20 Eylül 2017 Çarşamba

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Devran Dönerken Yumruğu Sıkmak

21 Ekim 2014 Salı 22:31

     Datça’yı neden sever insan, en göze gelen özelliği nedir. Hemen  her selam verdiğime bir cümle ile sordum. Cevaplar dağınık gelir diye tahmin ediyordum. Zira muazzam bir doğa, farklı birçok özellik ve güzellik var Datça’da. Benim için önemli olan ilk kelime ilk ifade idi. Şaşırtmadan tamamı tek kelime söyledi: "SAKİN." Sonra sıraladılar ama ilk ifade sadece sakindi.

     İnsan ruhu çok karmaşık bir yapı. Ömrünü eğlenmek, hareket etmek, aksiyon için harcayacak parayı, kazanmak için harcar. Ömür tükenir bu uğurda. Sağlık, gençlik, bazen arkadaşlık ve dostlukta tükenir. Zannedersiniz hayat hareket ve coşkudur. Ancak coşkunun ve  sevincin doruğunda durur, soluklanır insan ve o anlık sükûnete  aşkla muhabbetle, işte bu, "HUZUR" der.
Ruh, sükûta endekslidir aslında. Sessiz ve yalnız bir zaman kollar ''HUZUR'' işte demek için.
Misafirlerin kalabalığını sever, keyif alır, yorulur, hepsini gönderip ortalığı toparlar ayağını uzatıp yalnız ve sessiz kalınca işte "HUZUR" der.
 
     Uyurken yanında biri olsun diye çırpınır, uyanınca yalnız şekerleme yapmak, uyuşup, mayışmak için her şeyi verir. Çayı dostlarla içer, şiiri tenha da bir başına okur. Ömrü  kalabalık yaşar, mezarda yalnız dinlenir. Huzur, yaşamsal önem taşır ruh için ve tek yuvası sükunettir. Dinlenmeden ruh, yenilenemez. Beden beslenerek, ruh dinlenerek yenilenir. Toplumsal huzurda sükunet ister. Sanayi toplumları gürültü ve yoğun çalışma sonrası ihtiyaç olarak ortaya çıkarmıştır tatil zamanlarını.

    Yazları sessiz yerler bulup şarj ederler ruhlarını. En ziyade gelişmiş ülkelerin insanları gelir, yazları ülkemize. Bir eksikleri sessiz ve huzur dolu tatildir. Ruhları dinlensin isterler. Ülkemin denizi güzel, havası güzel, insanı özeldir elbette ama asıl gaye sükûnet ihtiyaçlarını gidermektir. Gece aşırı gürültü ile dünyadan uzaklaşıp demlenseler de gündüz sessiz bir yerde dinlerler ruhlarını. İnsan aynı zamanda en sevdiğini de tüketir. Dondurmayı yalayıp yuttuğu gibi huzuru sağlayan ortamlarını da yine kendi tüketir. Öğütür, yok eder.

    Sağımız solumuz nicedir huzursuz, gergin ve karışık. Komşuda pişen bize de düşer, sözü leziz yemekler için  değildir yalnızca. İçine her şey girer. Huzursuzluğun gürültüsü, ateşin yangının dumanı, karmaşanın belirsiz boğuculuğu ve barut kokusuna karışan kan kokusu. Her fırsatta geldikleri, sevip dinlendikleri ülkemin huzurlu ortamına doyumsuz hırslarla el uzatan, karıştırıp kirleten, bozup yok etmek isteyenler var. Aşikâr, gün gibi ortada ama engel olunmuyor. Dur denilmiyor. Durdurulmuyor.

    Doğusuyla batısıyla ateş gölüne dönen ülkemin sükunetine sahip çıkmalıyız. Sağduyu yalnızca kabullenmek değildir. Gerekeni cesur ve kararlı bir şekilde yaparken legal olanla hareket etmektir.  Sağduyu galeyana gelip bilinçsizce savrulmamaktır. Komşu da pişmedi bu kez. Komşuda kavruldu hazırlandı, bizde şerbetlenecek. Bu kadar kolay olmamalı. Her karışı için atalarımın kanı teri akmış bu kutlu topraklar bu kadar kolay ve ucuz satılamaz. Biz sussak ruhları şahlanıp sıkar boğazlarını.

    Kirli hesaplar yapıp temiz olduğunu iddia eden. Menfaat için doğduğu, doyduğu hayat bulduğu değerleri hırs dünyasına peşkeş çeken üst komşularımız, üst baş sorumlularımız bunları elbet öder. Hayat ince yaşanmadığında, hesabı ince tutulmadığında kalın kalın ödetir faturayı. Allahu Teâla kendinizi hesaba çektiğiniz meselelerde ben hesap sormam buyuruyor. Hesabı kitabı olmayan, alemi babasından hediye kaldı sananların, hesabı öğrendiğinde feryadını duymayacağımız uzaklıkta olmayı diliyorum. Bu ise nasip veya şans ile değil. Bu dünya da kınayarak, uyararak, engel olmaya çalışarak en azından net bir şekilde tavrımızı ve tarafımızı belirterek olur.

    Sadece hoş görüp sessiz kalanlar veya azıcık ucundan düşer umuduyla tavır almayanlar o feryatları duyar, belki de o feryatlarla sürüklenip giderler yanlarına. Mevla' mın değirmeni yavaş işler ancaaaak çok ince öğütür. İri taneli buğdaylar, salınıp durun başımızda. Sükûnetimizi bozsanız bile Sükutumuz tasdik değildir. Nezaketimiz, sabrımızın enginliğinden, elbet sıktığımız yumruğu vuracağımız zaman gelir. Devran dönerken, ne putlar ne firavunlar ne  Ra' lar ne Süleymanlar öğüttü.

Zaman ülkemi ve aziz milletimi karanlık, belirsiz, ufuksuz yarınlara taşımasın. Milletimi eyvah diyeceği eylemleri yapmaya sürüklemesin.

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR