05 Aralık 2016 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Bizim Köyün Güneşi Farklı Doğardı…

21 Ekim 2016 Cuma 14:45

Her köyde de, öyle midir, bilemem; ama, bizim köyün güneşi farklı doğardı. Bu farklılık, güneşin erken doğması, geç doğması manasında değil! Güneş, köy yerinde insanı yatakta yatırmaz, erkenden uyandırır. Çocukken köye hatta köylere gittiğimiz çok olurdu. Bizim köyümüzde vardı, orada yaşayan akrabalarımız da vardı. Onları ziyaret için hafta da bir olmasa da 15 günde bir köye giderdik.

Köyün en yüksek evi iki katlıydı. Çok odalı, altları genellikle ahır olan, kocaman evler… Birbirinin önünü kapatmayan ve pencereleri doğuya doğru bakan evler! Doğuyla kıble yönünde bir istikâmette kurulurdu ki, evin içine güneş girsin. Atalarımız ne demiş: “Güneş girmeyen eve doktor girer.” Bizlerde öyle biliriz. Ona benzer şöyle derim “Güneş giren eve doktor girmez.” Sanki aynı kapıya çıkıyor. Ha Kel Hasan, ha Hasan Kel, demişsin, ne fark eder? İkisi de, Hasan’ı tanımlamıyor mu?

Neyse uzatmayalım! Nerede kalmıştık? Köye misafirliğe gitmişiz; akşam oldu mu, yemek yenildi mi, akşam ve yatsı namazları kılındı mı, erkenden yatılırdı. Yer yataklarında bizleri ağırlarlardı. Sıra sıra dizilen yer yataklarında yatmanın zevki başkaydı. Şehirden köye gidip; o yer yatağında yatmak, güneş doğmadan kalkıp; tandır ekmeğinden, yumurtasından, sütünden, kaymağından, yoğurdundan, peynirinden, tereyağından donatılmış bir kahvaltı sofrasında kahvaltı yapmak, ne bileyim biz şehir çocukları için unutulmaz hatıradır.

O yer yatağına girdiğimiz gibi rüyalara teslim olurduk. Kerpiç duvarlı evlerin oksijeni farklı oluyordu. Güneş doğmadan insanı kaldıran bir dünyaydı köylerimiz. Köy yerinde, güneşle haşır neşir olan, yani güneşin üstüne doğduğu kişi pek nadirdir. Güzel tarafı, güneş yer yatağına hatta yatakta yatanın gözüne baka baka doğar. Ve yatırmaz. Gözünü güneşten kaçırmaya çalışırsın, yorganı başına çekersin, ne etsen hava; uykunu kaçırır, güneş! Kendini avluda, soğuk, buz gibi bir suyla yüzünü yıkıyor, bulursun.

Köyde misafir olduğum bir gün Camus seslerine uyandım. Bir gürültü koptu. 15-20 dakika Camus sürüsü bir konvoy gibi köy yerinden çıktı. Otlamaya gidiyorlarmış! Akşam geldiklerinde de yine aynı gürültüyle her hayvan evinin önüne geliyor, kapıdan içeri giriyor. Onca sürünün arasından çıkıp evine giren o hayvanlara bakıp şaşırırdım. Hiçbiri evini şaşırmıyor, gittiği meradan evine dönüp geliyordu. Camus sütünün bir kaymağı olurdu, hayatım boyunca o kaymaktan daha sonraları yediğimi hatırlamıyorum. Büyük baş hayvancılıkta köyümüz meşhurdu. Tarlaların bol artezyen suyuyla sulandığı, ovamızda pamuk yetiştirildiği, yaylalarımızda hayvancılığın olduğu o güzelim köyümüzün elbette güneşi bir başka doğardı. Sonraları ne o büyük baş hayvanlar kaldı, ne pamuk tarlaları ve ne de o güneşin farklı doğuşu… Köyümüzün ovasını Keban Baraj suyu kapladı. Artezyen suları çekildi. Pamuk ekilmez, Camus yetiştirilmez oldu.

Köy yerinin düğünleri de bir başka olurdu. Masallara konu olan düğünler yapılırdı. Düğünler, 40 gün, 40 gece olmasa da, bir hafta 10 gün sürerdi. Düğünlerin, en güzel yanı da neydi biliyor musunuz? Geceleri damlara serilen yataklarda yatışımız. Bir müddet yıldızlara bakışımız! Sonra rüyalara dalışımız! O candan köylüler, bizleri yatırır, o yorgunlukla sabaha kadar belki de hiç uyumazlardı. Düğüne gelen misafirlerine mahcup olmasınlar diye az uyusalar da, güneş doğmadan kalkarlardı. O ne misafirperverlikti, Allah’ım!

Henüz televizyonun köylere girmediği, köylünün bozulmadığı zamanlarda, birliğin beraberliğin, cömertliğin, misafir ağırlamanın en hasını o köylülerimizle yaşadık. Misafire ikram sonsuzdu. O köy kadınlarının misafirin önünde el pençe divan duruşu, sağında solunda koşturuşu, yatakları damlara çıkarmaları, sermeleri ve sabah çeşmeden taşıdıkları suların doldurulduğu ibriklerle herkesin yüzüne su dökmeleri, havlu tutmaları ve hazırlanan kahvaltılar. Tereyağına kırılmış köy yumurtasının mis gibi kokusu önce genizleri yakar, sonra oturduğumuz bahçeye yayılırdı.

Hatıraları karıştırdıkça, köy özlemim depreşiyor. İnanın şaka demiyorum, bir fırsatını bulur; güneşi farklı doğan o köylerden birine yerleşirim, inşallah.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR