22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

İftar Sofraları ve Düğün Yemekleri…

29 Haziran 2016 Çarşamba 15:31

Ramazan dolayısıyla iftar sofraları kuruluyor. Hani vatandaşa kurulanlar hadi neyse de, parti yemekleri, zenginlerin birbirini ağırlamaları, bürokratlara yapılan iftar sofraları; bir yarış içinde, sanki tanıdık bildik simalar birbirini ağırlıyorlar gibi!

Oralarda bir gariban göremezsin. Bir fakire rastlayamazsın. Orucunu açmak için Allah rızası için aç kalmış, sabırla beklemiş, bir ihtiyaç sahibine rastlayamazsınız. Herkes yerini bilmeli değil mi? Yani haddini bilmeli! Onun için bak, cami avlularında yemek veriliyor ya! Gitsin, orada yesin.

Geçen gazetede, U şeklini andıran bir iftar sofrası kurulmuştu. Kim bilir, şehrin en tanınmış simalarından kimler yoktu ki, orada! Kaç çeşit iftar tabağı vardı. Hangi menü tercih edilmişti, hangi et türü sunulmuştu. Ve ne kadar yemek arttı acaba! Ben diyorum ki, emin olun o sofradan artan yemekler, 100 fakirin karnını doyurur.

Bir televizyon programında, bir hoca, bir fakirle sofranızı paylaşmış mısınız hiç? Ben kendime sordum, bu soruyu… Bir defa yaptım. Yani en azından bir defa da olsa, yaptım. Ramazana yakın bir gündü. Kaldırımda zorla yürüyen yaşlı bir kadına rastladım. Elinde, küçük bir tüp, bir elinde baston, kaldırıma tutuna tutuna yürümeye çalışıyor. ‘Nereye gidiyorsun, Teyze? Tüpü taşımana yardımcı olabilir miyim?’ dedim. Başını bana doğru çevirdi. Gülümsedi. ‘Olur!’ dedi. ‘Tüpün parasını, ben verebilir miyim?’ Dedim. Başını salladı. Evine kadar tüpünü taşıdım. Yolda biraz sohbet ettik. Oturdukları yerde, bir kahvede garsonluk yapan oğlu, gelini, torunları ve bir caminin tuvaletine bakmış, yaşlandığından artık yapamıyorsun bu işi diyerek ayırdıkları yaşlı ve yatan hasta kocasıyla üç beş kuruş kira verdikleri bir evde yaşıyorlardı. Ev demeye bin şahit lazım.

Birkaç gün sonra Ramazan’dı. Bize iftara gelmesini, birlikte bir iftar açmayı teklif ettim. Biraz tereddüt etti ve sonra kabul etti. Arabayla gelir alırım ve arabayla da bırakırım, dedim. O gün, o kadar mutlu oldum ki! Sevincimi bir Allah bilir, bir de ben! Evine getiremiyorsun, fakirin fukaranın evine götürün.

Gerek yemek, gerek Ramazan paketi ikramlarında fakiri fukarayı çok iyi tespit etmeli. Yaparken duyguları rencide etmeden, kamyondan makarna atıp, milletin birbirini yiyerek, saldırmasına, yerlerde debelenmesine sebep olmamalı. Gönül yıkmamalı! Avrupalı bazı terbiyesizlerin mültecilere para sallayıp, onların birbirine girerek parayı almaları, onlara üç beş kuruş için şınav çektirmeleri gibi bir ayıba sebebiyet vermiş oluruz. Onlardan bir farkımız olmaz.

İftar sofraları dedim ya, düğün yemeklerinde de, bazı sıkıntılı şeyler yaşıyorum. Onda da, bol miktarda sofralar kuruluyor. Zenginler ağırlanıyor. Davetiyeler kaz gelecek yerlere dağıtılıyor. ‘Kim ne kadar zarfa koyacak!’ hesapları peşindeyiz. Para düşünen olduk. Birimiz değil, hepimiz aynı hataları işliyoruz.

Ve masalardan artanlar! Çöpe dökülenler. Diyorum ki, sofralardan artanlar emin olun, birçok fakirin bir yıllık mutfak ihtiyacına denktir. Düğün olan caddenin kenarındaki çöp tenekeleri ağzına kadar dolar, taşar. Çöp kamyonları o bölgeye sık sık uğrar. Az koysalar, bu defada düğün sahibi eleştiri topuna tutulur. Cimrilik edecektin de, bizi niye yemeğe çağırdın, derler. Herkes tabağını temizlese problem kalmayacak. Yemeğe katılmış, onun için masaya bir sürü yemek diziliyor, kaşığın ucuyla bir iki lokma alıyor, kalkıyor. Niye yemedin, diyorsun? Yiyenin de, iştahını kesiyorsun. Buraya gelmeden üç yemeğe daha katıldım, oralarda da yedim, diyor. Haydi, çık işin içinden çıkabilirsen.

Bir düğün yemeğine gitmiştim. Değerli bir hocam var, onunla birlikte davet edilmiştim. Bizi davet eden, görmüş, koşmuş, ayakta karşılamıştı. Hemen bir masaya bizi oturttu. Kendisi de, yanımıza oturdu. Sohbet, yemek filan derken, bir milletvekili geldi. Bizim dostumuz, yerinden bir fırladı, hiçbir şey demeden, gitti; milletvekilini karşıladı. Bizim masa da, bir hocam bir ben kaldık, yanımızda bir gazeteci ve biri daha vardı. Onlarda milletvekilini

karşılamak için kalktılar. Sonra toplu olarak, bir başka masaya oturdular. Bir vekil gelince, bizim adamımız bile sofradaki âlim, ulema, evliya bir şahsiyeti yalnız bırakabilmişti. Sofralarımıza riyayı soktuk mu, Allah’ın hoşuna gitmez.

Gelin… Hayatımıza, inancımızı uyarlayalım. Âdetlerimizi yaşatırken, israf etmeyelim. İsraftan kaçınalım. Söylediklerimde alınacak, darılacak, kızacak bir şey yok, sanırım. Allah’ın gönlüne çetin gidecek şeylerden kaçınmalıyız. Garibi, fakiri, öksüzü, yetimi gözetecek şeyler yapmalıyız.

Biz geleneklerimizden asla taviz vermeyiz diyen bu yöre insanı, bir masanın etrafına en az 7-8 kişi birikir; ortaya bir çorba tası koyulur, herkes müşterek aynı tastan kaşıklar, yer. Güzel, tebrik ederim. Herkese karşı aynı ol!

Bir yemeğe katılmıştık. Oldu ki, denk geldi. O günkü Vali’de o yemeğe katıldı. Beraber oturduk. Masa kuruldu. Bir baktım, müşterek çorba tası yerine, porselen tabakta herkese ayrı servis yapıldı. O da, aynı tabaktan yesin. Vali diye asırlık örfünü, âdetini, ananeni, geleneğini göreneğini, niye terk ediyorsun?

İşte asıl sorgulamamız gereken bunlar olmalı! Hayatımızı bir daha, bir daha gözden geçirmeliyiz. Doğru mu?

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR