20 Eylül 2017 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Anlamazlar Ki…

24 Mayıs 2013 Cuma 00:41

Nurullah Ataç bir denemesinde “Övülmek her kişi için, hele tuttuğu işi kendine gerçekten dert edinmiş her kişi için, gerekli bir azıktır. Pazara götürdüğü mala alıcı bulamayan adamın içi ne oluverir, bir düşünün! Bu dünya pazarında hepimiz bir malın satıcısıyız; alıcı çıkmadı mı, şöyle kurularak: “anlamazlar ki!” deriz ya, bakmayın, gene boynumuz bükülmüştür, gene öz güvenimize kurt düşmüştür.

Nurullah Ataç’ın satır aralarında kendime yakın şeyleri buldum. Ben, bazen o yazdıklarımın havasına kapılırım. Derim ki, şöyle bir denemeciyim, yok hani böyle bir denemeciyim ama ne şehirden bir ilgi görüyorum, ne de ülkeden! Ne bilsinler ki, nereden anlasınlar ki, senin değerini, kıymetini! “Anlamazlar ki!” derim. Gerçekten de, koca koca adamlar “Deneme nedir?” der, eh ben de başlarım yağlandıra ballandıra anlatmaya… Denemeden anlamayana anlatmaya, okumayana nefes tüketmeye… “Okumuyorlar ki, anlasınlar… Okuma özürlüyüz!” dediğim olur, neden derseniz onu yine o benim denemeyi tarif ettiğim söyler de, o yüzden derim. Gözlerimin içine baka, baka “Okuma özürlü bir toplumuz” derler de, hiç sıkılmazlar.

Burada, bazen bu anlamayanların arasında anlaşılmayı, övülmeyi, methedilmeyi, plaket verilmeyi istediğimiz olur. Nefis isteği! Nurullah Ataç’ın denemesindeki gibi “Evet, insan kendine yaltaklananlar olmasını da ister… İnsan kendini hiç beğenmese çatlarmış, öyle derler…

Kendinden hep şüphe içinde, kendini beğenmediği bir türlü beğenemediği için çatlayacak gibi olmaktadır; çatlamamak için kullar arasında dolaşmaya, onların yaltaklanmalarıyla avunmaya ihtiyacı vardır. Beğenilmemeye, en değersiz bir kimsenin bile beğenmemesine katlanamamaları da o yüzdendir…” düşündüğüm olur. Ne yalan söyleyeyim düşünmedim dersem yalan söylerim.

Ama şunu da, her yerde her zaman söylerim. Tamam, benim kalemim neden takdir görmüyor, diye üzülürüm onunla ilgili düşünürüm ancak hep savunduğum bir gerçek vardır: Kendi kendimi beğenmekten başka bir şey değil benim ki? Öyle, bir numara olsam, her halde bir şekilde beni bulurlar. Yalnız, şu da bir gerçek, çok zaman hak ettiğim yerde olmadığımı, söylerim. Oraya şu anlık taht kurmuş olanlar, kendi at gözlükleriyle bakıyorlar. Herkes kendi grubunun, locasının, kulübünün ve cemaatinin adamı gözüyle bakıyor, onlardan değilsen, sana diğerlerine sunulan şeyler sunulmuyor. İşin aslı bu! Ağzınla kuş tutsan hava! Burası aklıma geldiğinde, çok fazla mütevazı olduğumu düşünüyorum. Yani hep mütevazı olmaya çalışırım ama bununda bu defa kendime, denemelerime karşı bir haksızlık olduğunu düşünürüm. Haliyle, beni beğenmeyenlere, beni anlamayanlara karşı olurum… Kızarım.

Yine, Nurullah Ataç’ın satır aralarında dolaşırken yakaladığım ve haklılık payı olan şu cümlelerle, kızmışlığımı bırakır, kendime gelirim… Der ki, yine bir yerde “Kendine gerçekten güvenen adam, beğenmeyenlerin sözünü öfke ile değil, olsa olsa şaşırarak karşılar: ‘Neymiş? Acaba yanılmış mıyım? Yaptığımı doğru sanıyordum, değil miymiş?’ Böyle düşünür önce. O sözleri ille doğru bulur demiyorum; inceleyip onların çürüklüğünü görür, gösterir, ama sinirlenmez.”

Ne diyor, Nurullah Ataç “Kendine güvenen adam, beğenmeyenlerin sözünü öfke ile değil, olsa olsa şaşırarak karşılar. Ve yaptıklarını bir daha inceler, bir daha gözden geçirir” Evet, ne yapmalıymışım! İnceleyip, onların çürüklüğünü, yanıldıklarını görüp, sinirlenmeden o çürüklüklerini görüp, göstermek.

Ve her şeyden önemlisi, dik durmak… Sabretmek. Ağır adımlarla yürümek! Önünüzde bir merdiven var, siz yukarıya çıkmak durumundaysanız, basamakları kullanmak zorundasınız. Ağır ağır ve birer birer çıkacaksın merdivenlerden.

O zaman “Anlamazlar ki!” demeyeceksin, anlamadıklarını bileceksin ama asla seni anlamadıklarından dolayı üzülmeyeceksin.

Sen işine bakacaksın. Doğru mu?

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR