23 Eylül 2017 Cumartesi

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Babamı Tekrar Anarken..

08 Kasım 2011 Salı 14:45

Çukurca’daki hain saldırının ardından, şehit düşen aile ocaklarına ateş düştü. Hepimiz tek yürek olup acılarına ortak olmaya çalıştık. Daha önce aynı acıları yaşayanların yaraları depreşti tekrar. İşte küçük yaşta babacığını kaybeden Enes’in üzüntülerini, baba özlemini kendi dilinden aktarıyorum.

“ Ben 15 yaşındayım. İnsanların değişiyle yaşadıklarımla 60 yaş olgunluğundayım. Yaşım küçük olmasına rağmen çok şey gördüm ve geçirdim.

Bu dünyada var olmama olanak sağladığı için canım babama ve anneme teşekkür ediyorum. Hayat işte, bir tarafta mutluluk yaşarken, bir taraf tanda acıların en büyüklerinden birini yaşıyorsun. Yaşam ne kadar uzun olursa olsun, aslında hayat çok kısa. Her anın değerini bilerek yaşamak gerek. Sevdiklerimize iyi davranmalıyız, çünkü kimi son kez gördüğümüzü bilemeyiz. O; ailenin direği babalar!. En son akşam görüp te, sabah çocukları biraz daha fazla uyusun diye sessizce öpüp, ekmek paraları için erkenden işe giden babalar. Kim bilir kaçınız benim gibi küçük yaşta babasını kaybetti. Keşke keşke babam yaşasaydı!...

Gene böyle bir bayram arifesiydi. Ekmek parasını kazanmak, alın teriyle kazandığı helal lokmaları yedirebilmek için sabah erkenden işe gitti. Aradan 3 saat geç tiki! O acı haberi canım annem telefonda verebildi
- Enes’im baban kaza geçirdi, hasta hanede. Diyebildi
- Öldümü anne! Öldümü yoksa babam?

Annemin o korkmuş, ürkek hıçkırık sesleri hâlâ kulağımda. Hemen hastaneye koştum. Benim canım babam tanınmayacak halde, bir sürü hastane cihazına bağlı bilinçsiz yatıyordu. Ne beni, ne ağbimi, nede annemi tanıyordu. Sadece boş boş bakıyordu. 9 gün, tam tamına 9 gün hastane koridorlarında bekledik. Hep bir umut dedik ama ancak 9 gün dayanabildi benim aslan babam. Oysa nasılda güçlüydü. En acı haber olmalı, ölüm haberi. Dünyamız yıkılmış, evimize ateş düşmüştü. Yoktu artık! Onsuz evimizin tadımı olurdu? Bir çocuğun küçük yaşta öksüz kalması nasıldır bilir misiniz? Sizin babanız Öldümü, anlar mısınız beni? İşte yine yandı içim. Kor kor oldu küçücük yüreğim. Hatırladım babamı nasıl kaybettiğimi. Her şehit haberini aldığımda o kâbus dolu günler gelir aklıma. Küçücük badenim kaldıramaz, kıvrılırım acıdan. Ekmek parası kazanırken ölenlerin şehit mertebesine yükseldiğini duymuştum. İşte sende bizim şehidimizsin babam. Ama şehitler ölmezmiş. Sende ölmedin canım babam ölmedin sen.

Kefenini açıpta yüzünü gördüğüm anı, onu öptüğüm anı hiç unutamıyorum. Adeta gülüyordu. Babamı son yolculuğuna uğurlarken, onun yerine yatmak istedim. İçimden benide al yanına diye sessizce haykırdım. Kendi kendime hayır olamaz, bu doğru değil, ölmedi ölemez diye şok geçiriyordum. Kabul edemiyordum. Kendimce kızıyordum. “beni terk edemezsin, ben daha çok küçüğüm, bırakıp gidemezsin. Hani söz vermiştin, daha çok şeyler yaşayacaktık. Okulumu bitirecek, benimle gurur duyacaktın. Beni evlendirecek hatta çocuklarımı görecektin. Ne oldu baba neden neden baba, sana ihtiyacım var.Dur baba dur , gitme terk etme beni ne olur.”…

Çok geçti artık! Canım babamın üzerine hızla topraklar atılıyor, babacığım görünmüyordu artık. Ben ise donmuş kalmıştım. Toprakları ellerimle kazıp babamı çıkarmak istedim… Gözlerimi kapattım ağlıyordum. Çok geçti artık duasını yapan hocanın sesiyle irkildim. Babacığımın üzeri tamamen kapanmıştı artık.

Ama cenaze töreninde babamın bir başka güzel yönünü keşfettim. Çok kalabalıktı. Meğer ne çok insana yardımı dokunmuştu. Belki hiç yüzlerini görmediğim arkadaşlarını tanıdım. Babamla ilgili hep iyi şeyler söylüyorlardı….

Bizi çok zorlu bir hayat bekliyordu artık. Ağbim ayrı, annem ayrı ben ayrı acı çekiyorduk. Babam benim, canım babam, benim için çok değerliydi. Ama hayatımdan çekip gidene kadar, gerçekten ne kadar değerli olduğunu anlayamamıştım. Yine tekrar dünyaya gelsem, yine babam olarak seçerdim.

İşten geldiği zaman o çok sevdiğim çantasından neler çıkartırdı. Hepimize eşit dağıtırdı her şeyi. Hayatını bize adamıştı. Tek derdi; alın teriyle çalıştığı parasını, helâlinden bize yedirebilmekti.

İşte bayramları da sevmiyorum artık. Bir hafta öncesinden yüreğime acı çöküyor. Elini öpebileceğim, harçlığımı verebilecek bir babam yok artık.
Evimizde çok güzeldi, bayram telaşları. Babacığım tatlılarımızı, şekerlerimizi alır hepsini hazırlardı. Bayram namazına ağbim, ben ve babam giderdik. Namazdan sonra mutlaka simit alırdık. Bayramlaşma merasimimizde çok güzel olurdu. Babam karşımıza geçer annem ilk sırada, ağbim ikinci ben üçüncü sırada yerlerimizi alırdık. annem babamın elini öper harçlığını alır hemen yanına dururdu. Sonra ağbim babamın ve annemim elini öper harçlığını alır annemin yanına durur, en son ben; babamın annemim ağbimin o güzel ellerini öper harçlıklarımı alırdım. Anneme sıkı sıkı tembih ederdi. “benim çocuklarım öksüz çocuklar gibi kalmayacak, her zamanki gibi bayram yapacak, harçlıklarını vereceğiz, tepeden tırnağa giydireceğiz derdi. İçine mi doğmuştu acaba öksüz kalacağım. Harçlıklarımızın rakamını annem belirlerdi. Anneme ne veriyorsa yarısını ağbime, ağbime verdiğinin yarısını da bana verirdi. Hepimiz; babam için ne kadar değerli olduğumuzu biliyorduk. Babam bize sevgiyi vermişti.

Canım babam bana öğrettiğin sevgiyle seviyorum seni. Keşke yaşasaydın da harçlığımız olmasaydı, eski kıyafetlerimizi giyseydik.
Bayramın kutlu olsun babam!...Bizim bayramlarımızın tadı yok artık. Seni özledim, hem de çok özledim babam. Her günüm ağlamakla geçiyor. Annem fark etmesin diye geceleri ağlıyorum. Canım annemde beni fark etmesin diye ben yokken ağlıyor. Ama fark ediyorum. Gözleri kırmızı ve şiş oluyor. Beni ve ağbimi hiç harçlıksız okula göndermezdin. Eğer yanında yoksa hemen bulur teneffüste okula getirirdin. Hakkını nasıl öderim benim garip babam. Sen bazen kızardın, yada biz hep kızdırırdık ya seni….işte özledim babam ya ! Özledim seni. Kokunu özledim, beni sevmelerini özledim. Şakalarını aslında baba demeyi özledim. Artık “baba” kelimesini ağzıma alamıyorum… Yoksa “baba” diyecek olursam daha ilk hecede, sesimin boğulacağını, boğazımın düğümleneceğini, ağlamaya başlayacağımı biliyorum. Babası hayatta olanlara karşı içten öfke duydum, kıskandım. Babasız çocuklarla arkadaşlık yaptım. Annemde eşi olmayanlarla…

Zamanlar acımı ve öfkemi hafifletmedi… Belki de kabullendim yokluğunu… seni asla unutmayacağız babacığım. Mekânın cennet olsun. Yaşasaydın beni her şeyden korur, akıl verir, beklide hayattaki bazı yanlışlarımı yapmama engel olurdun. İyi ki annem ve ağbim yanımda diye şükrediyorum.

Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum. Sizi öpen, gece üstünüzü örten, arkanızda çınar ağacı gibi duran bir babanız varsa sakın kırmayın, değerini bilin. Hiçbir şeyi yoksa bile varlığı dünyalara bedeldir..İşte bende oda yok. Değerini bilin babanızın lütfen, üzmeyin, duasını alın. Öksüz kalmayın benim gibi…”

Evet değerli okurlarım Enes’in boğazına düğümlenen acıları konuşmasına izin vermiyordu. Başın sağ olsun Enes’im. O boncuk gözlerin hep gülsün küçüğüm.

Sevgiyle kal



* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR