21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Azap Yolu ‘Gözü Yaşlı Şiirler’

01 Ağustos 2015 Cumartesi 18:42

Mehmet Şükrü Baş ve Tekin Atay’ın ‘Şehirlerin Aynasından –Vali- Nuri Okutan… 

İki kitap… İki ayrı insan! Biri şair ve yazar, diğeri şairlerin ve yazarların kitaplarını ‘Okutan’ bir vali! Soyadı kadar gerçek!

Her ikisini de, geç tanıdım. O nedenle, üzgünüm biraz!

Mehmet Şükrü Baş, şehrini seven bir yazar! Gözü yaşlı şiirler, dediği kadar var. Elazığlı hemşehrim, M. Şükrü Baş.

Ben, yıllarca birçok hizmetlerde bulunduğum ve daha sonrada kendimi ticarete verdiğim, Elazığ’ımdan ayrıldıktan sonra memleketime gidemediğim ama uzaktan uzağa onu izlediğim, tanıdık tanımadık, şehrin aynası olan valiliğe, üniversitenin rektörüne, belediye başkanına vs. imzalayıp gönderdiğim kitaplarımdan birinin eline geçtiği ve didik didik ederek okuduğu, notlar aldığı, beni ardından aradığı bu dost insanı, aradığı andaki sohbetimiz sonrası tanıdığım, hem de baba dostu olduğunu öğrendiğim biriyle telefonda kaynaştık.  

O köşesinde benim kitabımla ilgili görüşlerini dile getirmiş, ben onunla tanışmamı kendi köşemde dile getirmiştim. Pek kimsenin rağbet etmeyeceği, bir gönül ilişkisi yaşatmıştı benim kendisinin eline o gönderdiğim ve maalesef üstelik imzalı, okunmamış kitabımı alıp, okuyan; duygu yüklü ifadelerle bana ulaşan, gözü yaşlı şair… Elazığ’daki işyerime gelip giden, babamı ziyaret eden, beni tanıdığını anlatan o muhterem ağabeyimle bugün hâlâ telefonlaşırız. O yazılarını bana atar, onu okurum; yeni kitabım çıktığında postalarım… O da bana şiir kitabından bahsetti, yolluyorum, dedi. Gönderdi.

Aldım, okudum. Onun duygularının derinliklerine daldım… Elazığ’ı yaşadım. Havasını kokladım, suyunu içtim, toprağına el sürdüm. Mezarlıkta bitecek bir ömrü hayatı dile getirdiği şiirlerinin arasında, Harput’ta ve Asri Mezarlıkta dolaştım.

Neden bu iki insanı bir arada anıyorum. Her ikisi de okumaya meraklı… Daha doğrusu biri okuyan-yazan, biri de okutan!

Nuri Okutan’ı tanımam. Ama kardeşi Dr. Ramazan Okutan’ı tanırım. Ramazan Okutan, Devlet Hastanesi’nin eski Başhekimiydi. Yıllardır tanışırız. O görevinden alındı ama özele geçmedi, yine aynı hastanede uzman olduğu konuda, hastalarına hizmet veriyor. Elden, çantamdaki kitaplarımı bire bir sattığım bir gün kendisi de, o günlerde Gülkent Devlet Hastanesinde görevliydi; kitabımı satın almış, yaptığım işin zorluğuna değinmişti. ‘Böyle bire bir zor olmuyor mu?’ demişti bana! Biraz zorluğuna, biraz da zevkli oluşuna değinmiştim. Aradan uzun bir zaman geçmişti. Kardeşinin milletvekili adayı olduğunu öğrenmiş, telefonla hayırlı olsun, demiştim.

Nuri Okutan’ı anlatan bu kitap, seçim zamanı bir şekilde dağıtılmış. Benim elime geçtiğinde, şöyle sayfaları biraz karıştırdım. Birkaç hatırasını hemen beynime işledim. Elimde çok kitap olduğundan okuyamadım. Okumak için sıraya koyduğum kitapların arasından birden dikkatimi çekti, onca zaman geçmiş, seçim yapıldı, milletvekili oldu. Ben kitabın sayfalarının arasına bir Ramazan gecesi daldım. Okudum.

Okudukça, kitaba olan düşkünlüğünü, cahilliğimizin okumadığımızdan başımıza bela olduğunu, okuyan bir millet olduğumuzda cahillik illetinden kurtulacağımızı, gittiği her şehirdeki okuma kampanyalarından anlıyorum. Dağıttığı kitaplar, aldığı ödülle yaptırdığı okul, gazeteciye verdiği değer, onca vali tanıdım; bir valinin çok yönünü ilk defa keşfediyorum. Gidip kendisini göremediğim, not defterine adımı yazdırdığım, nedense aranmadığım, çok valilerle bir şekilde farklı ortamlarda karşılaştığımda tanıştığım, makama da gelin dediler… Ben, o davete sırf icabet için gittim ama yine görüşemedim. İstediğim bir şey yoktu onlardan! Daha öncekilere nasıl gidip, birer kitabımı imzalayıp hediye etmişsem, bunlara da aynı şeyi yapıyordum. Kitaplarımdan almaları için birine sadece teklifte bulunmuşumdur. O da, bir şey çıkmadığından, artık dile bile getirmiyordum.

Burada, Tekin Atay’ında makamlarla ilgili fark ettiği sıkıntıları aynen aktarmak istiyorum.

“Parıltılı siyah Mercedes’lere binen, makama atfedilen ‘cezalandırıcı duruş’ ve yüklenen ‘Devlet Baba’ misyonu ile vatandaşın girmeye çekindiği soğuk binalara dönüşmüş, heybeti adından menkul hükümet konaklarında oturan, insanların bin bir çaba ile randevu alabildikleri, çekindikleri, hangi derde çare bulur pek de bilinmeyen valilerimiz, valiliklerimiz…”

Nuri Okutan’ı Siirt’te tanımalıydım… Nuri Okutan’ı Sakarya’da tanımalıydım… Nuri Okutan’ı Trabzon’da tanımalıydım. Bırakın okulları, resmi dairelerde bile okuma saati koyduğu, okuyup okumadıklarını kontrol için kurumları dolaştığını coşkuyla okudum. 2,5 milyonu aşkın kitap aldığı, Trabzon Halk Kütüphanesine hediye ettiğini okudum. Eğitime katkılarından dolayı Vehbi Koç Vakfının kendisine verdiği 100 bin dolarlık ödülü, okul yapmaya harcadığını okudum. Kelkit Kaymakamı olarak görev yaparken, Kelkitli Medya Patronu Aydın Doğan’dan iş ortaklığı teklifi aldığı fakat kabul etmediğini, onun bürokrasiyi, halka hizmeti seçtiğini okudum. Onunla tanışamadığım için üzüldüm.

Nasip olursa Ankara’ya gideceğim… Gittiğimde, meclise uğrayıp, tanışacağım. Ona da, kitaplarımı hediye edeceğim. Bundan önceki bir dönem hem Isparta milletvekillerine, hem de yerinde görebildiğim yani kendilerini ofislerinde bulabildiğim Elazığ milletvekillerine o zamanki mevcut kitabımı imzalamış, vermiştim.

İçlerinden biri okudum, deyip dönmez mi? Dönmedi… Dönmediler.

Şehirlerin aynası olan bu iki insanı o nedenle aynı anda yazdım. Kendilerini tebrik ediyorum, gayretli çalışmalarının devamını diliyorum.

  

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR