20 Eylül 2017 Çarşamba

Kadir YAVUZ / Ajans32

Bir Gül, Bir Defa Açar ve Bir Defa Da Solar…

25 Kasım 2011 Cuma 15:39

Gülün sürekli açıp, solduğunu gören olmamıştır, hiç… Bir gül, bir defalığına açar ve vakti geldiğinde de solar. Açması da, solması da bir sefere mahsustur.

Bir gül bahçesini, seyre daldığında; güllerin hep açmış oluşu, gözlerini bir an için yanıltabilir. Hiç bu güller solmaz mı, diye içinizden geçirirsiniz. Gül çok olduğundan, solanları fark edemezsiniz. Açanların arasında, solanın solduğunu göremezsiniz.

Güllerin, açmış hâli birkaç ay sürer ve soluncaya kadar bizleri kendisine bağlar. Gülün bülbülle aralarında geçen aşk dedikoduları insanlık tarihi var olduğundan buyana söylene gelmiştir. Sanki, öyle bir hikâye yok gibi! Ben, o aşkın insanla gül arasında cereyan etmiş olacağını düşünüyorum. Gül, rolünü hiçbir zaman terk etmemiştir ama insanın yerine bülbül geçmiştir, sanıyorum.

İnsan, ne âşık olduğunda kendini anlatabilir, ne de bir başkasının aşkını doğru dürüst açıklayabilir. Gerçi, başkasının aşkı çok fazla kendini bağlamaz da, mevzu kendi aşkı olduğunda; olmadık hassasiyeti gösterir.
Ben, olmadık zamanda ve olmadık yerde “ben”den bahsederim… Şaşırır bazen beni okuyan veya dinleyen ve bir zaman sonra bakar ki, anlattığım tıpkı kendisidir; anlatılanlar, kendi yaşadıklarıdır. Gülle bülbülün, yaşadıkları gibi!

İnsan, ne zaman yaşadığından zevk alır? İnancını sınırsız yaşayabildiğinde; mutluluğun tadına varır, çalışır; çalıştığı her yaş biriminin ayrı, ayrı keyfine varır.

Bir kurumda genç bir yetkilinin hummalı çalışmasını görünce “Ne güzel sizin gibi genç kabiliyetleri gördüğümde çok seviniyorum.” O da: “Siz de, benim yaşlarımda olmadınız mı? Aynı yaşı yaşayacağız ve ben de senin şu an ki yaşına geleceğim. Zamanım olur da, yaşayabilirsem tabii ki? Benim şu an ki yaş dönemim kadar sizin bulunduğunuz dönemde anlamlı ve güzel! Her yaşın kendine has güzelliği var” dedi. Ne güzel! Kariyer sahibi birinden duymanın güzelliği de, bir başka oluyor. Ben, bunu biliyorum ama bilmek yetmiyor ki?

Biriyle konuşurken “Konuşmalarımızı veya yazılarımızı yabancı yazarların sözleriyle süsleriz. Ne anlama geldiğini bilmeden, neden yaparız bunu? Ne der, o yazar? Neden demiştir? İnanmadığımız hâlde çok sözü, çok zaman gereksiz yere kullanırız… Öyle değil mi? Yanlış mı, düşünüyorum?” dedi.

Haklısınız… Ben, bunu şöyle açıklığa kavuşturayım. Neden, anne baba evladına; öğretmen öğrencisine, komutan askerine, imam cemaatine söz geçiremiyor. Söylediklerimizi yaşamıyoruz da ondan! Söylediklerimizle yaşadıklarımız birbirini tutmuyor. Samimi değiliz. Gerçekten inandıklarımızı yaşamıyoruz. Tam inanmadıkça, tam yaşamadıkça; tesirli olmanız mümkün değildir. Ben, şahsım için böyle bilir, böyle söylerim. Birilerini yüceltmeye, göğe çıkartmaya, tabulaştırmaya çok meraklıyızdır. Onu yükseltirken, kendini yerin dibine soktuğunun farkına varmazsın. Birilerinden de bahsedeceksin… Senden de! Birilerine hak verdiğin gibi kendine de, haksızlık etmeyeceksin. Birilerini dinleyeceksin…

Dinledikten sonra, Kendini de dinleyeceksin. O zaman karşınızdaki, her kim olursa olsun seni dinler… Seni sever… Seni sayar.” Dedim. Anlamıştı beni ama o yine bildiğinde ısrarcı davranıyordu. Bir insan, bir yere bakıyorsa; ona zorla sağındaki ve solundakileri gösteremezsin… Göstersen de, görmez.

Ben, inandığım değerlerime saygılıyım, derim hep “Yapamıyorum… Hatalıyım. Yapmadığım için kendimden utanıyorum. Birine verdiğim sözü tutmak için çırpınırım. En azından kusurumun bilinciyle yaşarım. Söz vermişsem yaparım. Yapamayacaksam, o zaman o sözü vermem! Kendimi kandırdığım yetmezmiş gibi başkalarını neden kandırayım ki!”
Bunları söylerken, yüreğimin yerinde durmadığını, kalbimin pır pır attığını, tüylerimin diken diken olduğunu görürüm.

İnanmış olmanın açık göstergesidir… Bu ifadeler!
Bir gül, bir defa açar ve bir defa da solar… Bu defa da, diğer güller aynı şeyi yapmaya devam eder… Tıpkı, hayatın zaruri devamı gibi!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR