20 Eylül 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
08 Aralık 2010 Çarşamba 14:05

Av Mevsimi Oyuncularıyla Röportaj

Av Mevsimi Oyuncularıyla keyifli bir sohbet..
Av Mevsimi Oyuncularıyla Röportaj

75 kişilik bir ekiple toplam 8.5 haftada çekilen Av Mevsimi filmi, 3 Aralık Cuma günü vizyona girdi. Hayatını karısına adayan ve onun hastalığıyla boğuşan Ferman (Şener Şen), boşandığı eşi Asiye’ye (Melisa Sözen) tutkuyla bağlı İdris (Cem Yılmaz) ve bu dünyaya yabancı Hasan (Okan Yalabık)...

Çözmeye çalıştıkları cinayet bu üç polisin hayatını kökünden değiştiriyor.
Polisiye seviyorsanız sinemada yerinizi ayırtın. Sevmiyorsanız yine ayırtın. Bu film sırf Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık ve Melisa Sözen’in şapka çıkartılacak oyunculuklarını görmek için dahi izlenmeye değer...

* Önünüze iyi proje gelmediği için hep Yavuz Turgul filmlerinde oynadığınızı söylüyorsunuz. Bir projeyi kabul etmeniz için gerekli şartlar nedir?

Bunun bir matematik formülü yok. Bu bir his, bir sezi. Zamanla bu duygum gelişti. İyi bir senaryoyu hissedebilirim. Kendimi orada görebilirsem “Evet” derim. Çok değişik filmlerde, çok değişik karakterleri canlandırdım. Belli bir kalıbım yok.

* Hiç düşünmeden “Şu yönetmenin filminde oynarım” diyeceğiniz biri var mı?

Yavuz için de demem bunu... Yavuz da bunu bilir. Onun için senaryo en son şeklini aldıktan sonra bana verir ve der ki: “Al bakalım. Oynayacak mısın, oynamayacak mısın?”

Hiçbir iz olmadan cinayetin nasıl çözüldüğüne tanık olduk

* Film için beş yıl gibi uzun bir süre çalışmış, cinayet masası dedektifleriyle vakit geçirmişsiniz. İlginç olaylar yaşadınız mı?

Cinayetlere gittiğimiz oldu. Ekip arabasında bayağı vakit geçirdik. İhbar gelince gittik ekiple... Tabii cinayet mahaline konu komşu doluştuğu için ben uzaktan izledim. “Şener Şen” olarak orada ne işim var. Ama Yavuz cinayet mahaline girdi. Sonra hiçbir iz olmadan bir cinayetin nasıl çözüldüğüne tanık olduk.

* Etkilendiniz mi?

Elbette, polisler işlerine profesyonel bakıyor. Bir ceset gördüğü zaman, bizim gibi “Ayy ölmüş” demiyor. Bu nasıl ölmüş, kim öldürmüş, kaza süsü mü verilmiş, diye bakıyor. Biz de böyle adamları canlandırdık. O yüzden duygularımızdan arınmamız gerekti.

* Bunca yıllık tecrübenize rağmen, her yeni filme başladığınızda, kendinizi amatör oyuncu gibi hissettiğiniz olur mu?

Ben o duyguyu acayip canlı tutmaya çalışırım. Her yeni rolde paniklerim, nasıl halledeceğim,
ne yapacağım diye... Yavuz oyuncularını çok rahatlatan bir yönetmendir. Yapısı gereği işi sizin yorumunuza bırakmaz. Nasıl oynayacağınızın çerçeveleri belirlenmiştir ve öyle oynamak zorundasınız. Yıllardır birlikte çalışmaktan ötürü Yavuz’un o rolü nasıl düşündüğüne dair bir fikir oluşmuştur bende... Ama yeni çalışanlar için zorluk olmuş olabilir.

1984’ten beri oynadığım bütün karakterleri ben seçtim

* Beş parmak birbirinden ayrılmaz ama canlandırmaktan en çok keyif aldığınız karakter hangisiydi?

“Hadi gel bir film yapalım. Nasılsa kolay. Bir şeyler yazarız” diye kimseyle çalışmadım. Gördüğüm senaryoya güvenerek hep işi kabul ettim. Hepsini çok sevdim, kendimi yakın hissettim. Beğenmesem katiyen oynamazdım.

* Belki de sizden beklenti çok büyük olduğu için bu kadar titizsiniz.

Yok. 84’te ben bu konumda değildim. Sadece komedi filmlerim vardı. Ama 84’te başrol oynamaya başladığımda “Kendim seçeceğim” dedim. Başıma belayı o zaman aldım.

Beğenmediğim senaryoda oynayacağıma, bulaşıkçılık yaparım

* 5 yıl film çekmiyorsunuz, bir tane yapıyorsunuz, sonra sekiz yıl tekrar çekmiyorsunuz. Sanırım geçiminizi sinemadan sağlamıyorsunuz. Öyle olsa belki çok beğenmediğiniz rolleri de kabul etmek zorunda kalırdınız.

O konuda işin içine kişisel farklılık giriyor. Tabii ki aç, açıkta değilim. Birikimim var. 80’lerden beri yan iş olarak reklam yapıyorum. Ama inan yapmasaydım ve param olmasaydı da aynı seçiciliğim devam ederdi. Kötü iş yine yapmazdım.

* Yani “Ben aktörüm. Kazanmak için çalışmak zorundayım” demezdiniz.

Hayır efendim. Başka iş yapardım. Gider kafe
açardım, açamıyorsam bulaşıkçılık yapardım. İnsanlar hem her rolde oynuyor, hem de itibar istiyor. Olmaz öyle şey!

* Sizi tekrar bir komedi filminde görebilecek
miyiz? Mesela Badi Ekrem gibi bir rolde...

İnsanın yaşamışlığı fiziğine yansıyor, yaş ilerliyor. Badi Ekrem tabii mümkün değil. İş yine senaryoda bitiyor. Bir komedi filminde fiziğime, yaşıma uyan, beğendiğim bir rol olursa, neden olmasın. İsterim tabii.

Bir daha evlenmem diyemem ama şimdiki halimden memnunum

* Şener Şen olarak sizi hem çok iyi tanıyoruz, hem hiç tanımıyoruz. Film yapmadığınız zamanlar neler yaparsınız?

Hep sinemayı besleyen şeylerle uğraşırım. Resim, müzik... Sinema her şeyi kapsıyor, o yüzden her alanla ilgilenmek lazım. Yakın dostlarımla vakit geçiririm. Ama hep film arayışım sürer. Bir film bittiği zaman ben üç sene-beş sene bekleyeceğimi bilmiyorum ki... Yine hemen bir film yapacağım zannediyorum. O heyecanla dolaşıyorum.

* Evliliğe bakış açınızı da merak ediyoruz.

İki defa evlendim. İkisi de ayrılıkla sonuçlandı. Evliliğe çok yatkın olmayan insanlar var. Ben yatkın olmadığımı da söylemiyorum, büyük konuşmayayım. İnsana ait kesin konuşmamayı öğrendim bu yaşıma kadar. “Bir daha evlenmem” diyemem, öyle biri çıkar ki evlenebilirsin. Ama şimdiki halimden de çok memnun olduğumu söylemeliyim.

* “Sanatçılar biraz yalnızdır” diyebilir miyiz?

Yalnızlık insanlara hep ürkütücü bir şey olarak sunuluyor. Öyle değil, çok keyifli bir şey aslında. Ha ama kendinizi toplumdan tecrit eder, kimseyle görüşmezseniz o ayrı bir sorun. Önemli olan özgürlük alanının sizde olması... Hem mesleğim, hem ilişkilerim gereği toplumun en civcivli, en coşkulu alanlarında da olabiliyorum, istersem üç gün evden çıkmadığım da oluyor. Bana kalmış.

Babamın oyuncu olmamdaki etkisi büyük ama kendi yolumu buldum

* Çocukluğunuzda tiyatrocu babanız Ali Şen’den etkilendiğinizi biliyoruz. Başka örnek aldığınız biri var mıydı?

Babam model oluştururdu tabii. Oyuncu olmamdaki etkisi büyüktür. Ama benim bakış açım farklıydı. Beğendiğim oyuncuları kendi süzgecimden geçirirdim. Çocuk halimle “Ben olsam, şöyle oynardım, böyle oynamazdım” derdim. Tuhaf bir şey tabii. Dolayısıyla kimsenin pek etkisi altında kalmadım. Kendi yolumu çabuk buldum.

* Okulda öğretmenlerinizi taklit ediyormuşsunuz.

O ayrı. O eğlence için... Hâlâ birilerini taklit ederim.

Cem Yılmaz: Sette biraz hiyerarşi gerekiyor bunu anladım

* Yavuz Turgul’dan teklif geldiğinde heyecanlandınız mı?

Sevdiğim 10 filmi saysam 7’si Yavuz Turgul’undur, bunların birkaçında da Şener Abi başroldedir. Yavuz Abi’nin yazarken çok kapalı bir dünyası vardır. Bir şeyler yaptığını biliyordum ama teklif gelene kadar ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tabii çok sevindim, çok da heyecanlandım.

* Siz de çok deneyimlisiniz ama...

Yok. Ben tecrübeli değilim. El yordamıyla kendi kendine film yapan birisiyim. O başka bir dünya.
Turgul’daki kredimi yakma pahasına teklifi kabul ettim

* Peki bunu hayatınızın rolü olarak gördünüz mü?

Yok. Hatta şüpheyle yaklaştım. “Bu rolü becerebilir miyim?” diye düşündüm. Yapamayacağım şeye girişmek istemem. “Hayır” diyemem, ama kaçarım. “Ne diyorsun?” diye sorduklarında, “Iııı çok güzeel” diyerek fıyarım.

* E nasıl kabul ettiniz peki?

Yavuz Turgul benim bu role uygunluğumu düşünmüş, bunu da sağlam sebeplere dayandırmış, birlikte çalışmaya yatkınlık gözlemlemiş. Mekanik bir teklif değildi. Duygusal yoğunluğu olan, sinemacılık ruhu barındıran bir teklifti. Bu nedenle...

* “O bana güveniyorsa, ben de kendime güvenmeliyim” dediniz yani...

Emin ol öyle düşündüm. Ama onun gözündeki kredimi yakma ihtimalini de göze aldım. Yavuz Abi’nin aksine benim disiplinli bir çalışma şeklim yok. İşimde titizimdir o ayrı... Hoşuma gitmeyecek şeyler duymaktan korktum. O da hiç işime gelmez, kaçabilirim.

Bana da deneme çekimi yaptılar, bu bence çok olumlu

* O kadar sahneye çıkıyorsunuz. Beğenildiğiniz kadar eleştirildiğiniz de oluyordur.

Mutlaka. Ama sahneye çıkarken elimde bir malzemem var ve ondan eminim. Burada başka bir hüner söz konusu. Ve bu hüner bende var mı, yok mu inan bilmiyordum. Buna imkan tanıyacak proje de daha önce sunulmamıştı.

* Komedyen algısını yıkmak zor mu?

Komedi daha kolay yapılabilir, hafif bir şey zannediliyor. Sanki ben refleks olarak öyle konuşuyorum ya da komik bir karaktere bürünebiliyorum. Değil... Buradaki cazibe kendimi test etmem, oyunculuğumu bir ölçüye vurmak oldu.

* Size deneme çekimi yaptılar mı?

Yaptılar.

* “Olmadı, kusura bakma” deselerdi...

Olabilirdi tabii... Role uygun olmamak, sizin kabiliyetinizle alakalı bir konu değildir. Şöyle şeyler duyuyorum: “Ne yani... Bana deneme çekimimi yapacaksınız kardeşim.” Bu senin denendiğin bir şey değil ki, role ve operasyona uygunluğun deneniyor. Tekstin dışında söylediğiniz bir şey bile işi değiştirir. Yönetmen sizinle görüşmeden, peki neye istinaden rolü teklif edecek? “Hokkabaz’daki sihirbazı çocuğu çok iyi canlandırdın. Gel Av Mevsimi’ndeki İdris’i oyna” mı diyecek? Tam tersi, deneme çekimi yapılmasını çok olumlu karşılıyorum.

İdris’in bana benzememesi işime gelen bir durumdu

* Siz de yönetmenlik yapıyorsunuz. Yavuz Turgul’un setinde öğrendiğiniz bir şeyler oldu mu?

Şunu gururla söyleyebilirim ki iyi yapmaya çalıştığımız şeylerde Yavuz Abi’yle yöntemlerimiz çok benziyor. Öğrendiğim bir şey var. Ben fazla yumuşak yüzlüyüm. İşi çok arkadaşça götürüyorum. Biraz hiyerarşi gerekiyormuş, onu anladım. İşini iyi yapan insanlar bu disiplinden, hiyerarşik yapıdan hiç rahatsız olmuyor. Yani insanların şahsiyetini zorlamadan, yeteneğinin zorlanabileceğini gördüm.

* Siz zorlamıyordunuz yani...

Biraz çekinik kalıyordum. Hem yaş itibariyle, hem tecrübe itibariyle oyunculara fazla müdahale edersem ayıp olur gibi geliyordu. Alınacaklarını düşünüp bazı şeyleri söylemekten geri duruyordum. Dolayısıyla da bazen planladığım performansın gerisine düşebiliyordum. Yavuz Abi’nin bu konularda bir sertliği var, o da gerekli bir sertlik. Kişisel bir şey değil bu, filmin kaderini etkiliyor. İş bir kişinin kontrolünde olmalı.

* Rolünüzü biraz anlatır mısınız?

Deli lakaplı, Karadenizli polis İdris’im ben. İdris’le önce yakınlık kuramadım. Bana benzemeyen bir tip. Ama sonra benzemeye başladı.

* O nasıl oldu?

Bana benzememesi oyunculuk açısından işime gelen bir durum aslında. O adamın motivasyonunu, halini anlamak biraz zaman aldı. Daha önce canlandırdığım komedi karakterlerinde bir parça konforlu olduğum yerlerde geziniyordum. Haliyle karakterleri kendim yarattığım için bildiğim hal tavırı karaktere veriyordum. Söyleyeceği söz, bakış, duruş, yürüyüş... Şunu söyleyebilirim, biz üçümüz (Şener Şen ve Okan Yalabık ile) cinayet masası polisi olsaydık, böyle görünürdük, böyle davranırdık. Uzun zaman buna kafa yorulmuş. “Bu adamlar polis olsaydı böyle olurdu” diye düşünülmüş. Film için bu tipleri cazibeli hale getirelim diye bir durum yok. Yani bizim filmde aslında kurgu yok ve en büyük farkı o bana göre.

* Peki role hazırlanmak için ne kadar bir mesai harcadınız?

Şener Abi ve Yavuz Abi 2005’den beri çalışıyorlar. Polislerden danışmanlık alındı. Mekanların, insanların, ilişkilerin gerçekliğiyle ilgili. Misal sorgulamanın gerçekliği... Bayağı ciddi notlarla geldiler. Biz de birkaç kez kendileriyle buluştuk.

* Nerede?

Cinayet masası polisleri zaten sivil gezen polisler. Nöbetleri olduğu zaman İstanbul’un bilinmedik bir yerinde oturuyorlar. Sonra onlara telsizden veya telefondan haber geliyor: “Bir kişi daha sigarayı bıraktı” diye. Kişi ölünce sigarayı da bırakmış oluyor ya... Tüyler ürpertici bir durum. Masada oturuyoruz. İnanmazsın üç-beş dakikada bir birinin öldüğü, öldürüldüğü, intihar ettiği haberi geliyor. Bilgi alıyorlar, detayları yazıyorlar, sonra ekip gönderiyorlar.

* Polisler için olağan bir durumdur bu...
Dışarıdan biri için çok tuhaf değil mi?

Tabii. Her dakika biri ölüyor düşünsene... Çok garip. Bak nasıl duygularım gelişmiş.

Bir tescil, onay ya da damga pulu peşinde değilim

* Herkes “Cem Yılmaz’ın performasına çok şaşıracaksınız” diyor.

Ya o komedyen olduğumdan ötürü... Ben yine amatörlükten feragat etmeyeyim. Ama şundan da çok rahatsızım... Ehliyet sahibi bir insanın tevazu göstermesi saçma bir şey artık. Sizin B sınıfı ehliyetiniz var. Biri diyor ki “Araba kullanabilir misiniz?” Siz de cevap veriyorsunuz: “Aman efendim estağfurullah.” Bu manasız bir şey... Yapabileceklerimi yaptım. Bu her rolün altından kalkacağım anlamına gelmez. Skalayı genişletirsem belki farklı rolleri becerecek kadar demlenmiş olurum. Bir tescil, onay, damga pulu peşinde değilim.

* Hep böyle hayatla dalga geçen bir tipiniz var. Sizi üzen, canınızı sıkan şeyler oluyor mu hayatta?

Geçenlerde NTV’de Banu’nun (Güven) Yavuz Abi’yle röportajı olmuştu. Demişti ki “Cem nasıl biri?” Yavuz Abi de “İyi bir çocuk” diye cevap verdi. Valla iyi bir çocuğumdur ben. Üzüntü algım farklı biraz. Mesela basında yanlış anlaşıldığım zaman üzülüyorum. Ama kendi adıma değil, onlar adına...

* Başarısızlıktan çekindiğiniz için denemediğiniz bir şey var mı?

Birçok şey var. Başarı peşinde koşmuyorum ben. Ama başarısızlık denen şeyle ilgili tedbirli olmakta hiçbir sakınca görmüyorum. Film yapmaktan, sahneye çıkmaktan çok zevk alıyorum. Misal tiyatro ya da radyo programı yapmak istemem. Ama bir vesileyle de yaparsam, başarısız olacağımı bilirim çünkü ilgi alanım değil. İstekli olduğum şeyde başarısız olmaktan korkarım.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR