23 Eylül 2017 Cumartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Düzce’ye Gittim En Sonunda…

28 Kasım 2012 Çarşamba 13:55

Bu yaz, kendi kendimi dinlendirdim. Gazeteye fazla yazı yazmadım. Birçok kişinin yaz tatiline çıktığı, yani okuyucunun azaldığı bir dönem bende birazcık dinleneyim diye düşündüm.

İyi düşünmüş müyüm? Dinlendim deyince, hemen bitişiğimizdeki Antalya’ya gidip denize girmedim. Kitaplarımla uğraştım. Şehirde kalan insanları arada bir ziyaret ettim. Elimin altında okumam için beklettiğim 8-10 kitap vardı, onları okudum.

Ve kendimce tatil saydığım birkaç küçük seyahat yaptım.   

İzin veya tatil gibi gelen bir veya iki günlük geziler vardır, anlatıla anlatıla bitirilemez. Sanırsınız ki, yıllık iznini kullanmış biri,  bir aylık tatilinde yaşadıklarını anlatıyor.

Bazen, bende kendime şöyle bir veya bilemedin iki günlük izin veririm. Bir dostumun bulunduğu bir şehre gezi düzenlerim. Ne gezidir adı ne de seyahat ama ben o kendimi izinli saydığım güne unutamayacağım kocaman kocaman anılar yerleştiririm. Hafızamdaki albümün bir köşesine çektiğim fotoğraflarımı koyar, onlarla arada bir yaşarım.

Yazın kavurucu sıcaklarının en yoğun olduğu aylardan Ağustos ayıydı… Düzce’den, bir dostla telefonla tanıştığımız ama görüşemediğimiz o muhteremi göreceğim demiştim. Telefon ettiğim “Geliyorum” dediğim an belki de o dost bana inanmamıştı. “Isparta’dan kalkıp, Düzce’ye beni görmeye gelecek. Hadi canım sende!” demiş olacağını tahmin ediyorum.


Sıcak bir yaz ve bir de kandil günü! Düzceli, böylesi sıcağın kavurduğu bir Ağustos günü deprem yaşamıştı. O günlere rastlamıştı, benim Düzce’ye gittiğim gün! Akşama yakın saatlerdi, Düzce’deydim. Arkadaşım, beni Düzce Otogar’ından aldı. Yürüdük. “Karanlık basmadan yemeğimizi yiyelim” demişti Tarık Bey, ben de “Olur” dedim. Yemek hem tanışma,  hem de bir kaynaşma havasında geçti. Tarık Şahin Bey, Düzce Belediyesi’nde çalışıyor. Düzceli ve haliyle o çevreyi tanıyor, biliyor. Şurada radyocu bir arkadaşım var, onu ziyaret edelim dediğinde; yol yorgunu olmama rağmen nezaketen kendisini kırmadım. Ona tabiyim, misafirim netice de! Radyo da, arkadaşı çıkmak üzereydi; ayaküstü bir sohbetimiz oldu, çaylarımızı söyledi bizden müsaade isteyip ayrıldı. Radyo 81… Sunucu Lale Hanım “Şairsiniz! Ne kadar güzel! Sizi stüdyoya alsam… Beni kırmazsanız tabii ki!” deyince ayağımın tozuyla daldım stüdyoya! Birkaç şiirimi okumuş, Düzce’ye geliş sebebimi izah etmiştim. Saat bir hayli ilerlemişti. Kalktık. Avni Akyol Öğretmenevi’nden bir gün öncesinden yer ayırtmıştım. Öğretmenevine, yürüyerek geldik. Bahçesinde bir saat kadar sohbet ettik. Ertesi gün görüşmek üzere ayrıldık.

Ertesi gün! Öğretmenevi’nden yürüyerek belediyeye gideyim diye düşünmüştüm. Yolumun üstündeki dereyi izleyerek yürüdüm. Derenin adı: Hasar Deresi! Dereden bir müddet sonra ayrılmış, merkeze doğru ilerliyordum. Düzce’deki Final Dershanesine uğrayıp, oradaki arkadaşları ziyaret ederek güne başladım. Hoş sohbet bir müdürle epeyce konuştuk. Eski bir belediyeci olduğundan, müzik çalışmaları yaptığından; çok değerli olduğunu söylediği Vali Bey’e geçenlerde verdikleri konserden bahsetti. Dershanenin yöneticisi yoktu. Kendilerine kitaplarımdan imzalayıp bıraktım. Geldiğimi, akşama kadar Düzce’de olacağımı söyleyip, Müdür Bey’in yanından ayrıldım. Yol üzerindeki Hükümet Binasına uğrayıp, içimden Vali Bey’i ziyaret etmek geldi. Düzce Valisi Vasip Şahin… Kendimi tanıttığım Özel Kalem Müdürü’ne Isparta’dan geldiğimi, gazeteci olduğumu sadece bir selam verip, ayrılacağımı söyledim. Vali Bey’le görüştü, bekleyen bir heyet olmasına rağmen onlarla birlikte makama alındım. Tanıştık, konuştuk. Isparta deyince, Vali Yardımcısı Atilla Durmuş’un oradan geldiğini hatta bugün burada olduğunu, emekli olmak için dilekçe verdiğini söyleyince hemen Atilla Bey’in odasına gitmek üzere Vali Bey’e bir kitabımı hediye edip, ayrıldım. Atilla Bey, tam çıkıyordu ki ayakta karşı karşıya geldik. Beni görünce inanamadı. Sarıldık. Raporlu olduğunu, Isparta’dan geldikten sonra ayrılmaya karar verdiğini bugün gelip dilekçeyi vermiş olduğunu söyledi. Dün gelseydin veya yarın gelseydin beni burada bulamazdın, dedi. Nasip denilen şey bu işte! Koluma girdi, Vali Bey veda yemeği veriyor, bekletmeyelim, dedi. Avni Akyol Parkındaki, Saydam Kebap… Vali Yardımcısı Atilla Durmuş, diğer vali yardımcıları ve ilçe kaymakamları… Atilla Bey’in emekliliği münasebetiyle verilen veda yemeği… Vali Bey, bir yanına beni diğer yanına da Atilla Bey’i almıştı.

Yemekten sonra Atilla Bey beni bırakmadı. Oradan, Düzce Doğa Koleji’ne gittik.  Kolejin sahibi Önder Bey’in dostu Milli Eğitim Şube Müdürü Haşmet Bey, çiftliği andıran o güzelim kolejin havuzuna götürecekmiş. Gittik.

Akşam Adapazarı’na gidecektim. Havuzda akşama kadar yüzdük. Haşmet Bey, bizi şehir merkezine getirdi… Ayrılırken “Gitme! Benim de misafirim ol!” dedi. O gün için kendilerine teşekkür ettim, o günün anısına bir şiir kitabımı hediye ettim kendilerine ve vedalaştık. Bir saat kadar Atilla Bey’le dolaştık. Atilla Bey, beni otogar’a kadar getirdi ve uğurladı.  

Ve Düzce’nin ardından Adapazarı… 15-20 yıldır görmediğim güzel insan, değerli ağabeyim İsmail Can’ı ziyaretim.

Tarık Şahin’i ziyarete gidiyorum. Bir başka “Şahin” çıkıyor karşıma... Düzce Valisi, Vasfi Şahin. Isparta Vali Yardımcısı Atilla Bey’i gidip Düzce’de görüyorum. Vali Bey’i ziyarete gitmesem onunla görüşemeyeceğim. Isparta’dan ayrılırken veda edemeyen Atilla Bey’le burada buluşmak, Veda yemeğine katılmak varmış kaderde! Şu kadere bakın ki, 20 yıldır, görüşemediğimiz İsmail Can Ağabey’i de gelip görmek varmış kaderde!   

Kendimi dinlendirdiğim, unutamadığım güzel anılarla dopdolu iki günlük tatilim, İsmail Can Ağabey’imi ziyaretimle son buldu.

Kendimce tatil yaptığım bir seyahatimde, böylece tamamlanmış oldu.   

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR