21 Eylül 2017 Perşembe

Kadir YAVUZ / Ajans32

Hak Verilir, Alınmaz… En Güzelide Zamanında Verilenidir.

06 Aralık 2011 Salı 22:27

Bir insanın karşısındakini anlaması, onun erdemli oluşundan gelir… Erdem, büyüklüktür. Birinin hakkını vermek veya birini affetmekte erdemdendir.

Rahmetli babam öyle derdi: “Oğlum, çalıştırdığın her kim olursa olsun; onun teri soğumadan ücretini öde! Sakın, hakkını kesme! Ne isterse ver! Kul hakkı kadar kötü bir şey yok!” Ben, çok dikkat ediyorum da; bazıları, buna uymuyor. Uymadığı gibi söyledikleriyle kırıcıda oluyor. “Ne var ki, canım senin aldığın ücrete bu işi yapmaya hazır olan çok. Biz üstelik bile bile sana fazla veriyoruz. Bu ücretin altında bile yapmaya hazır olan var. Ama bu ücretin çok çok üstünde verende var. Aklına yatmıyorsa, fazla veren yere gidersin!” denildiğinde, olduğun yere çakılıp kalıyorsun. Bir kelimeyle, senin yıllardır yaptığın emeği çizip atıyor. “Ben bundan fazlasını veremem… Biliyorum, bu senin hakkın değil? Senin hakkın fazlasıyla bana geçiyor ama…” filan dersin de, hak sahibi de “Hiç önemli değil… Helal hoş olsun” der, karşılıklı anlaşırsanız o zaman olur.

Vay be! İnsanlık bu kadar ucuzlamış mı? Ticari ahlak nerde kaldı?
Niye soruyorum “İnsan ne için yaşar?” diye! Aslında, yanlış anlamayın; size soru filan sorduğum yok! Kendi sorularımla çok zaman kendimi sorgularım. Benim işim benle! Bir başkasıyla işim olmaz.
İşte beni dağa, ovaya, yaylaya iten sebep! İnsanlardan uzaklaştıran sebep! İçime kapanmama neden olan sebep! Fay hattının kırıldığı ana benzeyen bir anı yaşıyorum o an! Deprem yaşıyorum o an! Hatta depresyon yaşıyorum. Gerçi, sen ne yaşarsan yaşa! Söyleyen, söylediğini söylemiş olmanın rahatlığı içinde sen hâlâ neye kafa yoruyorsun? O söylediklerinden dolayı rahatsızlık duymuş değil! Duyacak biri olsaydı, o sözleri sarf etmezdi. Sözün sahibi kişiliğini ortaya koymuş… Çok net “Ben buyum!” diyor.

İnsan ne için yaşar? Asaleti için yaşar, değil mi? Asil biri, kendisine veya ailesine yapılan iyiliği bir çırpıda silip atmaz.

Bir arkadaşımı tam tamına 7-8 yıl idare ettim. Eksiklerini görmedim. Beni kırdığı oldu, sabrettim. O gün, sustum. Her susmamın ardından, öfkem yatıştıktan birkaç gün sonra yaptığının yanlışlığını söyleyip, uyardım. Bazen, aniden değişiyordu. Kendisi gidiyor, bambaşka biri geliyordu. Ben yine de, olsun diyordum; kadı kızında bile hata vardır. Arada bir herkesin yanlışı olur.

Ancak, bir, iki, hadi bilemedin üç defa yanlışın olur… Bunun ki, üçü beşi aştı. Beni kırdığı zamanlar da, gözlerine anlamlı anlamlı baktığımda da “Senin sabrını ölçüyorum. Hele bakıyorum, ne kadar dayanabiliyorsun.” Diyordu. Sabrımı taşıracak bazı şeyler yapınca anladım ki, bu arkadaşlığı bitirmeli! Bitirmediğinde, büyük hadiselere sebebiyet verecek. Gördüm ki, ben onu hep idare ediyorum; onu rahatlatıyorum… Neymiş, stresliymiş! Sıkıntılıymış! İşsizmiş! Bunlar bahane değil bence! Herkesin kendine göre sıkıntısı var… Stresi var. Var diye, birilerini kırmak mı gerek? Ben, ona fazla geldim. Sanki, o beni taşıyamadı! Ama yine de, hakkını yememeli… Benim kahrımı çektiği zamanlarda oldu. Hakkını inkâr, insafsızlık olur.

İlginçtir… Bugün, bir dostum o arkadaşımı sordu: “Beraber gezip, dolaştığınız bir arkadaşın vardı… Uzun zamandan beri görünmüyor?” deyince, ben de: “Çok büyük bir özveriyle arkadaşlık etmeye çalıştım. Beni birkaç kez kırdı. Canım sıkıldı, görmemezlikten geldim, sabrettim ama baktım ki olmuyor. Yürümeyecek arkadaşlığımız. İkimizden birisi daha sonra kırılacak. Bu kırgınlık olmasın diye arkadaşlığımızı bitirdim.” Dedim. O da: “Kıymetli Ağabeyciğim, o seni taşıyamadı. Sen ağır birisin. Seni herkes taşıyamaz. Her adam senin yükünü kaldıramaz. Sen hassas bir insansın. Sen duygusal bir insansın. Herkes seni anlayamaz.” Dedi.
Haklıydı…
Doğru söze ne demeli! “Haklısın” demekten başka, diyecek bir şey yoktu. Her şeye rağmen yine de, kırgınlığı dargınlığı bırakıp affedeceksin. Ben, duygusallığım gereği kırılırım amma asla darılmam.

Sanıyorum, erdemlikte bunu gerektirir.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR