27 Eylül 2017 Çarşamba

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Eden Kendine Eder

09 Ocak 2011 Pazar 16:28

Geçen gün bir arkadaşımla beraber huzur evini ziyaret edelim dedik. Biraz hediyeler aldık doğruca huzur evine gittik. Belli bir yaşa gelmiş ve tek başına yaşama yetisini kaybetmiş insanları bir arada tutarak, onlara huzur veren kurumlara ve orada çalışanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.

Ziyaret sırasında nur yüzlü bir teyze bizi yanına çağırdı. Elini öttüm, bana öyle bir sarıldı ki sıcaklığını yüreğimde hissettim. Birkaç dakika böyle devam etti, bir ara sessizce ağladığını hissettim bu sefer benim de duygularım kabardı ve beraberce rahatladık. Teyzemizle konuşmaya başladık konu konuyu açtı, yaşlılara hürmet edenin yaşlandığı zaman hürmet göreceği konusunu konuşmaya başladık.

Bu konuyla alakalı kendisinin gençliğinde şahit olduğu bir hadiseyi bize anlatmaya başladı: 40 yıl önceydi aynı yaşıtımız olan bir arkadaşımız vardı. Bununla beraber oturur kalkar konuşup dertleşirdik. Bunun yaşlı bir annesi vardı, kadın elden ayaktan düşünce tek bakanı da bu kızıydı. Belli bir müddet evinde baktı daha sonra altını falan ıslatıyor, geceleri uyumuyor, birazda bilinci kayboldu sürekli sıkıntı olduğu için huzur evine yerleştirdik dedi.

  Aynı zamanda bizimde komşumuzdu. Köy evlerini bilirsiniz evler ve ahırlar yan yanadır. O gün bize de bir misafir gelecekti, bende yemekte bir tavuklu pilav yapayım diye, yumurtadan kesilmiş bir tavuğum var onu keseyim dedim. Tavuk yakalamak ayrı bir dert, kovala kovala deken benim tavuk onların ahıra gidi. Neyse yakaladım ama,  biraz sonra ahırın gizli bir bölümümde gördüklerim karşısında dehşete kapıldım, iliklerim dondu. Bizim komşu meğer annesini huzur evine diye ahırda hayvanların yanına bir yer yapıp orada yaşatmaya başlamış. Kadıncağızın altında eski bir çul üzerinde ince bir elbise, önünde bir tencere içinde kuru ekmekler, ayağında da bir zincir vardı. Kadın beni görünce utandı, ağlamaya başladı.

 Bir evlat anneye nasıl zulmeder inanamadım.Açım ben açım diyordu açlıktan buruş buruş olmuş karnını gösterirken. İçindeki terk edilmişlik ve yalnızlık duygularını belli etmeye de engel olamıyordu. Yaşamının en zayıf yıllarıydı beklide. O’nun iç dünyasında ve gönül ikliminde çok kutsal ve ulvi hadiseler yattıyor, bunların hiç birini haketmiyor du. Hemen eve gittim bir çorba pişirdim üzerinede bir yorgan getirdim, sıcak çorbayı içince kendine geldi, bu yaşadıklarını kimseye söyleme ne olur diye ricada bulundu, dua etti bana. Benim de yapabilecek bir şeyim yoktu, gizli gizli ona zaman zaman çorba götürmekten ve kontrol etmekten başka. Bir gün yine yanına gittiğimde kızıda ahıra geldi ve beni annesinin yanında görünce kızdı senin ne işin var burada çık git çabuk buaradan dedi. Elinde kürekle üzerime yürüdü, burada gördüklerini başka yerde bahsedersen başın belaya girer dedi. Sanki Rabbim onun kalbinden merhameti kazıyıp almış. Acıma duygusunu yüreğinden çıkarmış. Aslında Allah’u Tealanın  insanlara özel zulmetmeyeceğini biliyordum. Kızı, teyzeye yiyecek bir şeyler vermeme de kızıyordu. Bende kendisine yaptığının çok yanlış olduğunu , birgün yaşlandığında Allah sana da bunları yaştır dedim ve çıkyım.

 Neyse hayatımın akışına etki eden bu manzarayı yüreğimin bir tarafına acı bir şekilde kazıyarak ayrıldım. O medet bekleyen zifiri karanlık gözleri nasıl unutabilirdim. Öldürücü bir susma yaşadım içimde. Sorguladım aslında neden ? neden acaba diye. Ben yinede her şeye rağmen elimden gelen yardımı yapıyordum. Bir gün sela veriliyordu duydum ki vefat etmiş. Yaşlı teyzeyi sanki yatağında huzur içinde vefat etmiş havası verilerek öldüğü yerden eve çıkarmılar. Bende gittim baş sağlığı diledim. Kadıncağız böylece kurtuldu mekanı cennet olsun. Bende bunca yıl bu hadiseyi bir sır gibi sakladım hiçbir yerde anlatmadım.
Bu arkadaş gençliğinde ne annesine, ne babasına, ne de kayın validesine bakmış. Aynı şekilde onları hayvanların barındığı yere kapatmış. Hatta daha kötü muamele yapmış.

Kader ya! Aynı şekilde şuan kendisi yaşıyor. Düşündüm o an, acaba aklına geliyormuydu kendi yaptıkları? Peki yaşanan sonuçlara yaratan razı olsun sözü yerini buluyormuy du şimdi. Suç kimde ? Teyzedemi, kızındamı? Demek ki kızıda mı yaşlanınca annesine davrandığı gibi çocuklarından aynı muamele görecek. Nasıl bir zincirleme bu Allah’ım. İnsanoğlunu biçimlendiren yetiştirilme tarzı ve çevresimi acaba. Aslında kendi geleceklerimizi kendimiz hazırlar, sonrada kader mi deriz. İnsanlar hiç mi düşünmüyor Allah’ın adaletinden kurtulmak zor.Rabbimin dert ve bela vermekte aceleci değildir dedi.

Bütün bunları anlatırken sanki olayı yeni yaşıyormuşcasına heyecan duyuyordu.

Yaşlı teyzem bütün bunları belki dertleşmek için anlattı, nereden bilisin bizim yazar olduğumuzu. Bizde buhadiseyi bir ibret tablosu olması açısından köşemize taşıdık.

       Kader işte değerli okurlarım ağacın kökü mutlaka topraktadır. Her başımıza gelen iyi veya kötü olay yine temele dayanıyor. Biraz daha geniş ele alırsak konuyu insanoğlu nasıl davranırsa , aynı davranışla karşılaşıyor. Bir şeyler ters gidiyorsa önce kendiyle yüzleşmeli. Başka birini kınadı mı, mutlaka başına geliyor. Gülme komşuna, gelir başına. Belki evladında, belki torununda, beklide kendisi yaşayacak. Aslında huzurun sırrı başkalarını yargılama, ayıplama alışkanlığından vazgeçildiği zaman kavuşulur. Kendi ayıplarımız dururken başkalarını ayıplamaktan vaz geçmedikçe kâmil insan sahibi olamayız. Başkalarının ayıplarına bakmadan evvel ,kendi ayıplarımıza bir göz atalım.  Vicdanımızın sesine uymalıyız. İnsan intikam peşinde koşarsa ömür boyu kendisininde acı duyacağı hesaba katılmalıdır.

 Vicdan ve merhamet gibi duyguları yitirir olmuşuz. Heleki evladın yaptığı, yılan zehiriden daha acıdır. Kimi insan vardır, bir karıncanın ayak altında ezilmesinden iki büklüm olur, kimi insan vardır her türlü işkenceye maruz kalan birini görse izlerken içinde herhangi bir üzüntü hissetmez. Dolayısıyla imtihanların, belaların geliş keyfiyetleri de birer imtihandır.
   Evlatlarımıza taa küçükten Allaha hesap verme korkusunu aşılamalıyız.  Çocuklar donmuş beton gibidirler, üzerine ne düşerse iz yapar. Onlara yapılan fazla hoşgörü, sahte sevgimizin en tehlikeli şeklidir. Unutmayalım ki şımarıklık yaş ilerledikçe saygısızlığa dönüşebilir..

  Bir anne ve baba bir çok evladına bakarken, bir çok evlat bir anne babaya maalesef bakamıyor. Sıraya koyuyorlar bakmak için ve bir gün geçse çıkartıyorlar savaş baltalarını ; isyanlar , feryadı figanlar…
 Bir de evlerinin en kullanılmaz köşelerine atmaları yokmu. sadece yemek vermeden vermeye yanına uğrarlar,  yazamıyorum gerisini. Bazen işkence. İşte ben her zaman iyi ki ölüm var diye sevinenlerdenim. Evet iyi ki ölüm var. Ya bu teyze daha yıllarca yaşarsa ne olur? Ölmeden ölür kişi olur.  Rabbim ihtiyaçtan kurtardıklarına muhtaç etmesin. Rabbim önce bizleri hayırlı etsin, sonra da evlatlarımızı hayırlı etsin, hayırlı nesiller versin.              

Evet işte büyük bir kaşık alıp , hayatı karıştırınca ne öyküler çıkıyor.  Kişinin başına gelen ve başkalarına yaşattığı hadiseler, büyürken edindiği ilim, ahlâk ve kültürle doğru orantılı. Bir insan yaşlandığında huzurlu bir yaşam sürmek istiyorsa; zamanında yaşayan yaşlılara hürmet etmesi lazım. Etmezse yaşlandığı zaman, gençken kendisi başkalarına nasıl davrandıysa, başkaları da kendisine öyle davanıyor, bu oğlu da olsa, kızıda olsa.

Bir hadis-i şerif: (Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.) [Şir’a]

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR