25 Eylül 2017 Pazartesi

Ziya ÖZTÜRK / Ajans32

Hayata Gülümse..

02 Şubat 2012 Perşembe 10:46

HAYATA GÜLÜMSE…

Hayatımın en büyük dersini birkaç yıl önce bir arkadaşımdan aldım. Arkadaşım; ''Sıtkı, birçok seminer veriyorsun, insanlara hitap ediyorsun, izin verirsen ben sana bir hayat dersi vereyim de insanlara bunu anlat.'' dedi, ben de kabul ettim.

Beni hipnoz etti ve ölmeden birkaç dakika öncesini yaşattı. Ben yatağa uzanmışım, onun telkinleriyle ölümü bekliyorum ve biliyorum ki bir kaç dakika sonra hayata gözlerimi kapayacağım. Onun telkinleriyle yaşarken beraber olduğum eşim, dostum, arkadaşlarım, sırayla baş ucuma geliyorlar. Ben yaşarken onlara söyleyemediğim duygu ve düşüncelerimi haykırarak söylüyorum. Uyandığımda üstümün başımın ıslak olduğunu gördüm. Arkadaşım: ''Sıtkı, çok ağladın ama birinde daha çok ağladın. Merak ettim, kimdi o kişi?'' dedi.

Üniversitede 4 yıl aynı evde kaldığım, Feyzullah Bekir Çırak diye bir arkadaşım vardı. Feyzullah'ın mükemmel bir taklit ve stand-up yeteneği vardı. Oğuz bey'le seminerlere gittiğimde Feyzullah'ı da götürürdük ve o 10-15 dk boyunca insanları gülmekten kırar geçirirdi. 1999 yazında Isparta'da sınavları bitirip beraber İstanbul'a geldik. Bekar bir arkadaşımızın Ünalan mahallesinin üstünde Küçük Çamlıca'ya yakın bir yerdeki evine yerleştik. Feyzullah 3 ay radyo programı yapacaktı, ben de eğitimlere katılıp kendimizi geliştirecektik.Bilirsiniz bir paket hazır çorbaya 5 bardak yani 1 litre su konur, biz 8-9 bardak koyuyor günlerce yiyorduk.
En büyük zevkimiz pazar günleri Büyük Çamlıca sosyal tesislerine çıkıp boğazı izlemekti. Birer simit alırdık..Paramız olursa birer gözleme bir de meşrubat. Konaktan geçer; ''Acaba bir gün biz de buralara gelebilir miyiz?'' derdik. Bugüne kadar Türkiye'nin 60 ilini gezip gittiğimiz her yerde oranın en güzel yemeklerini yedik. Bir ramazanda iki iftar ve iki sahuru yaptığımız kuru pidenin tadını hiç bir yerde bulamadık.Çünkü onun üstünde gözyaşı vardı ve her lokmasını vücut hücremizde hissediyorduk.

Feyzullah benim hayattaki en iyi arkadaşımdı. En çok güvendiğim ve sevdiğim kişiydi ve çok iyi bir dostluğumuz vardı. Ama bilirsiniz en iyi dostlar hep küs dururlar, dargındırlar, birbirlerinin kalbini kırarlar. Biz de öyleydik.Otobüste yanyana, otelde aynı odada olurdu ama konuşmadığımız anlar olurdu.

Ve bir gün bir telefon bütün dünyamı yıktı. Arkadaşım Denizli de beyin kanaması geçirmişti ve hastanede yatıyordu. Hemen gittim odasına girdim. Doktor beyinsel ölümün gerçekleştiğini, kalbinin durmasını beklediklerini söyledi. 23 yaşında, canınız, ciğeriniz, kardeşiniz, hayalleriniz ve hedefleriniz olan can dostunuz bir kaç saat sonra hayata gözlerini yumuyor. Defnediyorsunuz, ağlıyorsunuz ama hiç bir anlam ifade etmiyor..

Hep yüreğimde şu ıstırabı, acıyı duyuyorum. Keşke Feyzullah'a sımsıkı sarılıp onu çok sevdiğimi söyleyebilseydim. Kemiklerini kırarcasına sarılıp şimdi söylemenin hiç bir anlam ifade etmediğini biliyorum. Ama bu olay bütün hayatımı değiştirdi. Şimdi tüm sevdiklerime onları çok sevdiği söylüyorum.

Sabah evden çıkarken eşimle kızımla artık bir başka vedalaşıyorum. Çünkü şunu öğrendim. Sabah evden çıkıp eve gidememek, akşam eve gidip, evdekileri görememek var.

Şunu öğrendim: Bugün dilimle, istediğim kişiye istediğimi söyleyebiliyorum. Ama bu dilin yarın konuşamama ihtimali varsa..Çok istememe rağmen sevdiklerime güzel sözcükler söyleyemeyeceksem ben bu dilimle dostlarımın kalbini nasıl kırarım?
Ellerim bugün tutuyor. Yarın tutamama ihtimali varsa bugün dostlarımı nasıl kucaklamam..

Dostlar..! Bu dünyada neyi paylaşamıyoruz? Paylaşılamayacak kadar kıymetli olan şey ne? Komşumuz gürültü yaptı, halı silkelediyse peşinden kavga, gürültü, küs geliyor. Sabah bir sela ile komşunuzun ölüm haberini aldığınızı düşünün.

İş yerinde lüzumsuz yere bir sürü tartışma ve birbirimizin kalbini kırma. Küs ayrılırız. Ertesi gün geldiğimizde arkadaşımızın ölüm haberini aldığımızda herhalde en çok üzülen biz oluruz.

Dostlar hayatta sevgi yoksa, dostluk yoksa, paylaşım yoksa gerisi boş. Sevdiklerimize sevgimizi haykırarak söyleyelim. Onların buna ihtiyacı var. Nereden mi biliyorum. Bizim ihtiyacımız var da ondan.

Sevdiğinize hasret kalmak mı zor? Sevdiğinizin sevgisine hasret kalmak mı?

NOT: Sıtkı ASLANHAN’ın Hayata Gülümse isimli eserinden bir alıntı yaptım. Ben de, Isparta’da bir özel hastane ve birkaç fabrika personeline geçen yıla kadar SDÜ’de çalışan şu an Bartın Üniversitesinde hoca olan arkadaşım Yard. Doç. Dr. İsmail BAŞARAN ile kişisel gelişim/motivasyon dersleri verdik. Çok güzel anlarımız geçti, çok şeyler paylaştık. Bu vesile ile dostuma “onu sevdiğimi, dostluğuna her daim ihtiyaç duyduğumu, her zaman emrine amade olduğumu” yinelemek istiyorum.:)
Dostlarımızı hatırlayıp, biraz ilgi gösterelim lütfen. Adı üstünde, dostumuz onlar. Onlarsız hayat ne kadar garip ve yavan, değil mi?

Kalın sağlıcakla… J

Ziya ÖZTÜRK
02.02.2012 ISPARTA

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR