25 Ekim 2021 Pazartesi

Fatma TUNA / Demokrat Gazetesi Köşe Yazarı

HAYAT BİR SALKIM ÜZÜM

08 Ekim 2021 Cuma 14:10

 

Pekmez kokulu bir sabaha uyandı gözlerim, güneşten de erken uyanmış anacığım yine. Ne yalan söyleyeyim, epey de söylenmiştim, ne gerek var bunca zahmete diye. Bilirsiniz duramaz onlar, illa bir iş bulurlar kendilerine ve o çabanın verdiği yorgunluktan haz duyarlar. Biz yorulurlar diye kıyamayıp bilmişlikler yaparken, onlar asıl üretmediklerinde yorgunluk emareleri okunur omuzlarından, göz kapaklarından... Sağ olsunlar; glikoz şurubundan, yapay gıdalardan uzak tutmaya çalışırlar damaklarımızı ve arı hassasiyetiyle alırlar topraktan bitenleri, ata kokusuyla sunarlar soframıza. Bir yandan keyifle kaşıklarız içimizi ısıtan tarhanayı, bir yandan da ne gerek vardı deriz işte... 

      Bu mevsimin en güzel bir o kadar da zahmetli işlerinden biridir malûm; bağbozumu, pekmez, sirke... Bir meyvenin insan eliyle, irade ve isteğiyle her şeye dönüşebildiğinin hayretini hatırlatır. İyi ki varlar, var olsunlar dediğimiz büyüklerimizin, çiftçilerimizin gayretini de. Yaprağından aş, çubuğundan ateş, üzümünden türlü ürünler çıkarırlar...

Kazanları harlayan ateşin, közün içinden payını alan patatesler, biberler, patlıcanlar, mısırlar ateşte unutulmamayı diliyor olmalılar benim gibi dalgın birinden...Şıradan pekmeze döndükçe üzümün hâlleri, artan yorgunluk ve o eşsiz koku kaplıyor bahçeyi, batmakta olan güneşin kızıllığı ile bir olup.

Bu gelenek diyebileceğimiz güzel emeklerin devamı olur mu diye düşünmeden edemiyorum ve bir hüzün kaplıyor içimi. Bir vakit gelir; kim pekmez kaynatır ki, kim tarhana yapar, kim biber kurutur, kim salça, reçel yapar... Büyük firmaların çeşit çeşit ambalajlarından çıkan ürünlerde, çocukluğumuzdaki kokunun, lezzetin izini sürmesek bari derken, bir iyimserliğe sürüklüyor kazandan gelen kokular ve derince çekiyorum pekmez kokulu soluğumu ciğerlerime. Odun kokusunu da tabi, hatta ateşin sesini de. Közün rengi öykünüyor batan güneşe, gözlerimi kamaştırmadan ışıldıyor gözbebeklerimde... 

Çardaktaki asma dallarında hâlâ üzüm olarak göz kırpan salkımlardan boyumun yettiğine uzanıp alıyorum. Bakışıyoruz biraz, birazını kuşlar yemiş, birazını arılar... E bize de kalmış elbet. Ve bir benzetme yapmaktan alıkoyamıyorum kendimi.

Hayat da bir üzüm salkımı gibi sunulmuyor mu bize?

İster öylece tüket,

İster değiştir, dönüştür, şekillendir...

İster sadece senin olsun önlemlerini al,

İster paylaş ve razı ol payına düşene, bereketini hisset.

İster dokunanın yüzünü ekşiten koruk ol, güneşten kaçıp,

İster olgunlaş...

İster dalında kuru,

İster saklan bir yaprağın arkasına.

 

Hatta hayattaki üzüm taneleri gibiyiz de; Kimimiz al, kimimiz mor,

Kimimiz ak, kimimiz kara...

Neticede hepimiz de aynı salkımda.

Aynı topraktan,

Aynı yağmurdan nasiplenen…

 

Kimimiz çekirdeksiz, zahmetsiz, tercih edilen...

Kimimizin doğuştan içine oturmuş kocaman bir çekirdek;

Kimimiz gam edip çürür çekirdeğiyle bir,

Kimimiz tam da oradan büyür, çoğalır…

 

İster toprağa değsin gövdemiz, ister gökyüzüne...

Hayat bir salkım üzüm değil de ne?

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR