15 Ağustos 2018 Çarşamba

Sıddıka ERYILMAZ / Demokrat Gazetesi

Elini taşın altına koymak

27 Temmuz 2018 Cuma 16:38

Günümüzde herkes her şeyden şikayetçi. Karısından şikayetçi, kocasından şikayetçi, çocuğundan şikayetçi, maaşların düşüklüğünden şikayetçi, pazarın pahalılığından şikayetçi. Döviz kurlarının yüksekliğinden şikayetçi, çevre kirliğinden şikayetçi. Şikayetçi de şikayetçi.

Buna karşılık insanlar, çözüm için ne yapıyor? Çözümü hep başkaları bulsun istiyorlar. Kendileri elini taşın altına koymuyorlar. Sen çözmezsen, o çözmezse kim çözecek sorunu?

Kişilikleri oturmuş bireyler, ilişkili oldukları görevleri, ödevleri yerine getirmek için gayret gösterir.

Sorumluluk, insanları bilinçli olarak karar almada, toplumsal gerekleri karşılamada, yaşamın çeşitli sorunları karşısında yeteneklerini ortaya koyma biçimidir.

Sorumluluk, kültürden kültüre değişiklik gösterse de genel geçer kuralları vardır. Burada dini duygular kadar bireysel vicdanın da buyurduğu özel ölçüler vardır. Bu ölçüler çerçevesinde, sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekir. Yani elimizi taşın altına koymamız gerek.

Ne yazık ki günümüzde sorumlulukların yerini çıkarcılık, maddecilik aldı. Sorumluluğu işimize geldiği ölçüde yerine getirir olduk. Şöyle ki “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” haline dönüştü. Fakat gün gelir, o yılan döner dolaşır seni sokar.

Hepimizin bildiği; fare öyküsündeki gibi.

“Bir gün, evin minik faresi duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: İçinde hangi yiyecek var acaba?" diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: "Zavallı farecik... Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla koyunun yanına koştu ve "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpınıyordu. Koyun anlayışla karşıladı ama "Çok üzgünüm fare kardeş fakat dua etmekten başka yapabileceğim bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve "Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. İnek; “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi. Sonunda farecik, başı önde umutsuz bir şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.

O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.

Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi ve yarayı sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi koyununu kesti. Çiftçinin karısının durumu gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.”

Kısacası, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememek gerek. Kimin ne zaman ne olacağını bilemeyiz.

Esasta hayat bir aynadır. Etrafınızda gördüğünüz herkes sizsiniz. Onlar sizin bir yönünüzü yansıtıyorlar. Aynaya baktığınızda nereniz düzgün değilse oranızı düzeltiyorsunuz. O halde etrafınızda gördüğünüz insanları düzeltmeye çalışmak ve onları yargılamak ve eleştirmek de aynaya elinizi uzatmak gibidir.

SON BİR NOT: Aslında elini taşın altına koyanlar da yok değil, fakat bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. 25.07.2018 tarihinde WhatsApp’ıma gelen bir mesaj beni bir kez daha umutlandırdı. Gerek yazılı gerekse görsel basından hepimizin tanıdığı Ispartalı bir iş insanı, elini taşın altına koymak istiyordu ve daha önce durumu arz ettiğim konuda (İSVAK) Ispartalılar Vakfına katkı sağlamak için hesap numarası istiyordu. İsmini veremiyorum çünkü kendilerinden izin almadım. Bu vesileyle kendilerine bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Böyle güzel insanların artması temennisiyle,
sevgi ve saygılar…




* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR