25 Ekim 2021 Pazartesi

Fatma TUNA / Demokrat Gazetesi Köşe Yazarı

Hazan mı bahar mı?

21 Eylül 2021 Salı 09:17

 

 

Ve güz geldi... “Sonbahar sanattır, gerisi mevsim” der Cemal Süreyya. Ne de güzel, ne de anlamlı... Sarışın, kızıl, hüzünlü... Esrik biraz; bir gün güneşi sunuyor gözlerimizi kamaştıran yazlar gibi, bir gün kıştan haber veriyor, tozu dumana katan rüzgârı da alıyor yanına, bir şımarıklık bazen... Bazen yorgun, omuzlarından dökülüp savruluyor kendi kasırgası ile kendi yaprakları. Kendi hoyratlığı, kendi güzelliği kendi coşkusu, rengi, dokusu, kokusu, sesi, tadı... Her şeyi ile yıllardır bağrımıza bastığımız ve esasında bizi bağrına basan eskilerin hazan dediği sonbahar hoş gelmiş sefalar getirmiş elbette. Hem bize soracak değil ya...

Hani elimizde bir sıyrık, bir yara olur da kolonya dökünce sızlar... İşte aynı o etkiyi yapıyor bu mevsim. Kendimizin bile unuttuğu yerleri sızlatıyor geldiğinde. Ne yer, ne zaman, ne olgu hatırlanıyor belki ama sızı çok tanıdık olabiliyor.

Bu mevsimde; her gün geçtiğimiz yollar gurbete götürür gibidir insanı, sıkça duymaya alışık olduğumuz şarkılar kulağımıza farklı bir melodi fısıldar sanki eski bir radyodan, hatta gramofondan. Kuşlar başka uçar; göç yollarına dizilen leylekleri, kırlangıçları zaten sormayın... Tabiat başka görünür, aynalar başka gösterir, başka akar nehirler... Büyüleyici bir simülasyonun içinde gibiyizdir bazen.

Tabi bu kadar duygusallığa da mahal vermez hayat koşulları bazen. Sararan yapraklara iki satır yazmaktan daha önemli işlerimiz var bu mevsim; turşular, konserveler, kurutulmaya hazırlanan sebzeler, meyveler... Efendim tarhana, bulgur, salça...Ne de olsa "Ağustos böceği ile karınca" masalı dinleyerek büyümüş bir nesiliz biz. Yeter ki kışın kıtlık olacakmış gibi davranmayalım. Pazarda dolmalık biber seçerken, ittire ittire önüme geçen teyzenin, kuruttuğu biberleri bir madalya gibi boynunda gururla taşıdığını hâyâl ettim bi an ama bir pazar arabasının ayağımın üstünden geçmesi ile hâyâl kurmak için uygun yer ve zaman olmadığını hatırlamam uzun sürmedi. Tadı ve kokusu olan son domateslerin tezgâhta olması üzücü gerçekten. Güneşi, toprağı, suyu tanımayan, hiç çocuk olmamış olgun sebzeler de gelir yakında. Rugan bir ayakkabı gibi pırıl pırıl parlayan, yalancı albenisi ile samimiyetsiz, davetkâr bakışları ile yan yana dizilmiş hepsi aynı boyda ve gramajda sebzeler...

Oysa yamrı yumru, çamurlu, emek kokanlar her zaman daha lezzetlidir değil mi?

Yapay olan her şey zehirler insanı; ister sebze meyve olsun, ister bir bakış, ister bir ortam...Doğal ve samimi olan her şey ise şifadır esasında. Mevsimler gibi...

Dilerim herkesin huzurla barınabildiği sıcacık bir yuvası, kışlık yakacağı, su almayan pabucu, montu, şemsiyesi, ocağında tarhanası ve o tarhanayı bölüşebilecek kalbi ve elbette o kalbin kıymetini bilen eşi dostu olsun herkesin.

O zaman her mevsim bahar, yoksa her mevsim hazan...

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR