25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Ay Akşamlı Geceler

23 Ekim 2010 Cumartesi 10:28

AY AKŞAMLI GECELER…

 

Ay akşamlı gece… Yıldızlı mehtap… Açık gökyüzü! Mehtabı olduğum her gece, gölgemle yarıştım. Ay ışığında gölgem hep geride kaldı… Beni geriden takip etti.

 

Saygısındandı sanırım… Beni çiğneyip, geçmemesi!

Bulutlar her akşam güneş batmadan batı istikametinde yığılırlar… Güneş hafif hafif batarken, bulutlar çok değişik renkler alır… Kırmızı, pembe, gri ve kızıl kırmızı. Ve her gün farklı bulutlar, her günün akşamı çeşit çeşit renkler… Ve ben her akşam güneş batımında; balkondayım, bıkmadan güneşin batışını seyrediyorum. O rengârenk bulutları seyre doyamıyorum. Bir zaman geçiyor… Güneşin batışı gerçekleşiyor. Akşam ezanı okunuyor. Gökyüzüne mavimsi bir akım yayılıyor. Esinti varsa o ana kadar, o saniyeden itibaren hava duruluyor. Hayat duruyor gibi… İnsanlar yorgun argın, evlerine dönüyorlar… Sokak lambaları yanıyor. Akşamın karanlığının akışıyla o da alabildiğine, gücü yettiğince sokakları aydınlatmaya çalışıyor. Araçlar akşamın karanlığıyla birlikte, ağır ağır görünüyor ve hızla kayboluyor. Karanlık her şeyi yutuyor sanki!

 

Ay görünüyor… Hilal şeklinde! Balkonda bakış istikametimde, tam karşımda! Onun sağında, parlak bir yıldız… Her akşam bu yıldızı görüyorum. Neden, bu kadar parlak… Işıl ışıl! Diğerleri de gökyüzüne serpiştirilmiş… Gözüme çalınıyorlar. Ama onlar şu parlayan iri yıldız gibi değiller nedense? Her akşam o yıldızda gözüm ve sürekli hep aynı yerde!

 

Akşama doğru başlayan rüzgâr yerini sakin bir ortama terk ediyor.

Akşam çayımızı içiyoruz, hanımla… Baş başa! Çocuklar, yıldızlar gibi birer birer aramızdan kaybolunca, ikimiz bir başımıza kaldık. Tabii, olması gerekeni yaşamak, bir arada oluşumuzu sağlamlaştıran şu yalnızlık, çok tatlı bir anı… Bizlere sunulan!

 

Zamanında ne gecenin manasını anlayabildik, ne de yaşadığımız günlerin… Yaşamın ağır şartları, yan yana gelmemize fırsat vermiyordu ki! İşten, güçten zaman mı ayırabiliyorduk, çoluğa-çocuğa, hanıma! Eşe dosta, ana babaya, yakın akraba ve dostlara! Gecenin içinde arıyorum şimdi kaybettiklerimi!

 

Daldığım şeylerden sıyrılmaya çalışıyorum… Sokağımızın bir cephesi meydanlık… Gündüzün hareketliliğinde duymadığımız çocuk sesleri geliyor, meydandan oturduğum balkona! Akşam olunca, çocuk parkına koşan çocukları uzaktan fark ediyorum. Bazen eşi ve çocuklarıyla giyinip, kuşanmış, düğün vs gibi özel bir yere ağır adımlarla yürüyen ailelerin gidişlerini izliyorum. Ayak sesleri birer birer kulaklarımda! Sesler o kadar net ki!

Bazen yoruluyoruz… Her şey yoruyor şimdilerde! Laf yoruyor, insan yükü yoruyor, yediklerin, içtiklerin yoruyor… Külfetler yoruyor. Balkondan odaya geçiyoruz. Bir saat kadar oda da oturuyoruz, oturmuyoruz ondan da sıkılıyoruz. Tekrar geçiyoruz balkona! Meyve faslı başlıyor. Gece yarısı… Gökyüzüne tam kendimi verdiğim bir an! Evlerine dönenler… Gezmeye giderken ki, ağır adımlarının aksine şimdi hızlı adımlarla yürüyorlar.

 

Mahallemiz çok hareketli… İnsan kaynıyor. Bundan önceki mahallemde, yine her akşam balkonda oturur, geleni gideni seyrederdim. Ama tek tük… Birkaç kişi olurdu olmazdı, gelip geçen insanlar. “Bu şehir terk edilmiş mi, ne?” derdim. Yaz mevsiminde, Antalya’ya çekiliyordu, sanki o mahalleli… Ama aynı yaz mevsimi, farklı bir mahalle… Ama bu mahallemin insanları kalabalık gibi!

 

Gecenin son sesleri… Hava-i fişek sesleri. Patır kütür sesler, gecenin sessizliğini bozuyor. Ancak belli ki düğün var, mahallemizde!

Havadaki renkli görüntülerden sonra gece bitiyor… Hayat bu! Akşam batan güneşin, biten bir gecenin ardından, uyumamız gerekiyor.

Sabah, yeni bir hayat bizi bekliyor… Güneş her günkü gibi yeniden doğacak.

Ay akşamlı yeni bir geceye kadar önümüzde uzun bir gün olacak.

Yeni bir koşuşturmaya hazırlıklı olmalıyım… Ağır bir yük daha yüklenecek omuzlarıma… O nedenle, dinlenmeliyim… Ne dersiniz, dinlenmeliyim değil mi?! 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR