22 Eylül 2017 Cuma

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Bırakında Kazansınlar

03 Temmuz 2012 Salı 00:42

Hayatımızın içinden, toplumumuzun değer yargıları ve sosyal hayatımızın kanayan yaralarından olan konuları yazmaya devam ediyorum ve de edeceğim de. Özellikle bu yazımın konusunu işyerime gelip yazmamı isteyen mağdur arkadaşlarımın talebi üzerine ve bizzat kendimin de şahit olduğum olaylardan esinlenerek sizlere aktarıyorum.

Hayatlarımız bir şeyler bekleyerek geçiyor. Beklediğimiz şey, ne olursa olsun; hayatımızı idame etmek maişetimizi sağlamak için mutlaka çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Tek arzuları çocuklarına, ailesine, kendisine iyi bir gelecek sunmak, daha iyi şartlarda yaşamak için çalışan çalışanlarımızın yaşadığı sıkıntılar, her gün katlanarak artıyor.

Bu da; globelleşen dünyanın en değerli şeyler olan zaman ve emek kavramlarının, ülkemizde ne kadar değersiz hale geldiğini gösteriyor. Ucuz iş gücü, az masraf, çok iş, çok kâr mantığıyla çalışanların daha da ezilmesi, seslerinin kesilmesi, sosyal hak ve hukukunun ellerinden alınması, çalışmaya programlı robotlar haline getirilmesi, kapitalist ve kartelci sistem bizim ülkemizde bir farklı yürüyor. İzin hakları olmayan, fazla çalışma süreleri ödenmeyen, iş kanununda olmayan çalışma şekilleri ile personellere resmen zulüm yapılıyor.

En güzel arabalara biner, 300 tl ye işçi çalıştırır. Kendisi kebap yer, elemana yarım tost ısmarlayınca sanki dünyayı bağışlamış gibi havalarda. Ocak başında kan ter içinde çalışır elemanı, elektrik faturası fazla gelmesin diyerek, klimayı açtırmaz. Yemeğin tadına baktı diyerek olanca hakareti yağdırır. Çay bile içmelerine izin vermez. Personel isteği dışında girdi çıktı yapılarak hakları gasp edilir. Sonra hakkını aramak isteyen kişilere kapının önü gösterilir. Herhangi bir sosyal hakları zaten yoktur çoğunun.

 İşe girmek için torpil gerekirken, işten çıkarmak ise iki dudak arasındaki tek kelime “ KOVULDUN” yetiyor. İşyerlerindeki büyük indirim veya bayram arifelerinde patronların yüzünü güldürmek, ceplerini parayla doldurmaya yönelik mesai uzatmaları yapılıyor. Bunun faturası ise, çalışanlarına ağır bir şekilde ödettiriliyor. Uzun zaman, saatler boyunca tabanları morarıncaya kadar, ayakta çalışmaktan mor damarlardan görünmeyen bacaklarıyla personel ,gece yarısından sonra dönebiliyor evlerine. Tabi ki o saatte gidecek vasıta bulabilirlerse…

Çalışanların sıkıntıları bunlarla da sınırlı değil tabi’i ki...

Yoğunluktan dolayı artan mesai sürelerine, azalan mola süreleri ekleniyor. Ek mesailerin ücretlendirilmemesi, sıkıntılarının tuzu biberi oluyor. Bunların yanı sıra aynı iş yerinde birbirleriyle konuşturulmayan çalışanlar, zaten tükenen enerjilerini sadece müşterilere bir şeyler satabilmek için harcanan zamanda bırakılmaktadırlar. Yüksek kota uygulamalarıyla, birbirleriyle yarış atı gibi yarıştırılan personeller, arkadaşlık hukukunu çiğneyip ilişkilerini yok ettiriliyorlar. Kotası o ay düşük olan personel, hiç acımadan kapı önüne bırakılıveriyor.

Yakın bir geçmiş zamanda ünlü kurumsal bir firmadan, çıkartılan personel üzüntüsünden beyin kanaması geçirdi ve yaşamını kaybetti. Yeni doğmuş bebeği ve eşi, ailesi yapayalnız kaldı. Başka bir kurumda çalışana elektrik çarpıyor sayın müdür sert çıkıyor. “ neden dikkat etmiyorsun” diye. Hastaneye bile göndermiyor. Ertesi gün personel şikâyette bulunuyor. Bu kez müdür bey “ neden şikâyet ediyorsun” diyerek figan feryat. Sanki canını o vermiş gibi. 40 derece ateşle personel çalıştırılıyor. İzin verilmiyor. Mesai bitiminde hastaneye giden personel rapor aldı diyerek işten çıkartılıyor.

 Yine bir arkadaşımız hiç ihbar almadan, hatta öğlene kadar çalıştırılıyor öğleden sonra işten çıkartılıyor. Kızcağız üzüntüsünden psikolojik tedavi görmeye başladı. İşim var diyerek kredi çekmişti. Babası olmadığı için ailesine o bakıyordu. Başka bir arkadaşımız, işe ihtiyacı var ve artık ne iş olsa yapacak durumda. Ama maalesef türbanlı diyerek işe alınmıyor. Neymiş efendim türbanlılar erkek müşteri geldiği zaman çekingen davranıyorlarmış. Nasıl bir mantık anlayamadım ve yorumu sizlere bırakıyorum. Tok acın halinden tabi’i ki anlayamaz. İnsanların önce aynaya bakması gerek.

Selam vermeyen, günaydını bile çok gören müdürlerle çalışmak zorunda kalan arkadaşlarımız hepsi isyanda. Ama bu kadar acımasızlığın, rezaletin, zulmün yanında , gayet saygılı, kendisi kadar personelini düşünen yani aynaya bakıp , empati yapan çok sayıda firma ve müdürler de var. Örneğin, benim tanıdığım bazı firmalar var, çalışma şekillerinde o kadar memnunum ki kurumsal ve profesyonel bir firma. Tüm haklarımızı sonuna kadar verirler. Günü gelmeden yemek paralarımızı, maaşlarımızı verirler, İizinlerimizi eksiksiz kullandırılar. Her sabah telefon açıp hayırlı işler diyerek hal ve hatırımızı sorarlar. Bu şekilde o kadar çok firma var ki. Onlar personellerinin her zaman dualarını alıyorlar.

Bizler bu kadar yazıyoruz ama yine bir şey değişmiyor. Ülkemizde normal olan bir durum ama, ben hâlâ bu adaletsizliği kabullenmeyi öğrenemedim. Sayın Çalışma Bakanımızdan. Daha çok destek rica ediyoruz. Denetlemeler daha sık olsun. Nasıl bir vergi, yazarkasa konularında acıma yoksa. Zulüm edilen personellerin hakları aranmalı. Sadece özel şirketlerde mi var haksızlık. Tabiî ki resmi kurumlarda da farklı haksızlıklar var. En bariz örneği eş durumu atamalarının geç yapılması veya hiç yapılmaması. Evleniyorlar ama ayrı illerde olduğu için aile hayatı yaşayamıyorlar. Bu kez de boşanmalar çoğunlukta oluyor. Kim ödeyecek nasıl ve niçin bu kadar kulun hakkını? Unutmayalım ki çalışanların Kazandığı bu paralar yine bu ülkede kalıyor.

Sözüm sizlere adaletsiz davranan işverenler… Belki bu dünyada kurtuldunuz. Amaaaa! Mahkeme-i Kübra’da çalışanların iki eli yakanızda olacak. O mahkeme öğle mahkeme ki! Avukatta Allah, Savcıda Allah, Hakim de Allah, kararı temyize de gönderseniz karşınızda yine Allah’ ı bulacaksınız. Sonuçta sende insansın, çalışanda insan. Unutmayın inişler, çıkışlardan daha kolaydır. Bir bakarsınız çalıştırdığın elemandan daha alt kadroda buluverirsin kendini. Hatta işsiz kalır, çalışamaz durumda oluverirsin. Allah’ın adaleti büyüktür... Değirmen gibidir... Biraz geç öğütür ama tam öğütür vallahi…

Herkes için adaletli olan ve tüm kuralların herkes için aynı olduğu bir iş yönetim anlayışı istiyoruz. Personele değer verilmesini istiyoruz. Unutmayın ki çalışanlar sayesinde cirolar yapıyorsunuz.

 Unutmayınki ilk müşteriniz personelinizdir.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 7 yorum yapıldı.
    YAZARLAR