22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Bir Lisenin Okul Müdürüyle Sohbet Ediyoruz...

28 Şubat 2011 Pazartesi 11:50

BİR LİSENİN OKUL MÜDÜRÜYLE SOHBET EDİYORUZ…

 

            Sohbet konumuz, edebiyat… Mevzu çok ama çok önemli! Çok düşündürücü ve bir o kadar da, üzücü… Müdürümle dertleşelim dedim, meğer o benden daha dertliymiş.

 

            Dinleyince anladım… Anladıkça dinledim. “Nice edebiyatçılar, edebi türlerden denemeyi bilmiyorlar” dedim. Hocam, birden kesti sözümü: “Bir gün, edebiyatçıları topladım… Herkes geldi. Necip Fazıl’ın bir piyesini hazırlayın, bir gece yapalım. Çocuklardan tiyatroya merakı olanları seçin.” Dedim. İçlerinden iki edebiyatçım, demez mi: “Hocam, Necip Fazıl’ın tiyatro eserleri yok ki!” deyince, donup kaldım. Diğer edebiyatçılarda ses çıkarmadı. Onlar da, sanki tereddüt yaşadılar.

 

Ertesi günü, evden 23 fasikül Necip Fazıl’ın piyeslerinin olduğu bir çalışmayı getirdim, arkadaşları topladım ve masaya ortaya koydum o çalışmayı.

 

Şaşırdılar… Benim branşım farklı, bende ne işi var Necip Fazıl’ın piyesleri… Öyle ya! Dedim ki: “Necip Fazıl’ın Çile adlı eserindeki tüm şiirleri ezbere biliyorum. Onun tüm eserlerini bilirim.” Ne diyeceklerini şaşırdılar. Birinden çıt çıkmadı.

 

BEN, bir eser ortaya koymuşum… Hepsi birbirinden güzel denemelerden oluşuyor. Bu memleketin çocuklarına; denemede, Monteigne’i veya roman dalında elin SEFİLLER’ini okutmaya mecbur musunuz? Gelin “Şu Şehrin İnsanları”nı okutalım.

 

Ses yok… Okulları geziyorum. Şehrin, kitaba değer vermesi gereken kurumlarını birer birer dolaşıyorum… İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden tutun, Belediye Kültür Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valilik Makamına bire bir her kitabım çıktığında uğrar, kitabımı hediye ederim. Yani, ne demek bu! Arkadaş, ben eseri ortaya koydum… Sahip çıkmak size ait… Öyle mi?

 

“Ne okurum, ne yazarım… Ne de konuşurum.” Diyenlerimiz bu işleri organize ediyor… Bir yerde olabilmemiz için yani meşhur olmamız gerekiyor ki, bir yerde olalım. Eselerimde elden ele dolaşsın ve piyasa da, kapış kapış edilen kitaplar senin kitapların olsun. Kimse kimseyi incitmeden, koltuğuna dokunmadan işler seyrinde gidiyor. Hiçbir şey değişmiyor, sanki değişmeyecek gibi… Gibi mi?

 

Yok, yok… Öyle değil! Benim ümidimi kırmayın. Azıcık ümidim varken lütfen beni şüpheye düşürmeyin.

 

Geçen bir okuldayım… Yine bir lise Müdürü… Çok sevdiğim bir dostum… “Getir kardeşim… Biz size yardımcı olmayacağız da, kim size yardımcı olacak.” Dedi.

 

Benim kitaplarımı başından beri takip eden ve destek olmaya çalışan Müdürüm sevgili dostum Lokman Kaplan’dan bahsediyorum. Bana benim ikinci kitabımı gösterdi… “BİRAZ ORDAN BİRAZ BURDAN”

 

“Anlatacaklarımı dinle” dedi.  “Açık öğretim sınavı yapıyoruz. Kapıdan giren öğrencileri kontrol ediyorum. Birinin elinde senin kitabı görünce bir hoş oldum. Ooo demek Kadir Bey’in kitabını okuyorsun. Tanışıyor musun? Dediğimde, biraz durakladı. Hareketleri hafif şüphemi çekti. Bir bakabilir miyim, kitaba? Dedim. Uzattı ama çocuğun rengi soldu… Kitabı bir karıştırdım ki, içi bir güzel oyulmuş… Ortasına mini bir cep telefonu yerleştirilmiş. Dondum, kaldım. Şimdi, kendi kitabına sende bakabilirsin. Senin kitabınla sınava kadar gelmiş… Demek ki, el kitabı olarak kullanıyor veya sizi çok seviyor diye düşündüm. O nedenle de, kitabı sınav salonuna sokmasında bir sakınca görmedim. Ama hareketlerindeki dengesizlik dikkatimi çekti. Kopya çekmesine fırsat vermeden meseleye el koydum.”

 

Ne emeller uğruna kullanılıyormuş kitabım… Aman Allah’ım… Ama Lokman Kaplan Hocam bu sahtekârlığa fırsat vermemiş… Böylece benim kitabım da, o pis emele kurban gitmemiş.

 

Şoke olmuş vaziyette yanından ayrıldım… hâlâ kendimde değilim… Burası Türkiye! Dedirttirdi, en sonunda bana da!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 4 yorum yapıldı.
    YAZARLAR