21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Gül Kocayınca…

11 Ağustos 2012 Cumartesi 12:14

Hani bir söz vardır “Kurt kocayınca kuzunun maskarası olur.” Bakın, nereye getireceğim bu sözü… Isparta gülle anılır, gül Isparta’nın sembolüdür ya, bir güzellik adına yola çıkıldı galiba büyükçe bir gül diktiler meydana!

İyi veya kötü… Günahıyla, sevabıyla yapana; yaptırana ait! Gülü diktiniz, birilerinin rızasını almadınız; neye yaradı, o yaptığınız şey!

Her ne kadar eski gülcülük kalmamışsa da, yine de adından bahsedilebilecek kadar bir gülcülüğümüz var. O nedenle bir gül sembolize edildi, sözüm ona geçenlerde benim bile 2-3 yıldır dikkatimi çekmeyen Gül Festivali’nin olduğu bittiği günlerde Kaymakkapı Meydanı’nın hemen altı, Isparta Otelinin önündeki caddeye gül yapılıp, yol üstüne dikildi.

O gülle ilgili herkes bir şey söyledi… Ben hiçbir şey yazmadım ve hiçbir şey söylemedim. Neden dememiştim ki?

Ta o gün bir dostumla, gülün yanından geçinceye kadar. “Sen ne düşünüyorsun, bu gülle ilgili?” Dedim ki: “Yetkililer düşünmüşler, yapmışlar ve bir güzel dikmişler gülü yola; bize hayırlı olsun demek düşer.” Dedim. “Hayır, hayır ben gülün Isparta gülüne benzeyip benzememesini soruyorum.” Dedi. Başladı, gülün benzediği şekli tarife… Tam manasıyla nasıl olmuşluğunu izah etmeye ama bir türlü diyemedi ve ben dediklerinden yola çıkarak “İhtiyar bir gül gibi mi?” deyince “Evet, evet!” dedi.

Hani “Kurt kocayınca kuzuların maskarası olurmuş” demişlerdi ya, ben o sözü demin bizim gül için düşündüm ve dedim ki, içimden “Gül kocayınca, âlemin maskarası olur.” Neden, içimden dedim. Sessiz düşünmeyi yeğledim. Bize sorulmuyor da, o yüzden! Kim “Siz ne düşünüyorsunuz, bu gül hakkında?” diye sorsun ki?

Şehrin imarını yapanlar, soracak öyle değil mi? Bence, bir şey yapılmadan önce bir anket yapılmalı. Kimlerle? Şehri idare edenlerle, basınla ve şehrine sevdalı mimarlarla, işadamlarıyla, esnafla ve az bir şeyde sokaktaki vatandaşla. Aslında her şey, o sokaktaki vatandaşta! Ama biz nedense ona her şey yapılıp edildikten sonra sorarız.

Ve bir de, hiç kimseye sorma gereği duymayan bir yapı var. Kendi yapar, kendi bakar. “Ben yaptım… İster beğenin ister beğenmeyin!” Der, gibi.

Tamam, güzel olmuş da, ama şöyle olsaydı daha güzel olmaz mıydı?

“Boş teneke çok ses çıkarır” denilir. Doğrudur. Olur olmaz, boş beleşleri de dinleyelim, demiyorum. Her önüne gelene sorarsanız, evin yolunu şaşırırsınız.  Kuru gürültüden öteye geçmez, çıkan sesler! Ama bizim sesimize, sözümüze de kayıtsız kalınmasın lütfen.

Her yerde, bir sözü dinlenilenler var; bir de, istesen de istemesen de dinlemek zorunda olunanlar var… Onlar, ya bürokrattır, ya partidendir, ya da zengindir. Siyasete soyunması için arkadaşın birine teklifte bulunulmuş, o da “Benim ne o kadar zamanım var, ne de o kadar imkânım!” Doğru bir söz değil mi? Zamanımız ve imkânımız yok diye meydanı boş bırakmak doğru mu? Değil elbet! Peki, onlar o imkânları gökten zembille mi, indirdiler? Bizim, biyolojik yapımızda bir eksiklik mi var veya onların fazlaları mı var? Kaşlarının üstünde kaş, dudaklarının üstünde dudak, başlarının üstünde baş mı var?

Bizi gale alın, derim. Yoksa, yapılan harcamaların bir çoğu çöpe gidiyor ve olan yine millete oluyor.

Bugün, gazetede bir haber okudum. İçim sızladı. Üzüm Çarşısının üstü, Ulu Caminin oradaki Gülcü Baba Heykeli ve henüz yeni yapılan, hakkında çok konuşulan şu benim de ihtiyar gül tiplemesi yaptığım gülümüz yıkılacakmış.

Kim bilir, kaç milyon lira harcandı… Yazık değil mi?

Bir şeyi yapmadan önce teferruatlı bir araştırma ve soruşturma yapılsa daha mantıklı olur, kanısındayım.

Artık olan olmuş, yapılacak bir şey yok! Bekleyelim, bakalım, görelim.

Mevlâ’m Neyler, neylerse güzel eyler.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR