24 Eylül 2017 Pazar

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Bazı Yüzler Vardır Ki!

29 Haziran 2013 Cumartesi 09:43

   Hayatımızdaki değerler, bizden gitmeye başlayınca; panik yapar korkuya düşeriz. Bunların bizim için değer derecesi önemli. Bu bir deterjan, giysi, ayakkabı, arkadaş sağlık ta olabilir. Ya hayatımız! Hayatımızın avuçlarımızdan nede çabuk kayıp gittiğini düşündük mü hiç?

  Çamaşır makinesine koymak için deterjana baktığımda azaldığını gördüm. İçim acıdı ve “ yine mi? “ diyebildim. Oysaki daha yeni almıştım. Ne çabuk bitiverdi. Hemen her zamanki gibi elimi şakağıma koyup düşündüm. Sonrada kâğıt üzerinde düşünmek isteyip aldım kalemi elime. İstediğim zaman, yerine telafi edebileceğim bir deterjan için bu kadar figan, feryat niye? Bunca yıl geçmiş bir hayatımın yerine neyi, nasıl koyacaktım. Değer mi bir deterjan için bu kadar üzülmek diye hayıflandım. Şöyle bir arkama baktım ki avuç içini doldurmayacak kadar bir geçmiş. Oysa hep deriz ya “ dün “ gibi.

 Evet, yaşım 46. Bundan bir 10- 15 yıl önce, 46 yaşıma daha ne kadar çok zaman olduğunu düşündüğümü hatırladım. Gençken hepimiz öğle düşünmez miyiz?  Önümüzde çok uzun bir zaman olduğunu düşünüp, 46 yaş hiç erişilmez gibi gelir. Ayaklarımızın yerden kesildiği, hayatı, hayal ettiğimiz gibi gördüğümüz, yaşamımızın en heyecanlı, belki de en zayıf yılları…

Yaşlarımızı hoyratça söylediğimiz, hatta büyüttüğümüz gençlik yılları. Ya şimdi! Kendimize bile itiraf etmekten korktuğumuz rakamlar. Nedense zaman kavramını bir başka yaşıyor insan gençken. Tabi ki dünün düşüncelerinin, yarınımızın umutlarını yok etmesine izin veremeyiz. Kışın ortasında bile bahar yaşayabiliyorsak… Bu umutsuzluk, bu korku niye…
Acaba “ mutsuzluk, umutsuzluk DNA’mız mı var!” diye de düşünmemek elde değil. Aslında mutluluk yaşamın içinde olmalı.
Peki ya şimdi;  insan “gençken “ kelimesini yazmaya, söylemeye bile dili varmıyor. Artık idrak edebiliyoruz zamanın çok hızlı aktığını, hatta hiç yetmediğini. Atalarımız derlerdi ki! “Ahir zamanı yaklaşınca, zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız” Yoksa diyorum yoksa zaman geldi mi? Oysa daha yapmamız gereken ne kadar çok işimiz var. Bu kez yaşam tüm güzelliğiyle devam ederken,  zamanı iyi değerlendirmemiz gerektiğini anlıyoruz. Artık hiçbir şeyin geri gelmeyeceğini öğreniyoruz. Aslında bize verilen her günün rabbimden bir hediye olduğunu hala anlamıyoruz, ama hayat bitiyor işte…

Zaman evet zaman nice hayatlara mezar olmuşken, saniyelik kadar kısa ömrümüze neleri sığdırıyoruz. İnsanın gençliği, güzelliği, diriliği hiç değişmeyecek gibi geliyor. İşte bir kış daha bitiyor. Sadece 10- 15 gün sonra bir kışı daha geride bırakmış olacağız! Tekrarını yaşar mıyız bilemiyorum. Anı an olarak yaşamak en güzeli belki de. Çok güzel yaşanması gereken hayatımız, mutluluklarımızın yanında bir dolu sorunları da beraberinde getirmektedir. Yerine koyamayacağım gençliğim, beyazlamayan saçlarım, ya hafızam! Bir beden, bir can yok oluyorken; pirinç bitmiş, deterjan azalmış umurumda değil.

   İnsanların içinden geçenler aslında yüzüne vurur. Bazı yüzler vardır ki! Riyakâr olur. Allah’ü Teala onlardan eğlemesin. Aynaya bakıyorum! Çizgilerimin içinde gizlenmiş nice acılarımı, hatıralarımı görüyorum. Dokunuyorum onlara canım acıyor. Saçlarıma bakıyorum. Siyah hiç kalmamış. Kamufle etmeye çalıştığım boyalarımın arasında inatla çıkmaya çalışan beyazlarımda, hayatımın inişli çıkışlı varamadığım yollarımın rengini görüyorum.  Ya gözlerimde! İsteyişte kavuşamamış bir çocuğun hüznünü görüyorum. Bir an öğle boşluğa düşüyorum ki!  Özlemlerim içimdeyken, ne gençliğim, ne de olgunluğum kabul etmiyor beni. İyice bakıyorum gördüğüm kadarıyla kötüyüm, ya göremediğim kadarıyla nasılım… Keşke diyorum, keşke “ şimdi süt kokan bir bebek oluverseydim “ sadece diyorum işte…
       Aynaya bakıp “ sağlık olsun be adaşım. Gitsin senden her şeyin. Yeter ki şerefin, karakterin yerinde olsun. Sefaymış, güzellikmiş hepsi boş”  diyorum…  Ama sadece diyorum işte… Ama ne olursa olsun umudumu asla kaybetmiyorum.
Bazen dışarıda gezerken düşünüyorum acaba şehir merkezi “ mezarlı gamı taşınmış”  diye. Herkes “ umut” kelimesini unutmuş. Keşkelerle yaşayan bir toplum oluvermişiz. Yaşımız ilerledikçe, gençlik yılları geride kaldıkça, anlıyoruz artık zamanımızı iyi değerlendirmemiz gerektiğini. Bilelim şu anki yaşlarımızın da çok çabuk geçeceğini. Kendimizi olduğumuz gibi kabul edelim. Her şeyin bir çaresi olduğunu, barışmayı öğrenelim.

Affetmeyi, bağışlamayı, hatta kendimizi affetmeyi öğrenelim. Kendimizi özlemeyi, sevmeyi… Ruhumuza, beynimize, sağlığımıza, kısaca hayatımıza sahip çıkmayı öğrenelim. Bırakalım miskinliği. Her günümüz dolu, dolu ve mutlulukla geçsin. Unutmayalım ki hayatımızın başlangıcından sorumlu değiliz ama finalinden sadece biz sorumluyuz. Sevgi, aşk, huzur, mutluluk sağlık ve başarı hep bizimle olsun. Bütün sevdiklerimiz, hatta sevmediklerimiz toprağın üzerinde olsun. Gözlerimizi kapatırken hayata gülümseyerek “ ne güzel bir yaşamdı “ diyebilelim.

Eksilmeyen sağlık, bereket ve mutluluklar diliyorum hepinize

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR