26 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Bir An Ölümü Ensemde Hissettim ve...

21 Temmuz 2012 Cumartesi 20:17

Tertemiz ve berrak başladı her şey. Suçsuz, günahsız, masum, hatta bilinçsiz… Sonra giderek değişti, kirlendi her şey… İçim yanıyor, yüreğimin tam ortası acıyor. Çıkmaz sokaklara girdiğim zamandayım. Suskunluğumu ilk kez bozuyorum bu satırlarla… İçinde bulunduğum yalnızlık, beklide beni boşluğa düşürdü. Kısaca harmanım işte! Her şey sahte, bunca kalabalığın içinde bile yapayalnızım. Umutlarımın gömüldüğü mezarlıklarda kayboldu hayatım. Hiç kimse benden aldıklarını yerine koymadı…

Yoruldum artık biliyor musunuz? Tek taraflı bir hayatı omuzlamaktan, hayatın yükü altında ezilmekten, hıçkırıklarımı kendimin duymalarından yoruldum. Sahte dost zincirleriyle hapsedilmiş yalnızlığımda tükendim. İçimde yankılanan hıçkırıklarımla, acıların binlerce çeşidine karşı sabredecek gücüm kalmadı.
Tüm sevdiklerim ufalandı içimde.

Şimdi çok bitkinim ve yıpranmış ruhumla ölümün o, zifiri pençesini ensemde hissediyorum. “ Sonun yaklaştığını bilmek korkutuyor” diyorum kendi kendime…

” Ben korkmuyorum da…
Arkamda bıraktıklarım…
Çocuklarım, hatta kedilerim…
Endişeleniyor insan…
Sorgulamaya başlıyorum kendimi.”
Değer miydi? Güzel miydi? Hayat…
Bütün pişmanlıklar, mutluluklar, korkular, nefret, umutlar…
Hep umutlar…
45 yıl… Dile kolay. Koca bir ömür…

Durup düşünüyorum. Sığdıramıyorum 45 yıla yaşadıklarımı. Bu gönül neler istemişti oysa. Kırmızı pabuçlarımı bile giyemeden büyümek…
Gerçi çocuk oldum mu ki? Hep hayata başkalarından önce başlamıştım. Yaşıtlarım oyun oynarken, ben kendi bebeğimi büyüttüm. Herkes sıcacık evinde saltanat sürerken gece, gündüz demeden, soğuk, sıcak demeden çalıştım. Küçücük yüreğime tüm acıları sığdırdım. Ömrüm hep yokuşa dayandı…

Gözlerimin feri söndü artık.
Enerjim çoktan tükenmeye başladı bile.
Bir beden gidiyor, sonu muamma…
Saatsiz , dakikasız…
Herhangi bir zaman, herhangi bir zaman diliminde…
Ecel her an ensemde…
Hayattan bıkkın bir halde savrulan bir beden,
geleceğe umudu kalmamış.
Oysa hayaller değil mi İnsana yaşam umudu veren?
Toparlanmak istedikçe, daha çok dağıldım.
İçimdeki pek çok güzel şey eski kıvamında değil artık.
Tüm güzellikler, içimde çürüdü yavaş yavaş.
Mutluluğu bulup bulup kaybettim.

Benim daha yaşayamadıklarım varken, kimler çaldı hayatımı? Kendim için hiçbir şey yapmadım. Ne ailem, nede dostlarım görmedi yaptığım fedakarlıkları.
Hiçbir zaman omuzlarının üzerlerine çıkarmadılar. Hiç kimseler bilmedi nasıl kendimi feda ettiğimi… Ruhumu teslim ettiğimi… Gençliğimi tükettiğimi… Her şeyi karşılıksız yapan anne oldum her kese. Kaderin bir çilesi işte… Hep çalışmam gerekti, para kazanıp evimi geçindirmem gerekti. Terimde emeğimin kokusu oldu her zaman. Hiç şikayet etmedim, hep şükrettim halime… Hayata karşı her koşulda dimdik ve soğukkanlı durabilmeyi öğrendim.

Bu aralar kendimi hiç iyi hissetmiyorum nedense. Doktorların teşhisleri de umurumda değil artık. Sevdiklerimin gidişlerini seyrettim sessizce, nereye gidiyorsunuz diyemedim. Ben gider sende kimse, gitme kal diyemeyecek. Emanet olan bedenimde ölüm her an varken kim durdurabilecek ki? İnsan özlüyor işte kaybettiklerini. Karşılıksız yürek atışıyla seven anneciğim, yiten ümitlerimin sesini duysa, Düştüğüm çaresizlikle birlikte sımsıkı sarılsa bana o sıcacık şevkatiyle, Kim bilir beklide ölüme gitmeyi bu kadar istemezdim.
Ama yok işte yok… Altı yıl oldu benden gideli, mekanın cennet olsun anneciğim
Bak yine bayram geliyor. Sevdiklerimi hep bayramlara yakın kaybettim. Herkes bayram sevinci yaşıyorken, ben bayramları sessizce ağladım. Her bayram olduğu gibi, bu bayramda da ağlayacağım… Çalamam kimselerin kapısını… Ben kimsesizliğimle, yalnızlığımla bayramlaşırım. Yalnızlığımın elini öperim. Üzüntümü şeker niyetine, tabak içinde, kapıma gelen benim gibi kimsesizlere sunarım. Kimsesizliğim kapımı çalıyor sadece. Kapattım kendimi dört duvarlı hücreme. Çaresizliğimin ortasında tek dayanağım yazılarım kaldı. İçimi dökebileceğim. Yazarak yaşadığım, sadece yazılarım… Aslında yalnız değilim. Çok geniş bir çevreye sahibim ama işte.

Alışamadım senin yokluğuna combom. İnan beni çok üzüyor sensiz kalmak. Gidişinle çaresizliğin ne olduğunu öğrendim. Nasıl huzursuzum bir bilsen… Sen ölmeden önce evimizin çatısında baykuş ötüyordu. Çatımıza tüneyen bu baykuş yine ötmeye başladı. Sanki Azrail’in habercisi gibi, Ölümümün yaklaştığını haber veriyor sanki…
Kapımı yalnızlıktan başka kimse çalmıyor artık. Gülmeyi unuttum, hatta yaşamayı, nefes almayı unuttum sen benden gideli… Meğer ne zormuş hayatın yükünü taşımak…
Bin bir çeşit sıkıntılar karşısında tanınmayacak hale geldim. Karlar yağdı saçlarıma. Belim büküldü.

Buz kesti artık o sıcacık yüreğim. Nasıl da ihtiyacım var oysa sana Combom, bilemezsin. Geçecek mi sence, bu günler.
Beni karşılayacak mısın? Müzelik konumda olan dostlarım, bugüne kadar hayatıma giren tüm sevenlerim, değer verdikçe canımı alan sevdiklerim. O kadar yalan ki gülümsemeleriniz. O kadar menfaatperest olmuşsunuz ki! Her şeyimi paylaştıklarım… Artık alınacak bir canım, bir parçam kalmadığı için, bir anda yok oluverdiniz teker teker. Oysa evimden hiç çıkmazdınız. Ne oldu şimdi bende alacak bir şey kalmadı mı artık? İnsanlığınız gün geçtikçe sahteliğe sürüklenmiş. Hanginize sırtımı dayasam yıkılır hale gelmişsiniz. Devir artık sizin devriniz olmuş. Yani çıkar devri. Oysa insan annesi ve babası ile bile görüşemediklerini dostlarıyla paylaşır. Keşke kızgın olsaydım ama kırgın olmasaydım sizlere... Ölmekte olan sizleri hep dirilttim. Ya şimdi ölmek üzere olan benim, kim yanımda, hanginiz elimi tutuyor. Kim diriltecek beni.
Ben veda etmeyi hiç beceremem. Duygularımı da çok açığa vuramam zaten.

Bu veda çok, çok zor geliyor bana…
Önce çocuklarım diyen, sizleri karşılıksız seven bu cefakar annenizin hayatında tek varlığı sizsiniz. Ölürken bile size olan sevgim bitmez yavrularım. Yüreğim buruk göçse de bu dünyadan, ölümden korkuyor muyum bilmiyorum. Ama hayır korkmuyorum. Sadece sizlerden ayrıldığıma üzülüyorum. Çocuklarım canlarım benim, her şeyim sizsiniz. Sizlerden çok uzaklarda da olsam, üzerime tonlarca toprakta atsalar. Yüreğim sizin yanınızda. Bunu sakın unutmayın. Nefes almasam da, sizi görmüyorum sansanız da, sizi hep koruyor ve görüyor olacağım. Siz daha dünyaya gelmeden, bedenimde taşımaya başladığım anda başlamıştım sizi sevmeye. Siz Allah’ın gönderdiği en güzel hediyemsiniz. Siz yaşamımın her şeyisiniz. Yavrularım sizleri hep mutlu bilmek isterim.

Size bir şey söylemek istiyorum. Ne kadar ayrılığa mecbur olmakta unutmayın ki!
SİZİ ÇOK SEVİYORUM….

İşte zaman doldu. Yolcu yolunda gerek. Sonsuza uzanan gemi kalkmak üzere. Yanımda götürdüğüm iki şeyim kaldı. Sizi çok seven sevgi dolu yüreğim ve tek parça kefenim.
Son yolculuğuma çıkmadan önce, son kez dönüp arkama baktığımda… Tek görebildiğim boşa harcanan bir hayat ve sahte dostluklar... Umarım Allah merhametini bol verir…

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 14 yorum yapıldı.
    YAZARLAR