22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Antalya Şarampol Semtinde…

04 Ekim 2011 Salı 10:04

ANTALYA ŞARAMPOL SEMTİNDE…

 

Adamın biri, Antalya’nın Şarampol semtinde; aracıyla ilerlerken, ışıklarda durması gerekiyor.

 

Durduğunda önündeki aracın plakası gözüne ilişiyor. “Olamaz” diye bağırıyor. Aracın içindekiler “Ne olamaz?” diyorlar. “Bu benim plakam… Ya, öndeki aracın plakasına bakın çocuklar!” Gerçekten bakıyorlar ki, bu kendi arabalarının plakası; hemen telefona sarılıyor. Trafiği arıyor. “Vatandaşlık görevimiz… Uyarmalıyız.” Diyor. Neler oluyor… “Gözlerime inanamıyorum… Nasıl sahte plakayla dolaşıyorlar. Şimdi bunlar kanunsuz bir iş yapsalar, gelir beni bulurlar.”

 

Trafiğe, açık adres veriyor… Kendisi de, tetikte aracı takip ediyor. Ekip biraz ilerde aracı durduruyor. Kendisi de, hemen olay yerine yaklaşıyor. Trafik polisi sıkı bir inceleme sonunda “Gidebilirsiniz… Özür dileriz. İhbar aldık, o nedenle durdurduk. Aracınızın plakası sahte denildi. Ama aracınız da, plakanızda temiz.” Deyince, bizim ihbarı yapan arkadaş çıldırır “Ya nasıl yollarsınız… Göz göre göre suç işliyorsunuz” diye, çıkışır polise. Polis “Bir de sizin aracı inceleyelim… Bir zahmet ruhsatınızı alabilir miyim?” der.

 

Adam burnundan soluyarak, ruhsatı uzatır. İnceleme sonunda kendisinin plakasının sahte olduğu aracının çalıntı olduğu ortaya çıkar.

Olacak iş mi? Şimdi, vatandaşlık görevin yaparken, sen suçüstü yakalanıyorsun.

Geçen bir şebeke çökertilmişti. Senin tapulu malını rahatlıkla bir başkasına satıyorlar. Senin pek fazla ilgilenemediğin bir gayrimenkul malın haberin olmadan bir başkasına satılıyor. Aman dikkatli olun, arada bir tapu dairesine uğrayın… Menkullerinizi kontrol ettirin. Geçen yine bir arkadaş anlatıyordu… Antalya’da, bir evi üç ayrı kişiye satan birini yakalamışlar. Üç ayrı vatandaş ev benim diye sahiplenmeye başlayınca iş adliyede çözülüyor.

Garip olayların yaşandığı bir ülkeyiz. Bir sabah para çekmek için bankaya gittiğinizde, hesabınızın sıfırlandığını görüyorsunuz. Bir gün, oturduğunuz eve gelen biri bu ev benim, en kısa zamanda boşaltır mısınız, diyebiliyor. Bir gün, evinizin önündeki aracınızın kendisine ait olduğunu söyleyen biriyle karşılaşabiliyorsunuz. Mezar yerine sahip çıkan olmazdı, şimdilerde o da oluyor. İstanbul’da, mezar yerlerini satan bir şebeke yakalanmıştı. Pes dedirtecek kadar var yani!

Geçen biri anlatıyor… Evinin önünden o gün yeni aldığı ayakkabısı çalınıyor. Aynı blokta yaşayan birinden şüphelendiğini söylüyor. İş polislik oluyor. Hakikaten hırsız oldukları bazı kişiler tarafından bilinmesine rağmen korkusundan olacak ki, herkes susuyor ve hatta bizim adamı suçluyorlar “Nedir, bir ayakkabının peşine düşmüşsün. Hepsi alt tarafı bir ayakkabı değil mi?”

 

Adamcağız şimdi dertli ve hem de çok muzdarip!

Hırsız, onlardan davacı olduğum için düşman oldu, bana! Komşular, bana ne gerek vardı yani… Bunca velvelen “Hepsi bir çift ayakkabı için miydi?” dediler. Yalnız kaldım… Haksızlıkla suçlandım. “Ne yapabilirim, Hoca’m?” diyor. “Ne olur, bana yardımcı ol?” diyor.

 

Aklıma Nasrettin Hoca’nın fıkrası geldi.

Tuttuğu hırsızı ne yapacağını soran oğluna Hoca “Bırak hırsızı gitsin” diyor. Oğlu da diyor ki: “Baba, ben onu bıraktım ama şimdi de o beni bırakmıyor.” Hakikaten o hâle geldik. Adamcağız, bırakmış hırsızı şimdi belasıyla uğraşıyor. Yani, benim bile “Bir ayakkabının peşine neden bu kadar düştün?” diyeceğim geliyor. “Evdeki ayakkabıların hepsini versen kurtulamazsın artık, hırsızın elinden!”

Şarampoldeki adamın başına geleni görmüyor musun? Adamcağız, vatandaşlık görevini yaparken; altındaki arabasından oluyor.

“Git, o adama yeni bir ayakkabı al… Başımın gözümün sadakası olsun” deyiver, bu işi belki ancak o zaman kapatabilirsin.

Ya da, önüne çıkan şarampolden aşağı kendini at!

  

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR