19 Eylül 2017 Salı

Kadir YAVUZ / Ajans32

Darbeyi Yapanlar Darbe Yediler...

01 Ağustos 2016 Pazartesi 17:19

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde bir darbe olayı yaşadı. Allah, ülkemizi, Cumhurbaşkanımızı, Başbakanımızı, Genelkurmay Başkanımızı, milletimizi, hepimizi korudu. Gittiğim yerlerde şöyle diyorum: “Şayet o gün darbeciler, darbeyi gerçekleştirmiş olsalardı, bugün bizler şu an karşı karşıya oturmuş, sohbet ediyor olamayacaktık.” Ve sözüme şöyle devam ediyorum “Allah’a hamdolsun ki, bu darbecilere, bu darbeyi yapma fırsatı vermedi. Şükürler olsun, darbeyi yapanlar, darbe yediler.”

Darbe gününün gecesinden beri çok duygusal şeylerde yaşandı. O gün, ertesi gün ve daha sonraki günler; milletçe, hem sevindik, hem üzüldük. Bu kadar büyük bir hainlik hayal bile edemiyorum. Sen milletine karşı, milletinin askerini silahlandır, sokağa dök ve milleti vurmasını emret! Sokağa çık talimatıyla şahlanan millet, doğrudan sokağa dökülmüştü. Bir yanda kahraman polisimiz, bir yanda aldatılan askerimiz; kandırıldığını söyleyen, onları ikna etmeye çalışan emniyet mensupları, muhtarlar, halk ve çoluk çocuk… O gece uykusu gelen çocuklar, tankların yakınında, paletlerle kol kola, bayrakları yorgan yapmışlar üzerlerine yerde yatıyorlar. O gece, takside doğum yapan kadın… Kadına yardımcı olan doktor… Hastaneye kavuşturmaya çalışan taksici kadın. Herkes o gece harp hâlindeydi.

O gece, çarşaflı bir kadın yanında açık bir kadınla, duyunca sokağa sahip çıkın uyarısını, kamyonun direksiyonuna geçiyor, mahalleliyi, olay mahalline taşıyor. O kadıncağız konuşuyordu “Allah, cumhurbaşkanımızı korusun. Emri alır almaz, kendimi dışarı attım. Durur muyum!” diyordu. Başbakanımızın gözlerini yaşartmıştı bu olay! Ve Başbakanımız Binali Yıldırım’ı, bir şey daha ağlatmıştı. Gözlerini yaşartmıştı. Duygulanmıştı. Boğazı düğümlenmişti. Ne ağlıyor, ne ağlayamıyor. Aynı şeyi o karşımda yaşarken, ben televizyonun karşısında seyrederken yaşıyordum. Başbakanımız, bir de torununun sorusuna veremediği cevabı bize naklederken öyle bir ağlamaklı anı yaşadı. Torunum sordu, dede ‘Bunlar bizim askerlerimiz değil mi? Neden halka ateş ediyorlar?’ Ben, o an cevaplayamadım, dedi. Duygulandı. Gözleri buğulandı. Bir müddet konuşamadı, sonra cevap vereceğiz, dedi.

Cumhurbaşkanımız da, cenaze töreninde o duygulu anı, yaşadı ve yaşattı. Bir telefon konuşması da vardı, o da duygulu anlar yaşattı bizlere… Oğlu şehit olmuş bir babaya taziye verdi, Cumhurbaşkanımız! Baba gayet dik ve onurlu bir cevapla “Cumhurbaşkanım! Yeter ki, siz sağ olun. Vatan sağ olsun. Değil bir oğlum, tüm canımızı senin uğruna veririz.” Dedi. Neler yaşadık, Allah’ım! Ve bu yaşadıklarımıza oyun diyorlardı, maalesef!

Ben, en duygulu anımı Binbaşı Dedebağı’nın sözleri karşısında yaşadım. Hainleri, kelepçelemişler, yerlerde dizlerinin üzerine çökmüş vaziyetteler, bir gün önce kafaları dik, sırıtarak kameralara alaylı alaylı bakarak geçen o hainler, binbaşının önünde, başları eğik, yere bakıyorlar. Kafalar onursuzca yerde, rütbeleri sökülüyor ve binbaşı sert çıkışlar yapıyor, “Kaldır kafanı, cevap ver, emri nerden aldın? İndir kafanı, o sünnetsiz Fetullah Gülen’in askerleri…”

O binbaşıyı bağrıma basmak, kucaklamak geliyor içimden! Sarılmak istiyorum. Öpmek istiyorum. İçim kabarıyor. Kavuşamıyorum.

O duygulu anları dün akşam televizyonda kendisine soruyorlardı. Anlatıyordu ama o spor salonundaki coşkulu anı yoktu. O an, anlatılmaz yaşanırdı. O da, o anı yaşarken, içindekileri dökmüştü. Milletinin askeri bu işte! Ya o rütbeleri sökülenler, torunları yarın onları nasıl anlatacaklar? Bilemem.

Biz 240 şehit verdik. Bu sayı belki artar da! Onlardan da öldürülenler oldu. Onlardan biri, Rizeliydi sanıyorum. Ailesi, cenazesini almadı.

Ne şerefsizce bir ölüm değil mi? Ölün, ailen tarafından kabul edilmiyor. Nasıl yaparsınız bu kalleşliği bize? Milletine karşı nasıl kurşun sıkarsın?

Bir olay daha beni çok duygulandırdı. Yaralı bir yaşlı anlatıyordu. “Darbe haberini alır, almaz koştuk meydana… Kalabalıktık. Askerler üstümüze ateş açtı. Hepimiz vurulduk. Yığıldık yere! Askerin biri, kemerini çıkardı. Kan akan yerimi sıktı. Sana bir şey olmaz, görürlerse seni kurtarırlar amca, dedi. Bize nasıl ateş ettin, dedim. Emir kuluyum, ateş et, üstünüze geleni vurun dediler, ne yapayım, dedi. Belli ki, kandırılmışlardı. Elimi sağımdaki, solumdakine uzattım. Arkadaşlarım ölmüşlerdi. Hiç kimsede ses yoktu.

Cumhurbaşkanımız sağdı ya, ona seviniyordum. O istesin, tekrar kendimi ateşe atarım. Böyle bir milletiz biz işte! Dağınık görünürüz ama düşmana karşı birleşiriz. O nedenle, bu milleti kimse kolay kolay yenemez. Şu şuurla, Amerika gelsin, Rusya gelsin, Fransa gelsin, İngiltere gelsin… Kim gelirse gelsin, bizi yenemez evvel Allah’ın izniyle!”

Cumhurbaşkanımız dedim de, seçilmiş cumhurbaşkanımızı istemeyenlere, nasıl bir cevap oluyordu, meydanlarda verilen bu cevaplar!

Ölürüm onun uğruna, diyenler; oğlum canını verdi, diğer çocuklarımda can vermeye hazır diyenler; o bırakmayın deyinceye kadar, meydanları bırakmayacağız diyenler, bu olaya tiyatro diyenler… Cevaplarını alıyorlardı.

15 Temmuz 2016 Demokrasi günü ilan edildi. Milli bayram günü olarak ilan edilmeli. O gün, resmen tatil edilmeli. O gün kutlanmalı.

Dün meydana çıkacaktım. Aşırı yağmur yağdı. Arkadaşım, evden gelip alacaktı, yağmurda gözü kesmedi her halde… Gelemedi.

Demin aradı. Bu akşam geliyorum hazır ol, dedi. Her an teyakkuz halinde olmalıyız. Doğru mu?

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR