25 Eylül 2017 Pazartesi

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Gurbet Ölümden Acı

25 Eylül 2014 Perşembe 15:53

Çocukluğunuz aynı sokakta geçmiş, aynı pastahanede ergenliğe erişmiş, aynı mahallede evlenmiş ve aynı kahve dostlarıyla yaşlanıyorsanız, size bilmediğiniz başka bir yerden göstermek istiyorum dünyayı.

Giderek çoğalıyor gurbet çocukları. Artık doğduğun yer değil, doyduğun yer sözü herkes için geçerli. Eskiden çok az insan gurbete gider, bir mahalle hatta koca bir kasaba bilir beklermiş izne gelişlerini. Şimdi hemen hemen her evde, üç-beş gurbet kuşu var.

Minicik çocuklar tatili gözlüyor, teyzeye-amcaya kavuşmak için. Eşler yoruluyor, tatili eşit bölüşebilmek için ve hasretle geçiyor koskoca sene. " Elli senedir bu sokaktayım, otuz beş yıl önce bu eve gelin geldim, benim babam bu evde doğmuş, ta otuz dokuz da " diyen insanlara imrenerek bakıyorum. Bu benim yaşadığım otuz dördüncü ev. Hayal edemiyorum eski evlerimizi.

Hangi şehirde oldukları gelmiyor aklıma. Taşınırken kırılıp değiştirdiğimiz kaçıncı dolap, kaçıncı koltuk unuttum artık. Bu şehir yaşadığım on altıncı şehir. Nasıldı diğerlerinin sokakları, esnafı güler yüzlü müydü, soğuk muydu alış-verişler, kalabalık mıydı pazarları unuttum.

Gözümün önüne gelmiyor artık simalar, isimler iyice karışmış. Her ayrılıkta bir kere ölüyor insan. Çocukken her tayin söz verirdik, ölene kadar hatırlayacağız. Bir gün belirlerdik bir yer, filan ayın falan günü bir araya geleceğiz. Hiç olmadı.

Hafıza yeni isim kaydetmeden önce, eskilerden birini siliyor. Gönülden birinin prizini çekiyor. Yavaş yavaş yok oluyor içinizden biri. Sonra hatırlayamıyorsunuz ya ismini, ya yüzünü.

Keşke mahalledeki bakkal bilseydi bileğimdeki izi. Nasıl olduğunu. Bilseydim onun kaç torunu, kaç hüznü olduğunu ve bilseydik beraber yaşlanmanın keyfini. Olmadı. Hasretle geride bırakıp, içimizde çoğalan, kalabalık tanıdık dağını kederle görüyorum. Hepsini ayrı ayrı özlüyorum.

Eşyalarla beraber Bolu dağından aşağı inerken anneme, " şimdi onlar öldüler bizim için, bizde öldük onlar için" demişim, on bir yaşımda. Demişim diyorum, çünkü hatırlamıyorum. Her veda ölüm oluyor memurlar için. Her yeni tayin, yeni bir doğum. Yeniden tanıyorsun, yeniden alışıyorsun. Her defasında kıyaslıyor yürek, uzuyor süreç. Eskişehir de daha soğuktu kış, burada iyi geçiyor. Tunceli de daha durgundu insanlar, burada çok hareketli. Bursa'nın kızları çok güzeldi, burada gençler çok az. İstanbul... İstanbul... İstanbul'u çok özledim, buraya alışamadım henüz. Güzel çok güzel ama alışamadım henüz...

Kim bilir, daha kaç şehrin havasını teneffüs edecek ciğerlerim. Kim bilir, nerede mezara yerleşecek bedenim. Şimdilik sefer devam ediyor.

Dün kutudan düşen resme uzun uzun baktım. Nerede olduğunu, kimler olduğunu düşündüm. İçimde bir rüzgar esti. Ta uzaklara gittim. Neredeler ne yapıyorlar diye düşündüm. Mayıs yaklaşırken yürekler kıpır kıpır olur. Tayinler döner çünkü. Evrakta hangi şehir yazıyor bilemezsiniz. Yeni dostlar nerelerde kestiremezsiniz. Şarka gidecekler tereddütle, şarkı bitirenler heyecan ve hayalle beklerler.

Siz eğer Mayısları yalnızca hıdrellez için beklemiş, her hıdrellez, aşkı, mutluluğu, sevinci aynı yüzlerle yaşamışsanız, Mayıs heyecanlarında tayin rüzgârları esenleri hatırlayın ve onların hıdrellezlerinde kaç ayrı ateş yandığını.

Şimdi Eylül bitiyor. Memleket sevincini, çocuklarının kazandığı okullarla yaşayan dostlarıma, gurbet bekçilerine hayırlı olsun diyelim. Darısı memleket arzusu taşıyan tüm yüreklere.

Memleketinde ömür süren nasipli yeni dostlara da, sokağınızın, mahallenizin, kasabanızın, şehrinizin kıymetini bilin. Bu nimet herkese nasip olmuyor çünkü.

Tadını çıkarın.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR