20 Haziran 2018 Çarşamba

Candan FIRTINA / Ajans32

Başa Gelen Çekiliyor Mu?

27 Aralık 2017 Çarşamba 15:19

Köşe başında duran ağaç, sessiz bir komut bekler olmuş. Çıkan ufak bir gürültüyle sallıyor dallarını. Stabil olan günlerde bütün canlılığıyla yeşilliyor kendini. O ki bütün dengesiyle sabit kalıp, Dengesizliklere direniyor. O ağaç ki etraftaki her bir noktayı ezbere bilen, her bir nesnenin dilini bilen…

Köşe başında yaşından utanmayıp, her geçenden para isteyen dilencinin gurunu sorguluyor buluyor kendini… İnsanlık bu mu? Diye içinden geçirirken dallarını sallarken, yaprakları dökülüveriyor.

Sokağın sonundaki cafede çalışan, genç kızı gördükçe midesi bulanıyor. Daha 19 yaşında körpe bir genç kız deyiveriyor. Amma velakin hal böyle değil; İşler dışarıda, kalpte olduğu kadar temiz yürümüyor. Masumane görünen bir el uzatılışı bile, yerini pislik bir çamura buluyor. Geçenlerde güzel memleketim beyazlar giyindi. Bütün yasını yamalı bavullara tıkıştırıp, beyazlara kuşandı. Bütün sertliği ve kibrini de yanında giyiniverdi. Güçsüz olan her bir nesnenin yok olmasını umut ederek, estikçe esti… Yağdıkça yağdı… Soğuğundan ölenler oldu. Kibrinden yok olanlar oldu… Nefes almayı başaranlar ise tutundukları dala kendilerini bağladılar. Velhasıl kelam, Nefes aldığın havayı kirletme niyetindeysen; cezanı çekmek kafidir. Onca insan zamanında dağ, taş, ateş, su, mermi, kurt demeden savaştı. Sen ki ağzın süt kokan Mehmet efendi, bu memleketin evlatları kolay yetişmiyor.

Bu ülkede, yemek yediği tabağı yıkayıp yerine daha fazlasını koyup geri verenlerle ilerliyor. Bu ekonomi nasıl işliyor zannediyorsun sen! Hepsi senin gibi tepeden inmiyor. Yataktan kalkıp, ellerini yıkayıp sofraya oturmuyor. O vatan evladı ki, sofraya oturmadan önce alnının terinin soğumasını bekleyip oturuyor. Ama sen ve senin gibi toprak parçasının her bir zerresinin değerini anlayamayan sefiller, uçurumun tepesinde bekleyen akbabalar için kutsal birer avsınız. Sizler kendinizi avcı zannediyorsunuz ya, Aslında atalarımızda bunu hep söylüyor; Ava giden avlanır evladım!

Gelişmemiş bir ülke olmamıza rağmen, kendi hayat standardımız var. Kendi kültürümüzü gururla taşıyan vatan evlatları var. Ülkem için deyip elini taşın altına koyan vatan evlatlarımız var. Bu ülkede hala gönüllü olarak, ülkesini savunmak için eğitime giden aslan evlatları var.
Ülke kargaşaya doğru itilirken, ataerkil sistemi kullanan bazı taş kafalılar var. Üç beş diye sayamayıp, birkaç kelimeden cümle oluşturamayan baba kılıklılar kolları sıvayıp baba rolü giyinmeye hazırlanmış. Olan o ki arada kalan bir güvercin misali bir sağa bir sola giden yavrucak! Savunması yok, bir su bir toprak kurbanı olmuş. Karar verme yetisi yok, çünkü topraksız da susuz da olmuyor ki hayat. Elleri titreyerek açıyor sayfaları, kimsenin gözlerine bakmadan konuşur hale gelmiş küçük güvercin. Kalbi yerinde mi o da bilmiyor, sadece kafası çok karışık. Bir ataerkil dünya savaşı bu, Ne erkeğin yeri belli ne kadının, Ne askerin, Ne memurun… Sözde yaşanan bir hikayeler orkestrası bu.

Bir cennet ki bu ülke ama aynı zamanda gizli paravanları olan bir cehennem. Kimliğe kağıt sayıyoruz. Pasaporta, eğitime, sağlığa, yola… Yurtdışından en fakir ülke olarak nitelendirdiğimiz yerlerden gelen insanlarla konuşuyorum çoğu zaman, bu ülkeden gitmeyi planlıyorlar… Bir ülke ki bu, Afrika daki elmas yatakları misali… Ama işin ironik kısmı, bizleri silahlarla tehdit eden yok. Bizler kendi ellerimizle parmaklıklara sığınıyoruz. Ülkece en sevdiğimiz cümle ‘başa gelen çekilir’ miydi? Ne yazık ki öyle gibi.

Gözlemlerim sonucu her ebeveyn adayının askeri bir eğitim alması gerektiği. Bilinçsiz çalışanlar, patronlar, anneler, babalar fokurduyor. Her ağaç bir tohumla can buluyor. Fidan olması zaman alıyor. Sağlam bir kök saldığında, her sarsıntıdan sağlam çıkıyor. Bir ülke ki bu, her fidanı aslan yüreği yutmuş gibi. Korkusuz. Ama ya sonra, bir ömür savaş olmayacak ya, yerleşik hayata geçtik. Zaman ilerledikçe kuşak çatışmaları tatlı olmalı. Yeni kuşak bir öncekini ötekileştirdikçe; arkeologlara, antropologlara araştırmalar düşecektir. Bu güzel ülkenin kültürünü ötekileştirmeye başladığımız an, su da yüzen ağaç gibi olacağız. Heyelana kapılmak an meselesi…

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR