25 Eylül 2021 Cumartesi

Fatma TUNA / Demokrat Gazetesi Köşe Yazarı

A BENİM GÜZEL YURDUM!

12 Ağustos 2021 Perşembe 15:35

 

Yangın; birçok olumsuz ve yakıcı duyguların, dertlerin mecazî karşılığı olmuştur hep. Şarkılarda, türkülerde, şiirlerde... Dertleşmelerimizde de geçer ve o yoğun duygunun en üst düzey benzetmesi olarak anlaşılırdı.

Yakın bir zamanda ve şu anda da hepimizin tanık olduğu ne yazık ki gerçek yangınlar gördük güzel ülkemizde.

Gözlerimizin önünde, nafile çırpınışlarımızla bir, yandı gitti ciğerlerimiz. Ahlar, vahlar, tühler eşliğinde çırpınan silüetlerdik koca ateşlerin berisinde. Çaresizlik başımızı ellerimizin arasına sokmuştu yine... Bazen insanlığa olan inancımız da kararıyordu yükselen dumanlarla bir...

Koparmaya kıyamadığım çiçekler yandı.

Dalına salıncak kurmaya sakındığım ağaçlar,

Gölgesini öptüğüm çınarlar yandı.

Kucağıma gelmeye ürken kuzular, oğlaklar... Yuvalarındaki kuşlar, yumurtalar yandı, gökyüzünde süzülmek nedir bilmeden...

Tabiattaki her şeyi birbiriyle tanıştıran, tattıran arılar, petekler yandı.

Ateş bile yandı...

Evini sırtında taşır dediğimiz bilge kaplumbağalar da, evleri de yandı...

İmdatlı sessizliğin çığlığı daha da gölgelere döndürdü bizi ama biz hepsini söndüremedik, yanan seslerini de, kabuklarını da, yavrularını da..

Ve yörüklerin sedaları, ayak izleri, sipsi sesleri, beşikleri, ninesinin dokuduğu kilimler yandı yaylalarda...

Yanan sadece ağaçlar, evler değildi. Şiirlerimiz de yandı; her satırında ilham alınan ve ithaf edilen kuşlar, kurtlar, dağlar, sincaplar...Hayallerimiz de yandı; trafiğinden kurtulduğumuz şehirlerin nefes aldıran yolları, emekli olunca yahut tatilde olmak istediğimiz sahil kasabalarının ta kendisiydi yanan ...Kimilerinin anıları da yandı; fotoğraf albümleri, rahmetli eşinin parmak izlerinin olduğu duvarlar, boynuna boncuklar bağladığı, türlü adlar verdiği inekleri, keçileri.. Yerlerine binlerce ağaç dikilse de geri gelmeyecek o gürgenler... O yıkık dökük evlerin yerine villa da yapılsa geri gelmeyecek şeyler var ne yazık ki... Kendine özgü kokusu, tadı, izi, duygusu, sesi vardır hanelerin... Nesneden ibaret değil ki yaşam alanlarımız...

Dilerim sarılsın kimin neresindeyse yarası, dilerim tesellisi hatta çaresi bulunsun bu acının. Dilerim küllerinden yeşersin benim eşsiz yurdum.

***

İnsandan farkı insanın, ateş ve su gibiydi.

Kimi yakmak için söndürdü kalbini, ciğerlerini, vicdanını, aklını, kalbini...

Kimi söndürmek için yaktı bedenini,

geleceği kurtarmak için yaktı geleceğini.

İnsanın insandan(!) farkını gördük yine;

Kimi neyi varsa alıp, omzunda su bidonları ile koştu ormanlara... Kimi zam yaptı yangın tüplerine, kazmaya küreğe..."Aman “diyenin amanına zam yaptı. Fırsatını kollarmış gibi her felaketin pususundan çıkan bu varlıkları daha önce de görmüştük, depremde, selde... Dilimin dönmediği tanımlarla bırakalım bu sansarları ve unutmayalım mümkünse.

 

Yangın bölgesine yardım göndermek için toplanılan alandaki gençlerin çırpınışlarından güç aldım, umutlandım onları izlerken. Açılan kutulardan iyi niyet çıkıyordu... Eldiven göndermiş biri, biri ayakkabı, su, krem... Buzdolabından soğutucu jelleri ve dondurma çıkarıp "anne bunu da götür" diyen evdeki kuzu, beni çocuk bezi alırken görünce " hayırdır hocam" diyip eline geçeni poşetime dolduran bakkal, yazmasını yollayan nine...Ahh bize bize bıraksalar nasıl biriz gördüm bir kez daha. Bir yangında bile iyi şeyler görmeye çalışan Polyanna değildim ancak görmemek imkânsızdı...

Anımsadıklarım oldu hemen; İzmir'de Erzincan'da, Van'da deprem olunca da tırların önünde buluşmuştu bu sesler, bu yürekler... Ellerinde kimin örtüneceğini bilmedikleri battaniyeler, hangi damağa nasiptir bilinmeyen gıdalarla... Montun cebinden notlar, resimler çıkıveriyordu tükendik sanılan bir anı umutlandıran...

***

Şeytan da melek de olabildiğini gördük yine insanın. Hangisini yeşertirsek içimizde, onun büyüdüğünü bizi ele geçirdiğini...

***

Alevlere serpilen su, içimize umudumuza da serpiliyordu. Fidan dikildiğinde verilen ilk suya can suyu denirdi lâkin can pazarının ortasındaki bu sulardı artık onların can suyu...

Kadınlar... Nene Hatun’ların, Kara Fatma'ların torunları oldukları nasıl da belliydi hortumları sırtlanıp yangına yürüyen kadınların, nasıl da güçlü ve kararlıydılar... Onlar orada alevlerin ortasında fedakârca çalışırken;

Tepemizden geçen, umut taşıyan, helikopterlerin seslerinden mi, ateş çıtırtısından mı, içindeki hayvanların sessiz çığlıklarından mı duyamadık bilinmez...

Alevler düşmüştü bir kadının hayatına daha...

Bir kadının tırnakları arasından bir erkeğin DNA si çıkmıştı yine.

 

Kim olduğunu bilmediğimiz adamlar girmeye devam etti ülkemize bir yandan... Daha kollarımızda aşı delikleri, adım başı çıkarıp gösterdiğimiz HES kodlarımız, hassasiyetlerimiz durur iken, tedirgin etti bu adımlar ve adamlar...

 

Neremizi tutacağımızı bilemezken, Nefesimizi tuttuk haber bültenlerini izlerken...

Ah yurdum, güzel yurdum!

Bir yanda bizler, bir yanda eller,

Bir yanda alevler, bir yanda seller...

Ah ülkem, güzel ülkem!

Bir yanda zevk-i sefâ, bir yanda sefalet,

Koparsa bundan kopar kıyamet…

***

A benim güzel yurdum;

Sen hep çiçek çiçek aç,

Sen hep bahar bahar kok...

Alınla, dalınla, yaprağınla, toprağınla, dupduru insanınla, köklerinle, suyunla, türkünle, havanla... Çok yaşa... Pâyidar ol!

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR