25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

İdam ve Boykot!

13 Eylül 2017 Çarşamba 01:44

Uzun bir zamandan beri yazmıyorum. Aslında yazamıyorum, yazmaya fırsat bulamıyorum. İdam ve boykot ve bu ikisi arasında hayli olaylar olunca yazmaya karar verdim.

14. kitabım nasip olursa çıkacak, hemen hemen basıma hazır diyebilirim. Defalarca kontrolden geçirdim. Gerek son kitabım ve gerekse hazırlamaya çalıştığım 7-8 kitabım üzerinde de, yoğun tempoyla ve titizlikle çalışmalar yaptım. Bir şey daha söyleyeyim, mahalli gazetelerden birine yazdığım köşe yazılarımı da, bugünlerde bıraktım. Belki bundan böyle arada bir ilk göz ağrım şu internet gazetesine yazarım, sanıyorum.

Hâliyle yazı hayatından, Türkiye ve dünyadaki gelişmelerden biraz uzak kaldım. Hatta bir ara her gün aynı şeyleri tekrar tekrar dinlemekten; birbirine çok yakın, gerçeklerden uzak, hayattan kopuk, asılsız dizileri seyretmekten bıkmış, usanmıştım. Televizyonu bile kapattım. Alışmışız ya, olmuyor o illetten kopamadım, birkaç ay sonra yeniden karşısına geçtim. Herkes kendi işinde, kendi hayatında, kimsenin kimseye faydasının olmadığı, geliş gidişlerin yok denecek kadar azaldığı, yaşlıların yalnız kaldığı bir dünyada yaşıyoruz.

Aile fertlerinin birbiriyle zoraki yani mecburen görüştüğü kritik bir devrin adamlarıyız. Sağ olsunlar, gelmesinler, işleri rast gele, diyorsun. Duadan gayri elimizden yapacak başka bir şey gelmiyor. İşte bu zorlu hayat mücadelesinin içinde boğuşan aile fertlerinden uzak, televizyona yapışık bir hayat herkesin önünde var. Ferdi boykotlar kısır kalıyor. Yetmiyor. Senin mücadelen seni aşmıyor, aşamıyor.

Millet, protestolarında, boykotunda el birliği içinde olacak. Millet, şuurlu olacak. Hazır konuya girmişken, bir ucundan şu boykota değinelim. Yazmadığım zamanlarda neleri kaçırdım sırayla göz gezdirelim. Bir köşede kalsın, bir gün bir yerde okumuştum ama es geçmiştim, kulak ardı etmiştim, görmezden gelmiştim, duyarsızlığıma verin, dersin.

İç dünyamızda siyasette güzel şeyler duyuyorum. Duyuyorum da, çok şey duyarım, birçoğu askıda hatta havada kalır, o durumu görür, üzülürüm. Sadece söylenmesin istiyorum, söylenen şeyler yani verilen sözler yerine getirilsin.

Başkanlık sistemi, halkın seçtiği cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanın partisiyle iç içe olacağı güzel bir politikanın ilk hamlelerini, teşkilatın tamamına yakın bir köklü değişim içine girileceği konusunu sevmiştim. Diyorum ya, söylenenler gönlümü ferahlatıyor, sonra sonu gelmiyor. Komple, yani sil baştan Ak Parti teşkilatları değişmeli. İl başkanları, ilçe başkanları, milletvekili adayları, belediye başkanı adayları, halkın içinden; sevilen sayılan, gerçek halkçı şahsiyetler olmalı. Halkına canını adayacağı yerde etrafındaki halkanın kurbanı olan siyasetçiler. Onlarda seçilene kadar seçildikten sonra halkı hayal kırıklığına uğratıyorlar. Ne kadar bir hayal kırıklığı yaşayalım.

15 yıldır, bu şehirde yaşıyorum. Eğitimciliğim var, 10 bine yakın, öğrenciyle onların velisiyle tanışıyorum. Gazeteciliğim var, en az 5-6 gazetede köşe yazarlığı yaptım. 13 kitabım yayımlandı, 13 bin kişiye ulaştırdım. Her kitabım çıktığında, o günkü belediye başkanına, o günkü il veya ilçe başkanlarına, kitabımı imzalayarak vermeye çalışmışımdır. Kendilerine ulaşmakta güçlük çektiğim il başkanları bilirim.

İl başkanı forsu öyle o derece ulaşılmaz, valiler de öyle, milletvekili adayları değilse de, milletvekilleri de öyle, makamda hepsi değişiyor. Bizzat yaşadığım olaylardan birkaç misal vereceğim.

Bulunduğum şehirde, hemen hemen 15 yılda; gazetecilik ve eğitimcilik yıllarımın içinde, birçok il başkanları, belediye başkanları, valiler, vali yardımcıları, memur olup, sonra milletvekili olanlarla tanıştım. Dışarıda görüştüğümüzde, makama da beklerim diyenin makamında görüşmem pek mümkün olmuyordu.

Protokol adamlarının yoğunluğundan çok onlarla görüşmeyi sağlayanları aşmak daha zordur. Onların forsu diğerlerinkinden daha önde… Neden mi? O, beni davet eden valinin makamına gittiğimde, kapıdan geçemezdim. 600 kişi sırada bekliyor, denilirdi. Bazılarına yine de nezaketen bir kitabımı imzalar, makama verilmesi için ricada bulunurdum. Prensip

kararı aldım. Son birkaç yıldır, protokol ziyaretinde bulunmuyorum. Kendimi dev aynasında görmüyorum ama 13-14 adet yayınlanmış eserin var, müsaadenle onlar seni arasın, bulsunlar, diyene uyuyorum. O kapıları yasakladım.

Geçenlerde Burdur’un Altınyayla ilçesinde Güreş ve Mantar Festivali vardı, belediye başkanı kitaplarıma sponsor olmuştu, onun hatırına, bir de kendisiyle bir röportaj yapalım düşüncesiyle, ilçeye gittim. Yoğunluktan dolayı o röportajı da yapamadık. Başbakan gelecek diye bir gecede orada kaldım. Ertesi günü otelden ilçe merkezine gittiğimde her yer ana baba günüydü. Demir cağlıklarla yollar çevrili, gazeteci olmama rağmen başbakanın giriş yapacağı korteje giremedim. ‘Senin listede ismin yok!’ deniliyor, haliyle o alanın dışında birkaç saat meydana bakan parkta etrafı seyrettim. Yanımda bulunan ve bir gün önceden imzalayıp hazırladığım iki kitabımı hediye etmek üzere başbakana nasıl verebileceğimi belediye başkanına sordum. Belediye de danışmanlarının olduğunu söyledi. Onlardan birine vardım. Kitaplara bakmamız lazım, dedi. Paketi açtım, kitaplara bakması için uzattım. Biz inceleyeceğiz, ondan sonra uygunluk halinde veririz, denildi. Kitap vermek bu kadar zorsa, başbakanla görüşmek ne kadar mümkün olabilirdi, varın siz düşünün. Sonra bir anons geçildi. Başbakan Ankara’ya geçmek zorunda kalmış, bir bakan göndermiş ve Burdurlu milletvekilleri beraberinde; bu durum pek hoş olmadı.

O arada Burdur milletvekili arkadaşım Reşat Petek’i görüp, döneyim, diye düşündüm. İsabetli de oldu. Hâl hatır, sarıldık, kucaklaştık, birkaç kelâm edip, vedalaştım. Neyse ki, milletvekili meydana çıkmış, halkla karşı karşıya görüşüyordu da, öyle bir rastlantı sonucu karşılaştık. Makamlarda bu işler zorlaşıyor.

Milletvekili olmak öyle kolay olmadığından olsa gerek seçilinceye kadar her ne hikmetse halkın elini ayağını bile öpmek için sıraya giren adaylar, meclise girip yemin ettikten sonra onların makamları da, yoğun atmosfere ayak uyduruyor, resmi prosedür uygulanıyor. Görüşmeler zorlaşıyor.

Milletvekili seçimlerinden kayda değer bir notumu da burada yeri gelmişken, hemen aktarayım. 400-500 bin nüfuslu şehirden, 4.4’lük bir il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanı, 4 milletvekili bulmak ne kadar zor ki, hep son anlarda merkez müdahalesiyle hiç tanımadığın, bilmediğin biri listeye koyulur, seçilir, gider veya il başkanlığına tercihen merkezden biri atanır. Her milletvekili seçiminde delegelerin seçtiği adayları mutlaka genel merkez değiştirir. Bir isim mutlaka sürpriz çıkar. Delegenin yaptığı yanlışsa, delege sistemi iptal edilsin. Doğruysa onların tercihine karışılmasın.

15 yıldır, şu ilde gazetecilik yapıyorum. Benim bile tanımadığım nice kişiler, nice partilerden sadece iktidar partisinden değil, hükümet kanadında da, muhalefet kanadında da, aynı şeyleri çok yaşadım, yaşıyoruz, seçildiler gittiler. O zatlar, buralı bile değiller! Şu şehri, şehirliyi, teşkilatı, tanımayan kişiler bu şehri temsil edemezler, edemiyorlar. Bu gerçeği göz ardı etmeyin, ne olur?

Etrafındaki halkadan kurtulamayan, milletten kopuk siyasetçiler, sadece milletvekili oluyor, haliyle beni temsil edemiyor. Sakın yanlış anlamayın, buralı olması, bir başka şehirli olması meselesi değil benim anlatmak istediğim. Buralı olup, doğma büyüme İstanbul’da yaşamış, şehre geliyor, kısa vadede teşkilatın başına getiriliyor, sonra milletvekili adayı oluyor, seçiliyor, gidiyor. Ben bu ilde yaşıyorum, buraya yerleştim, buranın mahalli gazetelerine 15 yıldır yazıyorum, bu şehri, burada yaşayan insanımı düşünüyorum. Derdim davam, millet davası! Bir şeyler yanlış gidiyorsa, aksaklığı elbirliğiyle önleyeceğiz. Ne yapacaksak, hep birlikte yapacağız. Yaparsak, sözler de askıda kalmaz. Yaparsak, başardığımızı göreceğiz. Sevineceksek hep birlikte sevineceğiz.

Gelelim şu boykot olayına, uzun zamandır yazmadım ya; hepsini birden yazacağım. Bugün hem sonbaharın ilk gününü yaşıyoruz, hem de kurban bayramı… Müslüman âlemin kurban bayramını kutluyorum. Kutlayamayanlar var. Kan, zulüm, işkence, tecavüz hepsi Müslümanların yaşadığı topraklarda oluyor. Arakanlara Budist Tapınakçılar, Filistinlilere

İsrailliler; Iraklılara, Suriyelilere, Amerikalılar, Fransızlar, İngilizler; Türkmenlere Ruslar, bir şekilde zulüm edip duruyorlar. Şiddetle kınıyoruz. Kınamaktan başka neler yapabiliriz? Boykot!

Bir yerden bir çekindiğimiz korkumuz mu var? Yok, Allah’a şükür! Yedi düvele kılıç çekmişiz. Kılıcın hedefindeki ilk devlet İsrail, her şeyin altından o çıkıyor. Net bir tavır sergileyemedik, şu İsrail’e! Amerika’nın şımarık çocuğu İsrail’e; hem kafa tutuyoruz, hem de domatesin tohumuna kadar ondan alıyoruz. Hem kafa tutuyoruz, hem de Coca Cola’yı alıyoruz, satıyoruz, fabrikalarını ha bire ülkemiz geneline yayıyoruz ki; onun gelirinden Amerika, İsrail’e teşvik primi ödeye, o da Filistin’e vura, Filistinlilere zulüm ede… İşte burada diyorum ki, o şımarık çocuğu yola getirecek tek şey… Haydi devlet politikası gereği alışveriş yapıyorsun belki yapmakta diretme var, olabilir. Millet ne yapıyor? Armut toplamıyor her halde! İsrail menşeli ne kadar mamul varsa boykot edeceğiz. O da nasıl olacak. En güvenilir markete bile gitsen, yabancı ürünler dolu dolu… Kim, nasıl, ayırt etsin? O vatandaşı aşar. Sivil toplum örgütleri bu işi yapacak. Hangi ürün İsrail malı, hangisi değil, listeler yapılacak, afişler, pankartlar, marketlerin önünde sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin ellerinde çarşaf gibi broşürlerle görmeliyiz. Kent konseyi temsilcileri nelerle uğraşıyor? İşi gücü bırakıp, bu işe yönelmeliyiz. Yoksa bu şımarık çocuk İsrail’i durduramayız. Yahudi parayı çok sever. Para muslukları kesildiğinde eteği tutuşur.

Boykot konusu kadar önemli ikinci bir meselemiz daha var. İdam kararı acilen çıkarılmalı! Sık sık söylenen bir söz vardı. Cumhurbaşkanımız, idam kararı meclisten bana gelirse benden geçer. Niye bu mesele ciddiye alınmıyor. Amerika’nın şımarık çocukları, İsrail ve yandaşları Türkiye’de istedikleri gibi at oynatırken, sadece onları tutuklayıp; şımarıklıklarını, küstahlıklarını, alaycı tavırlarını seyreder durumdaki halk isyanda! Adliye çevresinden idam sesleri duyuyoruz ama o seslerde cılız ve boğuk… Sanki mecliste idam konusu hiç mevzubahis edilmiyor. Haberleri takip eden biriyim ama gözümden kaçan bir şey varsa lütfen beni uyarın.

Sevindirici bir gelişme de, Türkiye’nin hızla gelişmesi… Ekonomi de, büyüme hızı rakamları dünyayı şaşırtıyor. Açıklamalar sevindirici! O zaman diyorum ki, hani şu bankaların faizlerini düşürmeleri konusunu sık sık gündeme getiren cumhurbaşkanımız, o konuya köklü bir çözüm sağlamalı ve bir neşter vurma gücünü halktan yana kullanmalı!

Cumhurbaşkanına halkın güveni tamdır. Bu güveni zedelememeli! Bu millet tercihini sizden yana kullandı. Her söylediğiniz söz gönüllere işleniyor ve söylediğiniz her sözün takipçisi bir millet var. Millet acilen idam kararının onaylanmasını istiyor. Bazı televizyon kanallarında, duyarlı ve yürekli millet evladı gazeteci meslektaşlarım bu konuyu konuştuklarında, biri şöyle bir şey demişti: “İdam kanunu sıcağı sıcağına çıkarılmalı. Çıktığı gibi fazla değil bir haini meydanlarda ibret için asın, bakın o aşağılık alaylı tavırlar kalacak mı?’ Dağlar kadar haklıydı. Yapılacak olan bu işte! Milletin endişesi idam kararı çıkarılamayacak olması; hainlerin beklentisi de, bunlar bizi yargılayamaz, yargılasa bile bir şey çıkmaz, bizi kurtarıcılarımız gelip alacaklar. Suratlarındaki ifade, böyle bir beklenti içinde oldukları mesajını veriyor. Hainleri sevindirmeyelim. Sevinmelerine fırsat vermeyelim. 15 Temmuz günü verdiğimiz şehitler, gaziler ve her iki tarafın yakınları ne der sonra? Onların vebali ağır olur. Kim almak ister bu vebali!

Biliyorum gerçekten çok uzattım ama şu son cümleyi söylemeden bitirmeyeceğim. Dün, İngiltere’nin teklifiyle Birleşmiş Milletler Arakanlar için acilen toplandı. Sevinmiştim. Toplantı sonunda alınan karar çok iğrençti. Hıncımdan televizyonu kıracaktım, zor tuttum kendimi… “Bazı olaylar olmuş ama abartmayın! Tansiyonu düşürün.” Bize diyorlar! Zaten bizden başka Arakanlıların sesini duyan var mı? Arap ülkeleri mi? Onlar uyuyorlar.

İslam düşmanı bu hainlerin hepsinin cezası ağır olacak elbette! O günü, bizlere göster, Allah’ım.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR