05 Aralık 2016 Pazartesi

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Ah Zaman Ahir Zaman...

23 Kasım 2016 Çarşamba 17:32
Ah zaman ahir zaman, Halin kıyamet kadar yaman.

Ne insanlar gördüm üzerlerinde elbiseleri yok, ne elbiseler gördüm içlerinde insan yok. Ne acıtan, dokunan, delen bir söz. 

Ne makamlar görüyoruz koltukda ADAM yok, ne adamlar görüyoruz altlarında koltuk yok.
Makam, kapısında yazılı bir odada da olur, sarayda, mecliste, kahvenin köşesinde de. Yürekte olur bazen Leyla da Mecnun gibi, yüreklerde olur bazen tüm milleti sarar Mustafa Kemal Atatürk gibi. Ruhlarda olur, iki cihanı kaplar Efendimiz Muhammed Mustafa (sav) gibi.

Makam makamdır, onu hak eden için nimet, hak edemeyene külfet, hak etmeden orada olanla çevresine eziyettir. Odadaki makam vebal yüklüdür. Hem bu dünya da hem diğerinde yaman hesabı vardır.

Fıratın kenarında kuzu kaybolmuyor artık, dağında tepesinde anne kuzusu, ciğerparesi kül oluyor. Adına şehadet denilen makam, onu Cennete, anneyi şehit annesi makamına, koltuktaki sorumluyu da mahşerde titreme konumuna taşıyor.

Makam erdemle bezeli yüreklerle  kıvam bulur. Mühür sahibi olunur, diploma ile. Koltuk sahibi olunur real işleyişle ancak iktidar sahibi olmak yürekledir.

Önündeki evrağın imzası, mührü makamın işidir. Yüreğinle, ruhunla, kanaatinle, cesaretinle uyguladığın iktidarındır. Makam iktidar ister. 

Evrak ve presedür ile hareket edilecekse onu, ezberleyen küçük bir çocuk hatta basit bir papağan bile yapar rahatlıkla, ondan ruhu, beyni, yüreği ile sonuç çıkarıp hareket edendir iktidar sahibi. İktidarsız makam sahipleri, doldurmuş deri koltukları, ve evrakları mühürlüyor titrek elleri.

Olağanüstü hal, olağanüstü hal oluştuğunda uygulanır. Bunu makam sahipleri değil, ülkenin başındaki vicdan sahipleri belirler, adı üzerinde o olağanüstü hal geçince, kaldırılır. İşte tam halin olağanüstü olduğu zamanda insanla müsfettesi, aslıyla kopyası, iktidarsızla iktidarlı olanı gün yüzüne çıkar. Bulutlardan sıyrılan dolunay gibi göz kamaştırarak.

Sair zamanda makam öyle böyle doldurulur kof  adamlarla, düşe kalka işler yürür korkuluklarla, ancak hal olağanüstü ise olağanüstü mükemmel haller bekler insanlık makam sahiplerinden. 

Hal olağanüstü olunca bulanmış nehir suyu gibi çel çöp akarken duru olanı korumak, yaşı kurudan ayırmak, zalimin oyunundan mazlumu muhafaza etmek olağanüstü bir basiret, dağ gibi yürek, sarsıcı bir iktidar gerektirir. 

O koltuklar bir gün boşalır, ısıttığınız yeri başkaları ısıtır. Kuru tabutlarda uzanıp dinlenmek zamanı geldiğinde eliniz mühürleri bulamaz. Sizin emriniz yerine yaptıklarınızca emreden meleklerin sözü dinlenir.

Zaman çok çabuk geçiyor. Yanlış hesap bağdattan döner, yanlış hesap eden, hesabınca davranan elbet hesabını verir. Haklı olan sabrını da gösterir. Zira Mevlanın değirmeni yavaş işler ama ince öğütür. 

Zamanın öğüttüklerinden olmak veya zamanın büyüttüklerinden  olmak iktidar işidir. Koltuklarını ısıtan mühür sahipleri, ellerinizi vicdanınıza koymayın. Hal olağanüstü bu size yetmez, vicdanınızı varlığınıza, makamınıza, mührünüze koyun. Zira mazlumun ahi aheste aheste size vicdanınızın makamını öğretir. Hemde tatlı gülmelerin acı inlemeleri ile.

Hal olağan, durum olağanüstü olunca, memleketim huzur, askerim güven, bebeler şefkat, çocuklar gelecek, insanım olağanüstü insanlık bekliyor boz bulanık demlerde.

Hadi geçelim bu iğne deliğinden de hep beraber alnımızın akı ile. Ateşten elbiseler giydirilmeden ipek tenlerimize. Düşenin ayağına takılan çelmeleri  Allaha havale edip biz elinden tutanlardan olalım. Gün doğduğunda başımız önümüze eğilmesin, ruhumuz yerin dibine geçmesin diye. 

Baş gözümüze sokulanı değil gönül gözümüze işleneni okuyarak. 

Daha aydınlık, ferah, huzurlu, mutlu, olağan, sıradan günlere kavuşmak dileğiyle.
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR