26 Eylül 2017 Salı

Neriman CANBOLAT / Ajans32

Ekonomik Kriz mi, Bilinçsiz Tüketim mi?

13 Mart 2011 Pazar 17:04

Tüm dünyayı ilgilendiren, bir problem; hatta  çözümleri halının altına süpürülmeye devam eden bir problem, ekonomik kriz, sahtekârlık ve arkasından gelen kaçınılmaz iflas.   

Anlayamadığım, acaba yokluktan mı sahtekârlık yapılıyor, yoksa sahtekârlık yapıldığı için mi; yokluğa mahkûm kalınıyor. Veya toplum suçu hazırlıyor, suçlu suçunu mu işliyor? Şimdi bu yazımdan sonra, biliyorum sinirlenecek birçok insan olacak. Olsun, varsın herkes beni anlamasın, ben yinede onlara rağmen yazmaya devam edeceğim. Zavallı masum insanları uçuruma itmek için acele eden, hatta çaba sarf eden sahtekârları, sahtekârlıkları yazacağım. Tabiî ki her iflas eden hile yaptığı için başına o korkunç olay gelmiyor. İşte bu zavallıları da  iflasa sürükleyen karşı tarafa güvenmeleri, hesabı kitabı takip etmemeleri.

Tüketici kan ağlıyor, üretici can çekişiyor. Peki, yatırımcı ile en uçtaki tüketici arasındaki köprüler yani esnaf ne oluyor? Teker, teker  yıkılıyor, bir, bir kapatıyor, kilit vuruyor…
Bu dökülmelerin analizini yapmayı denedik mi hiç? Ama krizden etkilenmeyip, sürekli ilerleyenlerde var. Bazen canım acıyor, bazen de sebep arıyorum altında. İnişli, çıkışlı bir merdiven olayı sanki hayatlarımız. Beyin fırtınası geçiriyorum adeta…    

Olaylara kısaca bir göz atarsak;
Eleman çalıştırırlar 15 saat. Oturmak yok, yemek parası, ulaşım parası  yok. Güvenceleri zaten yok. Aybaşı gelir eline verir 300–500 TL. Ee ne olacak şimdi bu  elemanın hakkı?  Vallahi bizim ehil bir tabibimiz var. Bize sunduğu reçeteye riayet etmezsek bütün problemler bizi buluverir. Tıpkı bir kilo domatesi alırken, on kilo domatesi kullanılmaz hale getirmek gibi. Elimizdekilerin değerini bilirsek, başarı anahtarı elimizden hiç gitmez. Allah tarafından bize verilene kanaat edersek, takdire rıza gösterirsek  hayatımız güzelleşecektir. Tek yapmamız gereken, davranış kalitemizi artırmak. Herkes çalıştığı kadar ilerler. Bir iş yerini ağaca benzetirim her zaman. Ağacın dallarında nasıl kuşlar cıvıl, cıvıl bulunursa; bir iş yerinde de çalışanlar   kuş gibidir. Bir askerin gücünü arkasındaki ordu nasıl belirlerse; bir iş yerinin gücünü de, ayakta kalmasını da kalburüstü eleman belirler. Farklı sektörlerden, farklı deneyimlere sahip, alanında iddialı çok dinamik bir ekip ile çalışmak, insan kaynakları anlamında şirketi güçlendirir. Ne yaptığını bilmeyen biri ile çalışmak, iflastan kaçınılmaz demektir. İnsan denize düşünce değil, denizde kalınca boğulur. Ama hangi meslek olursa olsun, bir öğrenme ve o işte pişme süreci vardır… bir elemana eğer tatmin edici maaş verilmezse sadece çalıştığı için maaş almaz, maaş aldığı için çalışır.

Çünkü iki çeşit insan vardır:
1- işi ile uğraşan
2- kişi ile uğraşan

Verelim lütfen herkesin hakkını, yoksa rabbimin adaletinden kurtulamayız.
Sahtekârlıklar diz boyu. İnanamıyor insan, bir şey almaya korkar bir toplum olduk. Karabiber yerine soba kurumu, kırmızıbiber yerine kiremit tozu satarlar. Odunları ıslatırlar, kömür torbalarını ameliyat ederler, yeni makine çıkmış tavuğun tamamını atıyormuşsunuz kemikleri dâhil, kıyma şeklinde çıkıyormuş. İnanamadım duyunca midem bulandı. Terazide hile yapanlar, sayaçları oynayanlar… Daha fazla yazmak bile istemiyorum. Zaten sizlerde biliyorsunuz her şeyi. Ne oldu benim yurdum insanına? Neden bu hale geldik?  Hayat sağlık garantimiz sıfır. Hastaneler bilmediğimiz hastalıklarla cebelleşen hastalarla dolu. Söz hakkı verilince “çağ atlıyoruz”  mantığına  yatarlar. biz çağ değil ancak çamur atlarız…     

Aslında sorumluluğun ne olduğunu, toplum olarak çözemedik hala. Ve sonuç olarak ta sorunlar silsilesinin içinde buluverdik kendimizi. Hayallerimiz kayboldu, karamsar toplum olduk. Şimdi hepimiz elimizi şakağımıza koyup bir dakika düşünelim lütfen. Yokluk demek, kıtlık demektir.  Beş kuruşsuz, meteliksiz kalmak demektir. Etrafımıza bakınca herkesin parası da var, erzağı da. Hatta çöp konteynırlarının dili olsa da içine nelerin atıldığını anlatsa… Yokluk olan bir ülkede açlık hat safhada olur. Ama baktığımız zaman, eğlence yerleri, kuaförler, güzellik salonları, alışveriş merkezleri, konfeksiyonlar, deli gibi alış veriş edenlerle dolu. Ya  otoparklar! En son model arabalarla dolu. Evlerimiz;  maşallah her şeyden çift. Sanki ikiz tutkunluğumuz var. Aa birde yılda mobilya değiştiren müsrifçilere ne demeli. İnşaat duruyor mu? Hayır.

Peki, bunlar parasız yapılır mı? Parasız bir bardak su bile alamazsın. Profesyonel hayat için tabiî ki para gerekli. Demek ki biz fakir bir ülke değiliz. Çok lüks yaşıyoruz lüks. Bilinçsiz tüketiciyiz. İhtiyacımız olanı değil, hoşumuza gideni alıyoruz. Sonrada pişman olup, pişmanlık yasasından faydalanmak istiyoruz ama nafile. O zaman hemen suçlu arıyoruz.( DEVLETTE) Pek biliriz ya, başkalarını suçlamayı. Bizi bitiren yokluk değil, bereketsizlik. Hiç bir şeyin bereketi kalmadı. Çünkü besmeleyi unuttuk.
   

Benim ülkemde hala onurlu insanlar haram yemektense, buğdayı, arpaya karıştırıp yerken; ayaküstü sahtekârlıklarla, dolandırıcılıkla zengin olanlarda ağalar, paşalar gibi yalılarda en lüks otellerde kayık sefası yapıp, fakirin aldığı hayatlarının faizi terlerinin her bir damlasının sindiği aldıkları bir aylık maaşlarının toplamını, o sahtekârlar bir saatte harcıyorlar…

Zirveye kartallarda çıkar, yılanlarda. Tabiki biri süzülerek, diğeri sürünerek. İstemem haramdan sarayı, helalinden kulübem olsun yeter. İnanıyorum ki; bunlara verilen şans ve fırsatlar şeker hastalarına verilen şeker gibi, Rabbimin cezası bu olsa gerek. Başkalarına dürüst görünmek kolaydır. Ama ya rabbime, ya da kendine dürüst olmak maharet ister doğrusu. Ameller niyetlere göredir. İlerlememizin önündeki en önemli engel yine kendimiz ve alışkanlıklarımızdır. Ne zaman adam oluruz biliyor musunuz? Bina yaparken enkazın altında kalacağımızdan emin olduğumuz zaman.

Değişim ve dönüşümlerin sonuçları daha olumlu yansımasını umuyor, Rabbimin maksatlarımızı, düşüncelerimizi ıslah etmesini en samimi duygularımla diliyor ve siz sevgili dostlarımı Allah’u Teala’ya emanet ediyorum.

Dualarınızda kalmak ümidiyle…
 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 5 yorum yapıldı.
    YAZARLAR