın sığınma evleri yetersiz. Belediyeler kadın korunma evleri açmalı hatta zorunlu hale getirilmeli. Dizilerde olsun, filmlerde açık ve net şekilde gösteriliyor intihar sahneleri.

Bizlerde taklitçi toplum olarak hemen uygulamaya başlıyoruz gördüklerimizi. Benim güzel memleketime ne oldu. ? İnsanlar çoğaldıkça, insanlık mı azaldı? Yüreklere sevgi tohumu bırakmak yerine , bedenlere kurşun sıkıyoruz...Hem de hiç acımadan.. Ne zaman bitecek bu zulüm. İnsanların gözüne baktığım zaman, hüzün, mutsuzluk doyumsuzluk, hırs görüyorum. Bakıyorsunuz hiç sorun yok gibi gördüğünüz en yakınınızın ertesi gün intihar haberini alıyorsunuz. Yaşam bu kadar ucuz mu, kolay mı? Belki de yılların birikimi, duygu patlaması. Yoksa hangi bir anne sevdiklerine, çocuklarına veda bile etmeden gidebilir ki! Ne yapılması gerekiyorsa yapalım hep birlikte. Ağlamasın çocuklar öksüz kalmasın.

Acıların umutsuzluğun açtığı uçurumlar, hayat merdivenimiz olsun. İçimizin karanlıklarında yaşam fenerlerimiz hiç sönmeden yansın.

Sevgiyle, ışıkla kalın.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR