22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Hiç Unutmam...

30 Mayıs 2011 Pazartesi 18:12

HİÇ UNUTMAM…

 

Hiç unutmam… Öylesine kafama kazırım ki, beni derinden etkileyen bir olayı yaşadığımdaki o anı hiç mi hiç unutmam.  

 

Çok sempatik, iyi niyetli, alçak gönüllü ve bir o kadar da sert, haşin, acımasız bir öğretmenim Fahrettin Hoca’m! İlkokul öğretmenim. Kızmadığında çok tatlıydı… Gürültü olup, ortalık karıştığı an da, sıra dayağına tutardı… Bizleri.

 

Benim yaşadığım o anımı anlatacaktım değil mi? Ben solaktım… Ta ki, o güne kadar! Nasıl farkına vardı ve bir an nasıl kızdı anlayamadım. Kaç sınıf geçmişim… Solak solak yazmışım o güne kadar da; şimdi niye, kızdı bilmem ki? “Sen sol elinle mi yazıyorsun?” demişti, Fahrettin öğretmenim. Beni sıramdan çıkardı. Elinde tahta bir cetvel vardı. Sol elimin parmaklarını üçünü bir araya getirtecek şekilde yaptırdı. “Bir daha bu elinle yazı yazmayacaksın?” dedi. “Ama öğretmenim!” demiştim ki, elimi yukarı doğru kaldırttı ve cetvelin dik kısmıyla vurdu. Gözlerimde şimşek çaktı. Damla damla yaş geliyordu… Korkumdan, hüngür hüngür ağlayamıyordum.

 

Sağ elimi kullanmaya başladım, o günden sonra! Ama o günü hiç unutamadım. Hâlâ aklıma geldiğinde gözümde şimşek çaktığını zannediyorum. Belki o korkuyla sağ elimle yazı yazmaya başlamıştım ama hayat boyu kuvvet dengesini sol elimle yaptım. Tamir takımı filan kullanırken, sol elime aleti almasam denge sağlayamıyorum.

 

Fahrettin Öğretmenimden o günden sonra hep korktum. Bu karşımdakine karşı gizliden gizli kinle beslenen bir korku şekliydi. Saygı duymuyordum ama korkudan saygılı davranıyordum. O günkü öğretmenlerin şiddeti ön plandaydı.

 

Ancak şu var ki, korku da olmasa öğrenci öğretmeni hiç takmaz. Belki de, buna dayanarak öğretmenlerimiz hemen şiddete başvuruyordu. Sistem olarak şiddete tamamen karşıyımdır. Asla savunduğumu sanmayın. Bir an kıyaslama gibi bir şeye yeltendim ama o günle bugünü kıyaslamak çok zor bir iş! Anladım ki, yanlış olur. Yapacağımız kıyas, tarihî bir sorumluluk gerektirir. Mesuliyet ister. Belli bir birikiminiz, tecrübeniz olmadan; dalamazsın bu konuya! Hani, bazı düşünürler yanlış çoktur ama bir doğru vardır deyişlerine yakın bir yaklaşım sergileyemeyiz. O günün öğretmeninin dövmesine doğru, bugünün öğretmeninin dövmesine yanlış diyebilir miyiz? İki şeyi kıyaslarken; birinden birinin, yanında olabilir misiniz? Hangisine yaklaşsan yanlış! Gerek o günkü, gerekse bugünkü öğretmenlerimizin bilgi manasında çok şey verdiği bir gerçek… Bu kesin! Çocuklar bilgili ama pratiğe ekledikleri bir şey yok. Hazırı aynen alıyor, hafızasına yüklüyor. Tıpkı, CD’ye yapılan kayıt gibi! Ne yükledinse o vardır… CD’de! Yüklediğinizden başka bir şey aramanız doğru olmaz. Çocuklara “Neden böyle?” diye bir soru yönelttiğinde şaşırıp kalıyor. Burada eğitim ve öğretimin birlikteliği ortaya çıkıyor. Birbirinden ayrı hareket ettiklerinde başarı sağlamak mümkün değil! Dünyanın bilgisini yüklediğiniz beyinlere, akla ve mantığa uygun; insanı yaşatacak inanç, ahlâk ve kültür değerlerini vermezseniz, akıl tek başına yeterli olmaz… İflas eder. Aklıyla hareket eden; fikir yürüten, akıllıyım diyen olmayalım. Akıllı geçinmek yerine akıllı davranmak, akıllı olmak daha önemli!

 

Şiddeti okulda öğrencisine karşı kullanan, evde eşine veya çocuğuna karşı kullanan veya işinde; çevresine karşı şiddeti kullanan kişi akıllı davrandığını söyleyemez… Herkes ondan kaçar. Emin olun, en güzel şeydir efendilik! Hayatta efendilikten zarar gelmez. Şiddet ehlinin başı, beladan kurtulmaz hiç! Kimi şiddet ehli, sıkıntılarından kurtulmak için etrafa saldırır… Sırf, rahatlamak için etrafa saldırır. Şiddet yerine mutlu olmayı tercih etse; kavga yerine sessizlik tercihi olsa, barışık yaşasa… Elimizde mi? Elimizde! Neden duruyoruz o zaman!

 

Yaşadığım bir olayı o an hatırladığımda; onun etkisinde kalıyor, hemen etkisinden sıyrılamıyorum. Ama elden geldiğince de, olumsuz düşünmekte istemiyorum. Bakmayın, karartmak değildir, amacım! Gerek benim, gerekse başkalarının mutlu olmasını en fazla isteyen ve öncelikli isteyen tek kişiyimdir.

 

Bakın şu kısadan hisseye!

“Hemen hemen her gün buraya gelip sade bir kahve istememe rağmen, bana hâlâ aynı soruyu soruyor. 

-Ne alırdınız? 

Biraz yalnızlık ve biraz da sessizlik alayım. Getirirken dökmeyin, mutsuzluğum eksilir diyorum içimden!

 -Sade bir kahve lütfen!”

Ne kadar anlamlı değil mi? Kendimi o güzelliğin içinde hissettim bir an!   

 

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR