19 Eylül 2017 Salı

Kadir YAVUZ / Ajans32

Emekliye Verilmesi Gereken ve Verilmeyenler…

16 Şubat 2015 Pazartesi 15:12

Merkez Bankası, Bank Asya Meselesi, Doların Rekor Yükselişi, Hakan Fidan İstifası, Seçim Yatırımları, Hibeler, Emekliye Verilmesi Gereken ve Verilmeyenler…

11 Şubat 2015

İşsizlerin sayısı, gün be gün artıyor. İşsiz kalan insanlar, hele evli olup işsiz kalan bir koca, bunalıma giriyor; eşi, evi terk ediyor, annesinin evine veya bir başka yere gidiyor. İşsizliğinin yanında, bir de eşini kaybeden koca hepten cinnet geçiriyor.

Şiddet, bıçaklı saldırı, cinayet; bu haberlerin arasında dolaşırken, Bank Asya’ya el koyuldu haberini izliyoruz. Dolar yükselişe geçiyor. Merkez Bankası faiz indirimi konuşuluyor. Ülkemizin zirvesiyle, Merkez Bankası Başkanı arasında geçen düelloya tanık oluyoruz. Dolar, hiç aldırmıyor… Yükselişine devam ediyor.

Doların tırmanışına bile aldırış etmeyen siyaset, 07 Haziran 2015’teki seçim için aday istifalarıyla meşgul oluyor. Ayrılan üst bürokratlar… Daire amirleri, müsteşarlar, genel müdürler yani kısacası memurlar! Hayatlarını garanti altına almaya çalışıyorlar her halde! Öyle ya, milletvekili olmak demek bir nevi garanti demek değil mi?

Siyaset dedik ya, Hakan Fidan’ın istifası doların tırmanışını bile geride bıraktı. Dolar yükseliyormuş, yükselmiyormuş; Bank Asya’ya el koyulmuş, koyulmamış; merkez bankası faiz indirmiş, indirmemiş Türkiye gündem başlıklarını alt üst etti… Sarstı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, siyasi yatırım amacıyla dış hatlar seferleri yapan yani ülkemize yabancı turist getiren uçaklara, yakıt hibesi yapacaklarını açıkladılar. Parası olup, ev satın almak için bekleyenlere birikimine karşılık, belli oranda bir hibe verilmesi gibi açıklamalar yaptı.

Ben, bekliyorum ki; kredi kullanmış olan, bizim gibi işçi veya memur emeklilerine de bazı hibeler yapıla! Faiz indirimine gidile veya kullandığımız kredilerin son 1 veya 2 yılının taksitlerini hükümet üstlene… Yani 2 yıllık ödemelerimiz siline!

Ben, ondan da geçtim. Bu yıl biz işçi emeklileri 25 lira gibi bir maaş artırımı yaşadık. Ocak 2015 itibariyle benim maaşım 1125 lira gibi! Onu da, Allah için görmüyorum yani elim paraya değmiyor, direkt bankadan kullandığım krediye kesiliyor. Eşim, bir şirkette yemek yapıyor da; onun maaşıyla kıt kanaat geçiniyoruz. Açıkçası, şükrediyoruz. Bizden daha kötülerini düşünerek, şükretmeye alıştırdık kendimizi!

Hele ben yine yazarım, yıl da bir, bir kitap basıyorum; zor şartlar altında, mum ışığında kitaptan anlayan, kitap alan, sırf esere katkı düşüncesiyle destek olan alıcılar buluyor, buluşturuyor da, satış yapıyorum. Oradan, yükümü biraz hafifletiyorum.

İsviçre Bankalarında milyar dolarları olanların listesi açıklanıyor; hiç umursamıyorum, dönüp bakmıyorum bile! Benim ne dikkatimi çekiyor biliyor musunuz? Müslüman Türk Milleti, gün geçtikçe psikolojik bir harp yaşıyor. Cinnet geçiriyor. Aileler bölünüyor. Koca bir farklı bunalımla, kadın mağdur çocuğuyla; bir yanda, eşinin boşanma reddiyle savaşırken, bir yandan da sokaktaki tehlikenin kucağına itiliyor. Henüz yeni doğduğu bebeğiyle baş başa kalan 13-16-19 yaşlarındaki küçük kadınlar, çocuklarından kurtulmanın çaresine bakıyorlar.

Ülke meselelerinden bi haber, çaresiz ya henüz yeni doğduğu çocuğunu diri diri çöp konteynerine atıyor, ya çocuk yuvasına bırakıyor, ya da hastane tuvaletinde çocuğunu boğuyor. Haberi duyduğum an şok oldum.

Hakan Fidan’ın istifasından habersiz bu kadıncağız! Bank Asya’nın tasfiyesinden veya devletin el koymasından da habersiz! Ya merkez bankasının faizleri düşürmesinden haberi var mıdır, dersiniz? Ya dövizin tavan yapmasından, var mıdır haberi?

Ülkemiz nereye gidiyor? Kol kesen, kafa kesen kesene! Az önce yazıma daha başlamadan yine bir kadın cinayeti! Kadın diyorsam, gencecik bir kızcağız! Şiddet görmüş, belli ki kız karşı koymuş ama caniye güç yetirememiş… Allah bilir, tecavüz mü değil mi? Cinayet sebebi, henüz tam netlik kazanmamış. Ne var ki, ölen kızcağızın kredi kartıyla caninin ayakkabı alırken ki, mağaza görüntüsü; işsiz güçsüz, parasız bir gencin yüz kızartıcı halini ortaya koymuyor mu?

Aç kalan, beş parasız bir sürü genç var! Bunlara bir de evli işsizler ekleniyor. Ardından boşanmalar, boşanmama tehditleri, adliyelerde ve sokaklarda yapılan bıçaklı saldırılar… Tecavüze uğrayan kadınların, kendi adaletlerini kendilerinin kesmesi, ne zaman son bulacak?

Birbirinizle yaptığınız söz düellosunu bırakın lütfen! Doların fırladığı farkı, elektriğe her ay gelen zam farkını, doğalgaz zam farklarını, haksız yere ödediğimiz elektrik faturalarımızdan yıllardır kesilen farkları karşılamasa bile, düşük maaşlı olan memur ve işçi emekli maaşlarına bir ayar yapın! Bizleri sevindirin ki, oy vermeye gidelim.

Bize ne başkanlık sisteminden? Bizim maaşlarımızı iyileştirin. Ben 60 yaşındayım. Bağ-Kur’umla, Sigortamı birleştirerek zorla emekli oldum. Ve ancak bu yaşta 1126 lira maaş alıyorum. Benden farklı bir kurumdan emekli olmuş, 2000 lira, 2500 lira, hatta 3500 lira emekli maaşı alanların olduğu uçurumlu bir toplum yapısıyla yüz yüzeyiz. Daha fazla alanlarda var belki! Onlardan da habersizim ama benden daha düşük maaş alanlarında olduğunu biliyorum… Üzüldüğümü belirteyim.

Bu uçurumu ortadan kaldırın. Liderler birbirine sataşıp duruyor. Üzülerek seyrediyorum. Yapmayın ne olur? Milletvekilleri, kendi maaşları söz konusu olduğunda, iyileştirmek adına hemen toplanıyorlar.

Başbakanımın, hani bir türkü sözü olan bir parçanın sözlerini söylediğine, ‘Hasretiz biz!’ ‘Edirne’den Hakkâri’ye kadar… Kürdü, Türkü, hepimiz kardeşiz’

Sözün kısası, biz kardeşlik birlik, beraberlik istiyoruz. Başkanlık sistemi bu kardeşliği, birliği, beraberliği getirecek mi? Getirecekse varız!

Kafa kafaya verin düşünün… Yeni kafalar feda etmeyelim artık! Herkes bir huzur istiyor ama bu huzursuzluğa dönüştüğünde, içimizi yakıyor bu defa! Manevi huzuru istemeyen yoktur. Ancak maddi çöküş, maneviyattan da uzaklaştırıyor insanları! Temelsiz, çoktandır kökü kurutulmaya çalışılmış manevi yanımız yani inancımız zayıfladığından; düşünemez duruma gelmişiz. Ve maalesef o eksik inancımızla, bir arpa boyu yol kat edemiyoruz. Sosyal yaralarımızı sarmakta zorlanıyoruz. Çözüm üretemiyoruz.

Ülkenin büyümesi, insanının refah seviyesine bağlı! Çoğunluğun aç sefil, azınlığın refah seviyesinin yüksek olduğu her yerde, ezilen insanların çığlıklarını duymanız mümkündür. Bu da, adaletsizlik doğurur, refah seviyesindeki dengesizlik, sosyal ve ahlaki çöküşe sürükler.

İnsanımıza, inancımız gereği değer verilmeli! Değer verildiğini hissedecek, hissetmek yetmez, onu yaşayacak!

Sadece seçim zamanları hatırlanmayacak. Seçime böyle bakmalıyız. Doğru mu? Milletvekili adayları, meclisi yorgunluklarını atacakları yer olarak görmesin. Millet olarak; halkına, ülkesine hizmet edecek milletvekilleri istiyoruz.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR