26 Eylül 2017 Salı

Kadir YAVUZ / Ajans32

Aynı Şeyleri Yapmaya Başlamıştım…

20 Nisan 2013 Cumartesi 15:51

Tam tersi şeyleri savunurken, birden aynı şeyleri yapmaya başlamıştım. Hayatımda hiç istemediğim, tasvip etmediğim şeyler bazen kendi kontrolüm dışında gelişiyor.

İstemeden uyduğum, arzu etmediğim hâlde aynı şeyleri benimde yapmaya başladığımı fark ediyorum… Ve nedense, hislerime ses çıkaramıyorum, kendime karşı gelemiyorum, yaptıklarıma engel olamıyorum. Bazı şeyleri, fark etmeden yapmaya başlamışımda haberim yokmuş! Haberim yokmuş diyorum, öyle oldum, tutum ve davranışlarım istemediğim hâl aldı.

Şimdi, niye kafamızı karıştırıyorsun, diyeceksiniz. Zaten hep böyle yapmıyor musun? Bizi, bazen bildik bazen bilmedik şeylerle uğraştırıyorsun… Sonra içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Ne yapacağımızı bilemediğimiz, karamsar kaldığımız çok oluyor. Bir tereddüt geçirdiğimiz, geri adım attığımız veya tam tersi davranışlar gösterdiğimiz oluyor.

Ben, sizden farklı değilim ki! Aynı şeyleri bende yaşamaya başladım. O işin içinden çıkılmaz durumu bizzat yaşadığımdan şu an ki, sizlere başvuruşumun nedeni? Sizden, bana yardımcı olmanızı istiyorum. Kendimi tanıyamadığım oluyor. Neyi savunuyordum, ne oldum? Diyorum ki, çok yazdığım şeylerin savunucusuyumdur. Hemen hemen her dediğimi öncelikle ben yaşarım… Yaşamadığım şeyi başkalarından hayatta istemem. Mesela, komşularımı sorarım… Tanıdıklarımı sorarım. Uzakta olsa! Akrabalarımı sorarım, memleketten yanıma gelenleri ağırlamaya çalışırım, misafir ederim. Beni, bilenler bilir. Şimdi, niye bunları anlatıyorsun, diyenler olacak. Bekleyin lütfen!

Evinde kiracı olduğum insanlar olmuştur, onların evinden ayrılmış olsam bile elimden geldiğince gidip sormaya çalışırım, gidemiyorsam şayet telefon eder, sorarım. Bir, üç, beş… Ama onlardan aynı şeyi göremeyince üzülürüm. Neden, üzülüyorsun ki, herkes senin istediğin çizgide olacak diye bir şey yok ki! Aman ne bileyim işte onu bilsem de, yine de kendimi kontrol edemiyorum.

Bu evimden önceki ev sahibini kaç defa aradım… Bir iki defa o da bana döndü. Sonra iki-üç defa aramama rağmen baktım kendisi hiç aramıyor, bıraktım aramayı!

Ondan önceki ev sahibini de aradım birkaç kez! Çıkarken bile ‘Kışın ortasında evimi neden boşaltıyorsun?’ diye bir rest çekildi, kırgın ayrıldım. Nedenini açıkladım kendisine! Sebepsiz değildi, çıkışım ve haklı bir gerekçem vardı. Yine de, ben dürüst olduğumu, önceden böyle bir şey planlamadığımı söyleyerek ayrıldım. İnandılar, inanmadılar… Olsun, onların bileceği bir şey! Ben vicdanen rahatım.

Ondan daha önceki yani 7 yıl oturduğum evden ayrıldıktan sonra da, ev sahibimi aradım, sordum. Fırsat buldukça ziyaretine gittim. Şu an, o beni hiç aramasa bile ben onu aramam gerektiğini, niye yaşlı olduğundan, hatta geciktiğimi bugünlerde ilk bulduğum fırsatta gidip kendisini sormam gerektiğini, kendi kendime konuşurum veya onun bir yakınıyla karşılaştığımda serzenişte bulunurum.

Kiracı olduğum evlerde tanıştıklarım olmuştur. Komşularımla iyi geçinmeye çalışırım, bayramlarda seyranlarda arar, sorarım. Gidip, gelmeye çalışırım. İlk hareketi başlatırım ama sonrası gelmez.

Evimiz oldu. İlk bitişiğimdeki kapı, o günün akşamı ‘bir tepsi yemekle’ hoş geldiniz dediler. Bu yapılanı hiç unutmam. Güzellik olarak anlatırım hep! Birkaç defa kapılarına vardım, evde yoklardı… O bir tepsi yemek, ilk ve son oldu. Kapıda karşılaştıklarım, sadece zile basıp hayırlı edenler, merdiven başında karşılaştığım mecburiyetten ‘hoş geldin’ diyenler oldu. Hâlbuki benim istediğim, güzel komşuluk ilişkileri, gidiş gelişler… Yok, sadece kapı önü görüşmeleriyle sınırlı ilişkiler içindeyiz. Benim hemen üstümde bir ev boşaldı, oturan tanıdıktı. 5-6 yıl önceden tanıdığım biri, kapımı öyle dövmüş ‘hayırlı olsun’ diyeceği an ‘ben sizi bir yerden tanıyorum’ filan demiş, o an bende kendisini tanıdığımı hatırlamıştım. O kadarla kaldı. Tayini çıkmış, Mersin’e gideceği günlerden bir gün karşılaştık, Sanayiye gidecektim, beni arabasıyla bıraktı… ‘Ne var, komşu değil miyiz’ dedi. Ne kadar mutlu olmuştum. Bende, kendisine çantamdan bir şiir kitabımı çıkardım, imzalayıp uzattım… O kadar! Eşyasını bir kamyona yükledi, gitti! Ne ‘Allahaısmarladık’ dedi, ne de ben ‘güle güle’ diyebildim, kendisine! Yerine biri göçtü, ben de o yeni göçene çıkıp bir ‘hoş geldin’ demedim, merdivenlerde de karşılaşmadık ki, diyeyim.
Bir üst katta biriyle biraz ilişkilerimiz oldu. Bazı sıkıntılarında yardımcı oldum, işini hallettim. Hoşlarına gitti ki, hanımı 2-3 günde bir bizim hanımı gelir, ziyaret eder.

Annem rahatsız diye bir yere çıkamıyorum. Onu hastaneye götürüp, getiriyorum. Bir alt komşumuz eşiyle birlikte rahatsızlanmışlar. Adamcağız hastaneye yatmış. Sonradan merdiven başı sohbeti anında duyuyoruz. Annemi hastaneye götürdüğümde, hemen bilgisayardan yatan hasta listesinden o komşuyu sordurdum. İsmini bulamadılar. Hastaneden çıkmış, evine de gidip soramadım. Bana ne olmuştu?

En alt katta oturan biri de ev almışlar, çıkmış… İnanın çıktığını görmedim. Yerine de biri göçmüş bile lâkin onların gelişinden de haberim olmadı. Nasıl da, hızlı cereyan ediyor bütün bunlar… Takip edemiyorum. Yani, eskisi gibi takipte etmiyorum. Normal bir şeymiş gibi karşılamaya başladım. Nasıl, değişmiştim? Ben, kendimi tanıyamıyorum. Böyle biri değildim. Ama sanki yapılanların aynısı oldum gibi! Eskiden olsaydı, yapmadığım için bir rahatsızlık duyardım, şimdi onu da duymuyorum. Değişmenin yanında, demek ki katılaşmışım da!

“Aynı şeyleri yapmaya başlamışım.” Sorgulamam o yüzden. Sizinle bir alıp veremeyeceğim yok! Keyfinize bakın lütfen!


* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR