21 Eylül 2017 Perşembe

Onur ERCAN (Sesli & Yazılı Makale) / Ajans32

Dalkavuk çemberi

21 Temmuz 2011 Perşembe 17:32

Bugün idarecilerimiz için en büyük tehlike dalkavuk çemberi içinde kalmaktır... Bazen birinci dalkavuk çenberi dışında, ikinci ve üçüncü dalkavuk çemberi içinde de kalabiliyorlar...Bu çemberleri kıramayanın idareci önemli işler başarması mümkün değil... Çünkü işler iyi gitmiş, kötü gitmiş; sözleri yanlış olmuş, olmamış bunlar dalkavuğu ilgilendirmez. Onun tek hedefi var; o da başındakini memnun etmek...

Bununla alakalı meşhur iki atasözü olayı ne kadar da açık şekilde ifade etmektedir.

• Gerçekten büyük olmayan "büyük adamlar" çevrelerini küçük adamlarla doldururlar . [Reich]

• İktidar dalkavukluktan hazzetmeye başladığı zaman, şeref daima ayaklar altında ezilmiştir.  [Shakespeare]

Eskiden hükümdarın biri, kendisine danışman adı altında bir dalkavuk tutmuş. Yanlış bir iş yaptığında kendisini ikaz etmesi için...
Sıradan birisi bile yanlış bir iş yaptığı zaman, ikaz etmek kolay bir iş değilken, hele bunu yapan hükümdarsa doğruyu söylemek daha da zor. Çünkü işin sonunda kellenin gitmesi var. Kelle gitmese de en azından makamın, nimetlerin gitmesi var işin sonunda...
Bir gün sofraya patlıcan yemeği gelir. Hükümdar kükrer:
- Başka yemek mi kalmadı? Yemek diye patlıcanı önüme koyuyorsunuz.
Danışman hemen söze başlar:
- Çok doğru söylediniz hükümdarım. Gerçekten de yenecek yemek değil. İnsanın midesini bozar, sindirim sistemi için çok zararlıdır...
Aradan uzun zaman geçer... Hükümdar bir gün yine yemekte kükrer:
- Nice zamandır, patlıcan yemeği pişirilmiyor. Sayısız faydaları olan patlıcandan beni niçin mahrum bırakıyorsunuz. Yoksa bana bir kastınız mı var?
Dalkavuk hemen devreye girer:
 
- Çok doğru söylediniz hükümdarım. Patlıcanın sayılamayacak kadar faydası vardır. Şifa kaynağıdır. Aynı zamanda sindirim sistemini düzene koymada birebirdir.
Hükümdar, dalkavuğa döner:
- Sen daha önce patlıcanın zararlı olduğunu söylememiş miydin? Bu nasıl iştir. Bir öyle söylüyorsun, bir böyle?
Dalkavuk pişkin pişkin cevap verir:
- Efendim, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil!
Bugün de öyle... Bunun için idareci çevresindeki insanları seçerken çok dikkatli olmak zorundadır.

Bir idareci için çok önemlidir bu dalkavukluk, bugünkü ifadesiyle yağcılık... Başarıya ulaşmakta olan veya ulaşan insanların çevresinde hemen yağcılar belirir. Çembere alırlar. Bu ilk çemberi kırmada başarılı olamayanın etrafını ikinci, üçüncü... Yağcılar çemberi çevirir.
Yağcılık, aynen uyuşturucu bağımlılığı gibidir. Herkes bunun ne kadar kötü ve zararlı olduğunu bilir. Fakat bir defa alışan, bağımlılık kazanır. Bağımlılık giderek artar. Kurtuluş ümidi neredeyse ortadan kalkar.
Etrafı yağcılarla çevrilenler, gerçeklerden uzaklaşır. Kendi hayal dünyalarında yaşamaya başlar. Başarı şanslarını yitirir. Çünkü yağcılar insana gerçeği değil, istediğini, beklediğini söyler.
İşin daha kötüsü, yağcılık bağımlılığına tutulan idareciler gerçekleri anlatanları düşman gibi görmeye başlar. Değer yargıları yok olur.
Yağcılık bağımlısı olmak istemeyenin daha başlangıçta yağcıların yanına yaklaşmasına izin vermemesi gerekir.

Başarıyı yakalamak, başarıyı sürdürmek, başarıyı ileri götürmek isteyenler dalkavukların, yağcıların sözlerine uyup, hayal âlemine dalmamaya, ayaklarını yerden kesmemeye, uçmamaya özen göstermelidirler.
Çünkü başarıyı yakalayanların çevresinde oluşan yağcılar olanları uçuracak şartlar oluşturur. Gerçeği fark etmeyip, şartların rüzgârına kapılıp uçtuklarını sananlar, bir süre sonra fena halde yere çakılır.

Meşhur hikâyedir...

Talebeleri şeyhlerine gitmişler:
- Efendim, siz akşamları uçuyormuşsunuz... Sizi uçarken görenler olmuş. Allahın en şanslı kulusunuz. Allah mübarek etsin... Gibi şeyler söylemişler.
Dolduruşa gelmeyen şeyh gülümsemiş:
- Evlatlarım, ben uçmuyorum. Uçmak marifet değil... Ama şeyhleri müritleri uçurur. Şeyhlerin bazıları uçmadığını bile bile müritlerinin sözlerinden giderek hoşlanır. Zamanla o da uçtuğunu iddia etmeye başlar. En kötüsü, sonunda uçtuğunu sanır...
Bu hikâyeden herkes kendine ders çıkarmalı. Şunun bunun sözüne kanıp uçmaya kalkmamalı. Uçtuğunu zannedenlere de acıyarak onları kurtarmaya çalışmalı. Çünkü belli ki, uçtuğunu sanan, mutlaka bir süre sonra yere çakılacaktır.

Çünkü uçan hiçbir şey havada kalmaz. Uçmak, hayalî de olsa yere çakılmak gerçektir!

 

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR