19 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Dedikodu Kanser Gibidir

20 Şubat 2011 Pazar 19:44

  Uzun zamandır yazacağım, yazacağım ama elim varmıyordu bir türlü bu konuya. Bazen hayat ve insanlar bizlere çok acı oyun oynarlar. Aslında hayat, acımasız bir serüvenden ibaret değil midir? Dertler insanı derinden yaralamışsa, bazen onu ağzına almak, hatta yazmak bile istemiyorsun. İnsanın susması gerektiği anlar, susacağı dakikalar, susması gerektiği durumlar oluyor. İşte bazen konuşulmaz susulur. İnsanlık bu olmalı. Sükûnet ve tevekkül göstermeli. Ama ne yapacağını, ne edeceğini  ilk anda kestiremiyor insan. Öfkemi duysa, tepkimi koysa, intikam mı alsa, karar veremiyorsun. Bu konuda sükûnetimi muhafaza edebilmek için çok direndim. Ama artık bıçak kemiğe dayandı.

    Geçen gün bir bayan okuyucumla ayaküstü konuşuyoruz, meğer ne derliymiş kadıncağız. Bıkmış hayatından, eşini kaybettikten sonra hayata tutunmaya çalışıyor fakat bir taraftan da toplumun bakış açısından ve dedikodularından bıkmış.  

   Yurdum insanının en büyük hastalığı dedikodu üretmek galiba. Durmadan dedikodu kuyusuna veya değirmenine su taşıyorlar sanki. Ülkemize egemen olmuş, yaşadığımız zaman diliminde, dedikodu hayat tarzı, moda sanki. Hayatımızın doğal bir parçası haline gelmiş. Kesinlikle bu konu ile ilgili mutlaka doktora yapmış, bu işin piri olmuşlar.

   Bu yüzyılda en büyük suç ne bilir misiniz? Bilmeyenlere söyleyeyim KADIN olmak. Bir de güzelse, ya bir de dul ise, annesinden emdiği süt burnundan itinayla getirilir. Kişilik haklarımızın zedelendiği açıdan, haklılık ve gereklilik yüzünden sıra bu konuda diye düşünerek; kadınların haklı savunucusu olmak istedim. Artık toplumsal yaraların onarılmasını, eğitim seanslarının yapılmasını istiyoruz. Bir toplumun uygarlık derecesi kadına verdiği değerle ölçülür…

     İnsanların cennet veya cehennemlik oluşuna bile halk karar veriyor. Neymiş Türkiye’nin geleneklerine uymayanlar cehennemlik, uyanlar cennetlik. Bir kadının görsel ve ruhsal olarak kendine iyi bakması gerekli değil midir?

    Genç yaşta kendini reddeden, güzelliklerini saklamak için çok çaba sarf eden, neşeli bir tebessüm bile aşka davet gibi algılanıp, kötü gözle bakılan kadınlarımız. Sevgi ile kurulan yuvalarının dedikodu ile yıkılan, bütün becerilerini her zaman yuvasının huzuru için seferber etmiş, bunda da başarılı olmuş, ama takdir görmemiş, hatta dayak yemiş kadınlarımız. Yaşam standartlarımızın düşmesiyle çalışmak zorunda kalan, tacize uğrayan, azalan gelirlerini artırmak için çabalayan, bir yandan da evdeki iş yükünün altında ezilen kadınlarımız, masumiyetimizden, fedakârlıklarımızdan kalkan örmek istiyorum. Bizleri, kadınlarımızı savunuyorum. Her dakika birileri saldırıyor, olmadık laf ediyor. Bu bugün bizlere, yarın uzaktakilere, çocuklarımıza, kim olduğu hiç fark etmiyor. Aslında doğrusunu isterseniz bütün bu karalamalar her kadın için vız gelip, tırıs gidiyor. Ama işte gereksiz yere üzüyor, bunaltıyor bizleri.

     Bizi kendi standartlarınıza göre yargılayamazsınız, buna hakkınız yok. Daireler içinde düşünüp, işe yaramaz fikirler üretip, kendi saçma görüşlerinize alet edemezsiniz. Dil ALLAH’A şükür içindir, gıybet için değil. İnsanların eline fırsat verildiği zaman, hiçbir şey bilmedikleri konular üzerine bile bol, bol ahkâm keserler, değerlendirmeler yaparlar. Hatta acımasızca eleştirirler. Bilgi sahibi olmadan yargıda bulunurlar. Adaletsiz insanlık, mezbahaneden başka bir şey değildir. Buz kadar temiz, kar kadar beyaz olsan bile iftiradan kurtulamıyorsun işte. Bence başkalarını yargılama alışkanlığı, çevremize dürüstlük hocası oluşturma isteklerini ortaya çıkarıyor. Bunları genelde beyin ölümü gerçekleşmiş yaşayan zavallılar, insanlığı ölmüş, birikimsiz, kültürsüz, bilinçsiz ağzı laf yapan, dedikodu üslubunu benimsemiş, plastik ruhlu, pusulası şaşmış, eğitimsiz eğitimli acayip insanlar yapıyor.

    Bakıyorum ve kendime soruyorum “ bunların evleri, eşleri, çocukları, ailesi yok mu? Diye. Belli ki yok. İşte! Dünya durdukça herkes birbirini eleştirecektir. Sanki hayatın akışı, insanın doğası budur. Ağızları torba değil ki büzesin! İşte aç mide nasıl küçülürse, fitneyle çalışan beyin de öğle zayıflar ve küçülür. Sonra da kendinin bile yemediği et parçası haline gelir. Yıllarca biriktirdiğiniz onca kini ve nefreti suçsuz, günahsız insanlara, akrebin, yılanın iğnesi gibi soktuğu gibi. Masum insanları  boş yere karalamanın vicdan azabını çekersiniz bir gün. Vicdanınızı kontrol edip, oralarda bir şeyler bulabilirsiniz. Kendi seyir defterinize bakmadan karşı tarafı kolaylıkla eleştirilmemeli. Acımasızca vurgunu nu yaparken, beynin ve duyguların, egoların bayram ederken; arkanda bıraktığın enkaz yığınının farkında mıyız? Nereden bileceksin o insanın neler hissettiğini, neyi, neden yaptığını; belki hatalı, belki günahkâr, kim bilir belki de haklı. Dedikodusu yapılan insanın ailesini, çocuklarını hiç düşündük mü?

        Sen başkalarının ayıbını ört ki; Rabbimde seninkini örtsün. Keşke biraz daha ılıman, sevecen, biraz daha anlayışlı ve sabırlı olabilsek. Bir söz var çok sevdiğim “Geçmişini bilmek istiyorsanız, bugünkü şartlarınıza bakın, eğer geleceğinizi görmek istiyorsanız, bugünkü yaptıklarınıza bakın. Başkalarının eksiklerini görürken, senin için artı yazılacağını mı düşünüyorsun? Kim bilir aynı yazı; evladının ya da torununun başına geliverir. Kendine lazım olmayan şeylerle uğraşırsan, kendine lazım olandan da oluverirsin. Nasıl bakarsan öğle görürsün, neyi ararsan onu bulursun kardeşim. Başınıza farklı şeyler geliyorsa; arkada gizlenen gerçeği arayacaksın. İnsanın kişilik yapısı, içinde doğduğu ve yetiştiği kültür tarafından belirlenir. Aç kurtların cirit attığı bu dönemde, eğer bir insanda Allah korkusu ve hesap verme inancı olmazsa; her türlü fenalığı işler. Erkek ve kadın olarak ikiye bölünmemiz çok acı. Cinsiyet olarak değil, insan olarak bakmak gerek. En acı veren yönü de ne, biliyor musunuz? Bunların hemcinslerimizin tarafından yapılması.

     Hepimizin içinde yaşanmamışlık ve özlemler vardır mutlaka. Hayat, bunları yaşayacak kadar uzun değil. Aslında kimseyi üzmemek, nefes aldığımız her saniye için şükretmek gerek. acaba kendinizle zaman zaman hiç büyük bir hesaplaşmaya giriyor muyuz? İnsan hayatta ne saçma davranışlarda bulunuyor, acımasızca yıpratıyor insanları. Aslında bitmeyecek sandığımız hayat bugün var, kim bilirki! Belki de yarın yok, belki de birkaç dakika sonra…

  Düşündüm ki! Allah kimseyi kimsenin kul hakkıyla göndermesin bu dünyadan. Acaba bana hakkını helal etmeyecek olan var mıdır? Hayatımdan geçenlerden diye düşünürüm zaman, zaman. Allah cümlemizin yuvasını huzurlu etsin. Evlatlarımızın boynu bükük kalmasın.
  

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 5 yorum yapıldı.
    YAZARLAR