19 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Duanın Getirdiği Hayat

16 Ocak 2011 Pazar 12:17

Duanın Getirdiği Hayat

Hepimizin ikincileri mutlaka vardır. İkinci bahar, ikinci hayat gibi. Hep hedeflerimin değil, inançlarımın peşinden gittim. İnancım sayesinde unutamadığım rabbimin bana verdiği ikinci hayatımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizlerle acılarımı, sevinçlerimi paylaşmaktan, ortak etmekten ayrı bir keyif duyuyorum. Kendimi sizinle bütünleştiriyor, karşılıklı samimiyetimize güveniyorum. Samimi ve düzeyli bir diyoloğumuz olduğuna inanıyorum değerli okurlarım.

    Sene 1995 yoğun bir çalışma hayatım var ve sürekli baş ağrısı çekiyorum. Bir fırsatını bulup hastaneye gittim. Doktor hemen başımdan röntgen istedi. Çektirdim ve doktora gösterdim. Bana olan bakışlarını hala hatırlıyorum. Bu kadar zaman neden bir doktora gitmediğime kızıyor, ağrılarıma nasıl dayanabildiğimi soruyordu. Sadece ürkek ve korkak bir sesle “ne oldu” doktor bey diye sorabildim. Başımın sol kulak üstünde büyük bir ur olduğunu ve sol gözümü kör etmeye başladığını söylemişti. Doktorun yüzüne şaşkınlık ve karışık bir ifadeyle bakakaldım. Fenalaşmışım. Dünyam yıkılmıştı sanki. Nasıl olur diyebildim. Nasıl bu kadar savunmasız yakalamıştı beni. Başkaları da var mıydı acaba aynı sorunla boğuşan. Canımı yakan her şey çullanmıştı üstüme.   

Doktor acil Denizli’ de Tomografi çektirmemi istedi daha net sonuç için. Bütün gün korku içinde, ağlamaktan şişmiş gözlerle zamanı ve mekânı unutmuş olarak sessizce kıvranıyor, ağlıyordum. Kimsesizliğimi hissettim bir anda.” Mutlaka her acının bir çözümü vardı. Yani hayatta bir kapı kapanıyorsa, mutlaka bir başka kapı bizi bekliyordu. Yeter ki umutsuzluğa kapılmayalım “ diye düşünsem de içimde kopan fırtınayı durduramıyordum. En kolay satılan şeyin UMUT olduğunu biliyordum.     

Eve geldim oğlum Ahmet’im okuldan gelmişti. Ona söyleyemedim. Boncuk gözleriyle bana bakarken sanki anlamışçasına bakıyordu. Eşim geldi ona durumu anlattığımda oda çok üzülmüştü aslında, yıkılmıştı ama o benden daha metanetliydi. Beni teselli ederken gözyaşlarını içine akıttığını hissedebiliyordum. Benim inançlı olduğumu, Allah’ın izniyle bunu aşacağımı, en güzeli hep yanımda olacağını söylemişti. Sanki tüm hayallerimi, umudumu kaybettiğim nokta da bana tekrar umut veriyordu…

Hayatın başka gerçeğiydi dertler. İnsan hiçbir şeyden üzüntü ve acı duymasaydı! Verilenlerin kıymetini nasıl anlayabilirdi ki! Aslında her bir dert kişiye adeta şöyle dermiş: “ Hiçbir şeyi gerçek anlamda sahiplenmeye çalışma. Çünkü her şeyin sahibi kimse, seninde sahibin odur. Sen şu dünyada malik değil, misafir olarak gelmişsin “
     

 İnsan nazarında dünya bir imtihan yurdudur. Yalnız her imtihan ilk geldiğinde biraz sert ve itici görünebilir… Gece uzuyordu sanki. Her şey birbirinin içine giriyor, sonra ayrışıyordu. Neden böyle oldu diyemedim. Hep vardır Mevla’mın bir bildiği dedim. Düşünüyordum zaman, zaman düşünemiyordum. Sabaha varamıyordu gece bir türlü. Bugünden yarına uzanan köprü kopmuştu sanki. Kalktım yerimden penceremi açtım ve alaca karanlığa günaydın dedim. Tek bir cümle ile şifa ver Rabbim diyebildim. Sabah ilk otobüsle Denizliye gittik. Hastane de sıramızı aldık. Zaten acil diye yazıyordu. Beni de korkutan bu yazı değimliydi? Durumumun tehlikeli olduğunu biliyordum.

Evet tekrar tomografi çekildi, sonucu alıp doktora götürürken sanki kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Doktor gözlerime bakarak “ evet Isparta’daki meslektaşlarımın tanıları doğrudur.” Bu haber dünyanın sonuydu sanki. Eşimin elini zor tutabildim. Ölümü düşünmek, sadece ölümü. Zaten küçük evlenmiştim. Hayallerim çeyiz sandığımda saklıyken ölemezdim. Kor gibi yanıyordum. Ya Ahmet’im daha çok küçüktü. Ne yapardı annesiz. Sarı saçlarının arasından bakan boncuk gözleri, küçücük yüreği nasıl dayanırdı annesizliğe. O benim on altı yaşında sahip olduğum gerçek oyuncak bebeğim, her şeyimdi. Ne çocukluğum, ne de gençliğim olmuştu. Ahmet’imle beraber büyüdük. Yaşıtlarım sokakta oyun oynarken  ben evde annelik yapıyordum. Hayat bana beklediğim, ya da özlemini duyduğum neyi vermişti ki? Hep acılarımı macunla kapattım, kat kat sıva çekmiştim onlara. Acılarımı içime atmışken… Oyuncağı alınmış bir çocuğun, yarın başka bir oyuncakla gönlünü alabilirsin. Ama ya anneden ebedi ayrılan bir çocuk… Onun kendi canından, kanından bir anne bulması mümkün mü? Değil elbette. Sol yanı hep acıyacaktır. Ahmet’im beni mutlu eden tek yavrumdu o zaman. Çünkü Enes daha doğmamıştı. Anne kelimesini bir daha asla söyleyemeyecekti. Denizli’den dönmüş buradaki doktorumla görüşmüştük. 

Ankara’ya gitmem orada acil ameliyat olmam gerektiğini, durumumun ağır olduğunu söylemişti. Artık tepkisel değil, olgun karşıladım haberi. Ama çok canımın da acıdığını gizleyemiyordum. Kaderimizin karar anlarımızla biçimlendiğini biliyordum. Hemen yolculuk ve ameliyat hazırlıklarına başladım.

     Musibet ve belaların da çeşitleri ve insanlara gelişleri farklı farklıydı. Belalar geçicidir. Biliyorum ki musibetler mutlaka bir gün döner. Yeter ki musibet ve bela ile gelen mesajı alıp Allah’ a teveccüh etmesini bilelim. Şu hadis ‘i yazmadan geçmek istemiyorum. “İnsan dininin gücü ölçüsünde bela ve musibetlere maruz kalır” “Allah çok imtihana maruz kalıp, çokça tövbe ile geçen kulunu sever”. Her zaman inanç seviyem bilgi seviyemden kat kat yüksek olmuştur.

     Ankara’ya gittik. Eşim Ankara’ lı olduğu için ev problemimiz yoktu. Doktor sonuçları gördüğünde şaşırmıştı. O buğulu gözlerimdeki acıyı hissediyor kaç tane çocuğum olduğunu soruyordu. Bu bana gönderilen gizli bir mesajdı sanki. Üzülmemem için teselli ediyordu. Mnr için randevu alındı akşam sekizde çekilecekti. Eve geldik. Sanki idam edilecek mahkûmdan farkım yoktu. Gönlümün pasını silmek için namaza durdum. İnancımı kullanarak evrenin yaratıcısının ışığına sığındım. Biliyordum en zor şartlar altında aklınıza kime başvurulacak geliyorsa; başvurulacak kişi odur.

Rabbimin kapısından başka kapı yoktu. Hiç tereddütsüz zamana ve mekâna bakmaksızın izin, randevu bile almadan açık duran kapı. Her zaman inancım sayesinde kaderin sahibinden işlerimi kolaylaştıran gizli destekler almışımdır. Biliyorum ki Allah’tan başka bana yardım edecek kimse yoktu. Ahmet’imin sanki içine doğmuş gibi, boynuma sarılıp beni çok sevdiğini söylüyor ve “anneciğim sana bir şey olursa ben yaşayamam, bende ölürüm” diyordu. O na kendisini asla bırakmayacağımı söylediğimde iyice sarılıp yanaklarımı öpüyor, canım annem diyordu. Yavrum benim, sarı kuşum, çocukluk arkadaşım. En yakın arkadaşıma “ne yapacağım ben” diye sorduğumda, sadece “senin yerinde olmak istemezdim”diyebilmişti. Ahmet’ime bir dünya öğretmeye çalışıyordum.

Nasıl algılayacağını, nasıl görmesi gerektiğini anlatmaya çabalıyordum. Ama kelimeler düğümleniyor, asla huzurlu bakamıyordum. Sanki son kez sarılıyordum yavruma. Sıra geldi. Teknoloji bu kadar ilerlemiş değildi. Giydirdiler oraya ait kıyafeti, serum takıldı sakinleştirici yapıldı. mnr girerken gözlerimi sanki ebedi kapatıyormuşçasına kapattım. Sıcacık olan gözyaşlarım saçlarımı ıslatırken yüreğim ve dilim aynı duayı yapıyordu. Sanki mezara girmiştim. Huzurla son nefesi verebilecek miydim? Arkamda boncuğumu bırakmak nasılda içimi yakıyor, yüreğimi parçalıyordu. Maddiyatla ölçülmeyecek bir yangındı.

Niye benim başıma geldi diye asla isyan etmedim. Benim sınavımdı. Bitene kadar dua ettim. “Allah’ım bana merhamet et, beni yavruma bağışla, onu annesiz bırakma, şifa ver Allah’ım” diye. Acılarımın biteceğini, geçeceğini düşündüm, ümit ettim. Kendi kendime moral cümleleri kullandım.

     Evet, çekildi ve bitti. Ameliyat için sonuçları doktora götürdüm. Doktor bir bana, bir diğer röntgenlere birde yeni mnr’a baktı ve “ aman Allah’ım nerde, nerde” diyordu. Ben tamamen ürkmüş bir halde artık yığılıp inecekken çok enteresan yok olmuş diyordu. Nasıl olur diyebildim.”Sen ne yaptın kendine “dedi. Sadece bu derdi verene dua diyebildim. Evet, yoktu gerçekten UR artık. İnanması zor ama yoktu. Her şeyi yoktan var eden Allah, var ettiğini de yok etmişti.

    Anladım ki bu hadiseyi o anki içten ve inançla yaptığım duama borçluyum. Sığındığım kapı doğru kapıydı. Ölümle aramdaki yakın ilişkinin o an için ipleri kopmuştu. Hayat sınavından mezun olmayı başarmıştım. Bütün yüreğimle gülmüştü gözlerim… ve ikinci mucizemi rabbim vermişti yine uzun zamandır beklediğim haberi almıştım on iki yıl aradan sonra tekrar anne oluyordum. Enes’ime hamileydim. Demek ki bazen kötü gibi görünen şeyler ileride iyi olacak sonuçlar için gerekli…

    Evet, dua, dua gerçekten insanın kaderini değiştirebiliyor, ömrünü uzatabiliyor. Bana tekrar bir hayat veren Rabbime sonsuz şükrediyorum. Dualarınızda kalmak ümidiyle… Sizleri seviyorum değerli okurlarım…

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR