25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Bir Gece Bir Gündüz...

26 Eylül 2011 Pazartesi 17:46

Bir Gece Bir Gündüz..

Bir zaman sonra gece ve gündüz birleşir, daha sonraları gece-ler veya gündüz-ler eki alır. Çoğalır belki ama bizim gece ve gündüzde yaşadıklarımız genellikle hep aynıdır.

Gece ve gündüzden oluşan bir hayatın parçasıyız. İstesek de, istemesek de; tümün içinden bir parçayız. Hepimiz gece ve gündüz tiyatrosunun, oyuncularıyız. Oyun anında sahnenin ışıkları ne zamanki söner, oyun biter… Bizimde hayatımızdaki ışık sönümü, gecenin karanlığına rastlar. O bir hayatın bitiş biçimidir. Belki geceden çıkarsın, gündüzü yaşarsın ama hesap kesimin illa o ikiliden birinin içinde son bulur. Işığın sönmesi, gözün ferini kaybetmesidir. Ne zaman gözlerin kapanır, o zaman karanlıktır… Senin için! Gözün göremediği yere denir… Karanlık! Hepten gözün görmediğine de; gözün ferinin çöktüğü, anlamı verilir.

Nice gece veya nice gündüzler yaşadık… Ne oldu? Ne kaldı geriye? Koca bir hiç! Yok saymamak için güne veya geceye iyi bakmalı! Aslında baksan da, benim gördüğümü görebilecek misin? O, işte mümkün değil! Ne ben senin gördüğünü görebilirim, ne de sen benim gördüğümü… Nedenler önümüze çıkıyor. Nedenlerin oluşturduğu sebepler ve derken bir gün veya bir gece içinde yaşadığımız neticeler zuhur ediyor. Neticeye bakma desek, yaşanmışımızı siler mi veya kaçırdığımız fırsatları geri verir mi? Kimden isteyeceğiz, öne sürdüğümüz olumsuzlukların giderilmesini?

Hep bahanelerle yaşadık… Gün veya gecelerimizde! İnsanı kırmak var mı? Bir çırpıda; sen eğlenirken, sen vakit geçirirken güzel de, ben rahatladığımda neden rahatsız olursun bilmem ki? Hep benden istedin… Günlerimden, gecelerimden bölümler ayırdım; sana ödünç verdim, bana ait olanlardan! Sen ne yaptın, beni kullandın. Seni mi, eğlendirmişim? Ne zamanlar harcamışım sana! Kaç gece, kaç gündüz! Sayısız belli ki!

Ben kayıplarımı sana belli etmeden yaşamışım… Hep kayıp veren olmuşum. “Katı” ol diyor, bir dostum. “Sen… Acımasız ol!” diyor. “Gül geç, duygusal olma! Orada kalma…” diyor. Dinlemiyorum dostumu ve ben hâlâ duygusal bakıyorum… Ay akşamlı gecelerimdeyim… Mehtaplı geceler peşindeyim. Ay ve yıldızlara sarılmışım. Gün içinde yaşayamadığımı, geceden alma peşindeyim. Geceye sıkı sıkıya sarılmışım, bitmesin istiyorum. Gecenin soğukluğu tenime yapışıyor. Kullanıldığım hissine kapılıyorum… “Kendini kullandırtma!” diyen dostumun sözünü duyar gibi oluyorum. Bu defa hak veriyorum, dostuma! Duygusallıkla, kendini kullandırtma arasında iki dağ arası kadar bir farkın olduğunu görmeyecek kadar aptal değilim. İkisi birbirinden çok farklı şeyler ama duygusallığını ve belki de şöyle diyeyim zayıf yanını tespit edip, oradan seni kullanmaya çalıştıklarında; sanki, seni alt ediyorlar gibi.

Bir gün zaman ayırmalıyız kendimize! O gün duygulardan veya duygusallıktan arınmalıyız. O gün bahçelerde, parklarda dolaşmalı… Rastladığın bir çiçeğe yaklaşmalısın. Koklayabildiğince koklamalısın. Saklayabildiğince de, saklayabilmelisin. Vazoya koyup, koruyabilmelisin. Denize gitmelisin. Ona bakarken, dalgalar seni sarmalı, yosun kokularıyla burun direğin sızlamalı, gemileri izlediğinde; seyahate adapte olmalısın.

Bir hiç yüzünden, kırmamalısın arkadaşlarını, dostlarını… Bir bakışa çirkince atıfta bulunmamalısın. Elinden geldiğince sevmelisin herkesi! Sakin olmalısın. Önce tam manasıyla anlamalısın… Dinlemelisin. Sevdiğinde, şımarana; sevmediğinde, azarlayana uzak olmalısın. Günler torbaya mı girdi, deyip harcama; günleri, geceleri… Hızlı bir tren gibi geçiyor günlerimiz. Bazen takip etmeye çalıştığım oluyor; inanın, başım dönüyor… Takipten vazgeçiyorum.

Her geceyi veya her gündüzü yorumlamaktansa; bir ömrü geride bıraktığın fark ederek yaşamaya çalış, bırak geceyi veya gündüzü; kaybettiklerine bak, yaşamına bir çeki düzen ver.

Ne yapacaksın geceyi ve gündüzleri saymayı! Anlamsız uğraşılarla yorma o güzel canını!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR