24 Haziran 2018 Pazar

Kadir YAVUZ / Ajans32

14. Kitabım “Denemeler” Çıktı

03 Haziran 2018 Pazar 19:25

Dinli, Dinsiz Kitap!

Kitaplar, yiyeceklerimiz kadar GDO’lu… Yabancı tohumlar karıştırılmış sayfaların arasına; okuyucu, bazen akla kara arasında kalıyor. Bocalama süreci yaşıyor.

Kitaplar, nasıl ayrıştırılacak? Nasıl bu bozukluğun içinden sıyrılacaklar? Okuyucu tercihini neye göre yapacak? O tercihi yapabilecek beceride miyiz? O tahlili yapabilecek sağlıklı düşünce sahibi miyiz?

Denemeler kitabımı inceleyen bir tanıdığım, birkaç paragrafa baktıktan sonra şöyle bir şey dedi: “Her denemeci, denemelerine dini görüşlerini mutlaka aktarır.” Yani, sen dini denemelerine karıştırmışsın, olmasaydı daha iyi olurdu, dedi.

Bazı çevreler, toplumu şöyle yönlendirmeye çalışıyorlar. Dini siyasete karıştırmayalım. Din ayrı, siyaset ayrı şey! Bazıları, dini okullara karıştırmayalım, çok isteyen İmam Hatip okullarına gitsin veya tercih dersi olsun, isteyen seçsin. Bazıları dini askerin kafasına sokmayalım. Bazıları da, dini; şiire, denemeye, romana, makaleye, anıya, sohbete, hikâyeye karıştırmayalım.

Din hayatın her alanında, her saniyesinde vardır. Olmalıdır. Din, insanın kontrol mekanizmasıdır. O kontrolle bir denemeci yazar, şairde öyle!

Elbette her denemecinin bir dini vardır. Haşa ‘Ben Allah’a inanmıyorum. Din filan tanımıyorum. Ben dinsizim!’ diyene sözüm yok! Bana gelince, benim dinimde belli, inancımda belli! Yazılarımda direkt değilse bile dolaylı fark ettiriyorum. Dinsiz yazı veya dinsiz kitap olur mu? Din olur, inancınızı duygu ve düşüncelerinizle birlikte rahatlıkla aktarabilirsiniz lakin denemede zorlama olmaz, dayatma olmaz. Kabul edersin, etmezsin; o yetkiyi, sana yani okuyucuya bırakır. Düşüncelere karşı düşünerek bulma yöntemi! Deneme, bir düşünce mahsulüdür. Dininden bahsetmek kadar tabii bir şey yoktur. Denemenin mucidi Montaigne bile açık açık Hristiyanlıktan bahsetmektedir. Hatta İslam’a dil bile uzatmaktadır. Masamda bulundurduğum bir kitaptır. Dönem dönem bakarım. O kadar tenkit edilecek tarafı var ki, bizden gibi görünen ancak kafası batılı olan batı kafalılar, bir ideoloji gibi veya bir izm gibi o yazarlara veya eserlerine söz söyletmezler. Bu yapılan, dayatmanın, zorlamanın alası değil de nedir? Denemede din olmaz mı? Dinin olmadığı yer mi var? Kimileri bundan rahatsız oluyormuş veya olacakmış diye biz inancımızın gereğini yerine getirmeyelim mi? Dinden bahsetmeyelim mi?

Bu iddiayı hemen her şeyde ve birçok yerde görmek mümkün! Bazı şairlerimiz, aşklı meşkli şiirler yazar. Ahlaki konulardan bir haber dejenere edilmiş bir sürü malayani sözler sarf ederler. Adı şiir olur. Dine aykırı denildiğinde çıldırırlar. Dinin şiirde ne işi var, derler. Bu tepkiyi birçok şeyde gösterenler vardır. Dinin şimdi şu sohbetimizin içinde ne işi vardı, dinden bahsedip ağzımızın tadını kaçırdın, yiyecektimse yiyemeyeceğim; içecektimse de, içemeyeceğim. İki dargının arasını bulmada küslükten bahsedersin, dinimizin emri gereği

küslüğün üç günden fazlasının yasak olduğunu, günahının ağırlığından bahsettiğinizde, haydi bakalım; başımıza hoca kesildin, ne alaka şimdi, derler. Boşanmalara sebebiyet veren kuyumculara gidildiğindeki takı almaların dinde yerinin olmadığı, ölçülerin kaçırıldığını, hatta dünür olunacak tarafı zorlayıcı davranışların yanlışlığından bahsetseniz, dinde yeri yok deseniz; ya arkadaşım, şimdi dini niye takıya getirip karıştırdın, derler.

Hele hele siyasetle ilgili din konusu çok söylenir. Çok tartışılır. Rejimler bugüne kadar bu konuyu tartışmış, bir çözüme kavuşturamamıştır, hâlâ da kavga devam etmektedir. Niye? Siyasetin dinle ne işi olur? Din ayrı, siyaset ayrı olmalı? İkisini birbirine karıştırmamalı. Hani başta dedim ya, başka dinlerden olanların mesela batılı bir yazarın dindarlığı bizim milletimizin içinden bazılarını rahatsız etmez. Onu okur. Hatta onu yere göğe sığdıramaz. Kendi dininden korkan, kaçan bir yanımız var ve bu yanımızı da açık seçik söylemekten kaçınmayız.

Açık din düşmanı değildir ama dine de pek meyyal değildir. O nedenle dinsiz deneme istiyor. Söylediklerime itiraz etmiyor hatta haklısın diyor amma velakin kalbi yani gönlü ağırlıklı kozmopolit olan toplumdan yana atıyor.

14. kitabım “Denemeler” çıktı. Dinli, dinsiz denemelere ışık olacaktır, düşüncesindeyim.

Yazar, yaşadığı döneme göre yazar. O şartlara uyar veya uymayan şartlar olduğunda da, tepki koyar. Yazılarıyla kendisinin bulunduğu şartlar arasındaki açık farkları edebi dairesinde, kendi üslubuyla mevzu eder. Birçok yazarın yaşına göre yaşadığı dönemleri ve o etkiyle yazdıkları eserleri vardır.

Her kitabım bir dönemimi yansıtır. O günkü yaşadıklarımın etkisinde kalarak yazmışımdır ve o günlerdeki hatalarıma ışık tutacak uyarılarda bulunmuşumdur. Etkisinde kaldığım şartlar olmuştur ve bazen o şartlardan kurtulmanın yollarını aramışımdır.

Hemen her yazımda bu yol arayışım vardır. En son kitabım, benim tasavvuf dersleri aldığım zamana tekabül ettiğinden, hassaten denemelerim gönüldendir.

Son zamanlarda, bir kitap fuarı çılgınlığı başladı. Ümit ederim ki, bu fuar alanları kitap okumayı artırsın. Kalabalıklar birbirinden etkilenerek ya kitap alıyor, ya da televizyonda gördükleri aktörlerin kitaplarının önünde sıraya giriyorlar.

Hiç tasvip edilmeyecek bir dizinin senaryo yazarı veya oyuncusunun standının önünde gençler uzun kuyruklar oluşturuyorsa, o dizinin ne verdiğine bakmalıyız. Sokaklar o “Çukur” dizisindeki çukurlara döner ve o gençlerde maalesef o çukurlara düşenler olur.

Sonra da, uyuşturucu bağımlısı bir gencin o çukurdan çıkmak için çırpınışına ya tanık, ya da şahit olursunuz. Bazı televizyon habercileri o çukurlardan kurtulmak isteyen gençlerin düştüğü hali gösterir. İbretlik o sahneler aslında hep gösterilmeli ama maalesef birkaç saniyeden öteye geçmez, o haberler!

İddia etmiyorum ama tavsiye ediyorum. Bu çukurlardan kurtulmanın yolu gizliden gizliye “Denemeler” kitabımda var. Bazen gönüllü biri yakaladığımda, ona tembih de bulunurum. Şu uyarıyı yaparım.

“Denemelerimi okuduğunuzda şehir hastanelerine gerek duymayacaksınız. Psikolog aramanıza gerek duymayacaksınız. Sinirlerinizi yatıştırmanız için verilen ağır ve tahrip edici ilaçlara yani doktor reçetesine gerek duymayacaksınız. Denemelerim, hap gibi gelecek. Serum gibi gelecek.” diyorum.

Onca söylüyorum da, yüzüme öyle baktığı gibi kitaba bakmıyor. Hayatının fırsatını kaçırıyor. Kaçırdığının farkında değil! O hâlâ elindeki işi bitirmenin peşinde! Ben anlatırken, biri lehim yapıyor; biri, patik örüyor; bir başka biri de, klavye önünde, tuşlarla meşgul, bakarız, diyor.

Bakmıyoruz, bakmıyoruz, bakmıyoruz.

Birçoğumuz, lazım olanın değil, olmayanın peşindeyiz.

Bu durumda, bir yazar olarak bakılmıyor diye, okunmuyor diye, okumuyorlar diye yazmayacak mıyım? İnatla yazacağım. Yazmaya ömrüm yettiğince devam edeceğim. Bu durumlar beni kamçılıyor. Daha bir yazmaya itiyor. Yani tetikleyici oluyor.

İşte 14. Kitabım “DENEMELER” bu şartlar altında çıktı.

Okuyanlara şifa olur inşallah.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR