24 Eylül 2017 Pazar

Kadir YAVUZ / Ajans32

Direkli Köyü Yaylası..

14 Haziran 2011 Salı 10:45

ARİF KOÇ… DİREKLİ KÖYÜ YAYLASI VE YÖRÜK ÇADIRI AYRANI…

 

Katre Unlu Mamullerinin Sahibi Mehmet Kayaduran’ın dostu Arif Koç Bey’le geçen akşam Ayazmana Yolu üzerindeki Palmiye Restoran’da birlikte bir yemek yedik.

 

Kardeşinin lokantasıymış… O günden öncede birkaç defa bu lokantaya gelişimiz var ama bugünkü gibi bir dostluk kuramamıştık nedense? O gün, yemekten önce caddede karşılaştık ve bir hâyli gezdik. İlk defa bu denli konuşma fırsatı bulduk. Bu tabii bir sebeptir, yeterli tanışmaya! Birbirimizi konuşurken tanıyor, samimiyeti bağdaştırıyorduk. O günkü yemek muhabbetinin tesiri miydi neydi, yemek çok lezzetli geçti. Arif Bey’le sohbet ederken kardeşinin çalıştığı yerden bahsetti… “Hadi Canım, sen Süleyman’ın ağabeyi misin?” dediğimde, gözlerim parlıyordu. Çünkü, Süleyman’da bir ara oğlumun iş arkadaşıydı. Samimiyet hoş sohbetimizin de ardından, daha bir koyulaşmaya başlamıştı.

 

Derken o gece geç saatlere kadar beraber olduk. Ertesi günü akrabalarından birinin mevlit yemeğine davet etti ve oradan da yaylaya gidelim dedi… “Gelir misiniz?” dediğinde, geri çevirmeyeceğimi tatlı bir tebessümle bildirdim.

 

Ertesi gün oldu… Mehmet Bey, beni evden gelip aldı. Mevlit yemeğini yedikten sonra yayla yolunu tuttuk. Mehmet Bey’in birkaç işi vardı, o onları hâllettikten sonra gelecekti. Arif Bey’in köyünün yolunu tuttuk. Yemyeşil dağların eteklerinden, ince uzun uzanan dağ yoluna dikildik. Hafif bir yağmur çiseledi… Durdu. Direkli Köyü’nün yoluna girdiğimizde, asfalttan çıkmıştık ama yine de yol güzeldi. Yeşilliklerin arasında kalmış, şirin bir köydü, Direkli Köyü! Köyün yolunu az daha geçince dağın eteğine yapılmış evini gösterdi, Arif Bey! Yayla  evine gelmiştik. Tümsek tümsek hazırlanmış, dağların eteklerini bahçeye dönüştürmüşler… Kiraz yetiştiriyor burada! “Bizim kiraz hemen hemen her tarafın kirazından sonra olur” dedi. Aslında, amacımız kirazları ilaçlamaktı… O nedenle gelmiştik ama yağış olunca iptal ettik.

 

“Dağ yürüyüşü yapalım mı?” diye sordu bana… Belki yürüyemeyeceğimi düşünmüş olabilirdi. Bir saat kadar yürüdük. 1400 metre yüksekliğe çıktık. Çıkarken, şırıl şırıl akan suların arasından geçiyoruz, kaynar suların kaynağından eğilip su içiyoruz. Hava bulutlu olduğundan çok yorulmamıştım. Tepeye vardık. Bir Yörük çadırı… Çadırın içinden iki güzel çocuk çıktı… 8 yaşında olduğunu öğrendiğim kız çocuğu, gülümseyerek yaklaştı bana! Adını sordum “Ayşenur” dedi. İlkokul 2’ye gidiyor. Küçük kardeşi Mustafa’da 6 yaşında… Bir dede, bir nine ve çocukların annesi; dağın tepesinde bir çadırda, hayvanlarının peşine düşmüşler, yaşıyorlar şu ayazda! Çadırın yanına vardığımızda esen soğukla irkilmiştik… Hemen üzerimize kazak verdiler. Yazın ortası pofur pofur esen bir rüzgâr, nasılda okşuyordu yanaklarımı! Üşümedim desem yalan söylerim. O arada Mehmet Bey, yanında Oktay’la beraber araçla geldiler yanımıza! Çadıra geçtik… Ayran ikram ettiler. Birkaç dakika sohbet ettikten sonra müsaade istedik.

 

Otomobille inerken yayla göz hizama gelmişti… Alabildiğine yeşile boğuldum sanki! Vadinin derinliklerine bakarken, insanın gözleri kamaşıyor. Beton yığınlarının arasından sıyrılıp, yeşile bürününce; etrafımın, yeşille çevrildiğini sandım. Her şeyi yeşil görüyordum. Ne iyi etmiş, gelmiştim. Ufkumun açıldığını hissediyorum.

 

Yayla evine vardığımızda saat epeyce ilerlemişti… Yemek yemek için, Arif Ustam kolları sıvadı. Bir güzel köfteleri hazırladı. Ocağın ateşi yakıldı. Kömür hazırlandı. Taze soğan, taze sarımsak ve yayladan aldığımız torba yoğurdundan yapılan cacık, salatalık inanın köfteden daha lezzetliydi sanki! Bu arada şehirden Bekir Ağabeyi de çağırdık… O da bizi kırmadı hemen geldi. Yemeği yediğimizde ve üstüne çayımızı içtiğimizde, saat 19.00 gibiydi. Kalktık, yola koyulduk ama içim gitmek istemiyordu. Biri ufaktan kal dese inanın orada tek başıma kalacaktım. Daldık yeşilliklerin arasından, Antalya yoluna çıkan bir yola! Yeşil burada fazlalaşmıştı. Videolar açılmış, kayıt altına alınıyordu yaylanın doyulmayan görüntüsü! Yayladan ayrılırken bendeki hafif buruklukla, kayda geçecek birkaç söz sarf ettim. Veda gibi sözlerdi, sözlerim. Bugünü izah edebildim mi, bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey vardı ki; Direkli Köyü yaylasından, bir hâyli uzaklaşmıştık.

 

Geride kalmıştı anılarım… Yaşadıklarım. Akşam olunca günü harcadığımızın farkına vardım. Bir gün belki geçmişti ama yalancı cennet gibi bir yaylanın izlenimleri hafızamda kalmıştı. Onu unutmak mümkün mü?

 

Pazar sabahı, dağ yürüyüşünün ve yaylanın saf, temiz havasının etkisi ve yeşilin bende bıraktığı izlerden olacak ki; rüyamdan yeşille birlikte uyandım.      

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR