20 Eylül 2017 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Anı Yazısı..

16 Mayıs 2011 Pazartesi 18:39

ANI YAZISI…

 

Yazar deyince; duygusuz, düşünceden yoksun, robot tipi düz yaşayan, hatıraları olmayan, anı yazısı yazmaya hakkı olmayan bir şey mi aklınıza geliyor.

 

Elbette yazı bir kompozisyon gerektirir. Neden bir gezi notumuzu yazımıza dökmüşüz diye rahatsız oluyorsun ki! Herkes düşüncelerini köşesinde yazabilir, biri sen gibi rahatsız olabileceği gibi bir başkası da; bir kaymakam dostum arayıp, torunlarıma gittiğimi yazımdan öğrenmiş olmasını güzel bir lisanla benimle paylaşıyor.

 

Benim yaşadıklarım bir anı yazımla satırlara döküldüğünde; liseli kompozisyoncu yazısı ifadesine mi, maruz kalmalıydı? Buyurun, yazılarımdan rahatsız olmuşluğunuz varsa; var gibi, siz yazın? Köşemi size devretmeye hazırım. 40 yıldır yazıyorum… Siz de, bundan böyle benim köşemde yazın. Ben pek köşe meraklısı değilim. Her an yerimi size bırakmaya hazırım. Sonra bu köşe, babamdan bana kalan bir miras değil! Benim tapulu mülküm değil. Kalemini eğilerek öpeceğim ve saygıyla yerimi terk edeceğim bir yazara görev yerimi terk etmeye hazırım. Herkesin huzurunda söz veriyorum.

 

Bir kompozisyon yazısı yazın… Bana gönderin, sayfamda yayınlayayım. Kompozisyon deyip geçmeyin. “Ne bu? Yazar ne anlatmak istemiş!” dediğiniz cümleden bile size 15-20 yazı çıkarırım. Sakın yanlış anlamayın, kesinlikle bu cevabı verirken kızmış da değilim. Zerre kadar kızmaya hakkım yok. Isparta’da eleştiriye en açık olan yazarlardan biriyimdir. Devamlı “Çok güzel… Hoca’m neler döktürmüşsün yine” derlerse o işte bir yanlışlık veya eksiklik vardır diye düşünürüm.

 

Sahnede şarkı söyleyen şarkıcı nasıl ki, alkışlarla ayakta kalıyorsa bizler de; siz değerli okuyucularımızın eleştirileriyle daha iyi yazmaya çalışıyoruz. Ancak, eleştiri; bilen tarafından yapılmalıdır. Yazmayı bilecek, yazı türlerini bilecek.

 

Çözüm gazetesinde; 10 yıla yakın bir zamandır yazıyorum. Geçen gazetenin sorumlu müdürü Şakir Bey’le sohbet ediyorum. “Dün yine kızgındın… Lav gibiydi sözlerin! Birilerini ağır eleştiriyordun.” dediğimde “Birileri bilip bilmeden eleştirdiğinde kızıyorum Hoca’m… Şimdi beni siz eleştirseniz başımı eğerim… Sümer Şenol Hoca’m eleştirse saygı duyarım. Muammer Songür Ağabeyim bir söz söylese boynum kıldan ince olur, onun eleştirisinin karşısında! Ama bilmeyen eleştirince kahroluyorum.” Dedi.

Bazen yazılarıma 10 üzerinden 10 veren Murat Yüksel Hoca’m bazen de; çok ağır eleştiriye tabii tutar beni… Yani, tabir caizse topa tutar beni! Dayanamam o an, zoruma gider, kırılırım ama o eleştirisine de, dağlar kadar hak veririm. Nefis işte, nefsime zor gelir ama kabullenmek zorundayımdır. Çünkü beni denemeci yapan ÜSTADIMDIR… Murat Yüksel!

 

O beni eleştirdiğinde, ben daha iyi yazı çıkarırım. Dönem dönem kendisiyle istişare ederim, en son yazdığım birkaç yazımı kendisiyle paylaşır, ona okurken düşüncelerini alırım. Bizimkisi bir nevi duygu ve düşüncelerimizi köşemizde sizlerle paylaşmaktır. İyi veya kötü! Kendi çabamızla yaptığımızdır, yapabildiğimizdir. Yanlış veya doğru… Olanımızdır bu yaptığımız! Bende olmayanı nasıl paylaşabilirim ki, sizinle! Eksiğim varsa kusuruma bakmayın, ne olur. Şimdi cevap verdim diye kızmayın lütfen! Vermesem de, kendimle bir ömür boyu kavga ederim. Niye, o okuyucuyu aydınlatmadın diye kendime kızarım.

Bugün köşesinde, Fehmi Koru “kuşkularını paylaşacağını ifade eden bir cümleyle başlamıştı yazısını… Sayılır yazarlardandır, Fehmi Koru! Bana göre ama bir başkası çizgisini beğenmeye bilir. Onun paylaştığına karşı gelen de vardır mutlaka!

 

Yazı, bitmeyen bir hazinedir. Yazmalı derim ben! Yanlış doğru, düşüncelerinizi paylaşın… Size sunulan pencereden, bakın çevrenize ve o çevrede gördüklerinizi; gözlemlediklerinizi paylaşın. Bu anılarınız da olabilir, günceliniz de olabilir, siyasi, ahlaki veya kültürel düşüncelerinizi ihtiva eden makale veya fikir yazısı tipi yazılarınızda olabilir. Sohbet türü veya fıkra türü yazılarınızla da, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

 

Gerçekten, sizde yazın. Nice arkadaşlarımı yazmaya başlattım. Şimdi kendi internet gazetesini kurdu o arkadaşım ve nice insanlar orada çömezce başladı, düşüncelerini paylaşmaya! Benden yazısıyla ilgili düşüncelerini isteyen arkadaşlardan birine henüz “Bu ne?” demedim. “Bu nasıl yazı! Sende bu işi becerecek kapasite yok! Git, işini yap! Yazarlık senin neyine! Yazar olabilmen için 40 çuval ekmek yemen lazım!” demedim... Dememde!

 

Bugün anı yazısı olur, nasibinde; yarın bir deneme! Ne çıkarsa bahtına.

Bir gün, Isparta’nın bir festivaline gelmişti… Neşet Ertaş. Karşısında konuşanlar… Sahne de, bozuk bir ses düzeni… Çalmaya çalıştı, okumaya çalıştı, ama olmuyordu. O meşhur Neşet Ertaş yoktu sanki… Sahnedeki o değildi. “Yok… Olmuyor… Çalamayacağım, söyleyemeyeceğim.” Demişti. O da bir insan! Alamadığı şeyi size nasıl versin ki!

 

Gün olur, iyi yazarsın… Gün olur, kötü yazarsın. Gönülden Neşet’in dediği “Gonulden” gelmeli ki, yazasın. “Gonul dağı yağmur yağmur boran olunca” deyişi gibi, yağmurun sele dönüştüğü, gök gürültüsü, şimşeğin sağlı sollu çakışından ortaya çıkan hava şekliyle karşılaştığındaki karışıklık gibi bir yazı yazarsın.

 

Yazarın o gün için sırf kırık-dökük çıkan bir yazısı yüzünden; onu usule yakışmayan bir üslubunuzla hırpalamanız hata! Benden büyük müsünüz, küçük müsünüz bilmem ama sözünüzle bayağı küçülmüşsünüz.   

  

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR