27 Eylül 2017 Çarşamba

Nagihan ÇELİK / Ajans32

İklimlere Göre Gönül

29 Nisan 2016 Cuma 22:10

Gözü uzaklarda, parmağı ıhlamur çaydanlığının pencerede yaptığı buharda, dalıp gitmişti. Hemen her gün akşam üstü oraya oturur, cama belirsiz şeyler çizerdi, sonunda tüm buhar bitince uzaklara dalıp giderdi. Küçücük köy, 15 hane, 1 çeşme, 1 kahvehane, bir mezarlık, 1 okul, 1 yol, 1 cami. Her şey bir taneydi. Hayvanlar çoktu oysa, inekler, keçiler, tavuklar, kediler, köpekler. İnsan tekti o hariç. Kafası karışık, ruhu bulanık, gönlü dağınıktı. 

 
Hayal meyal hatırlıyordu annesinin ölümünü. Cenaze telaşı sırasında ikizi ile kenarda köşede büzüldüklerini. Aslında bir de ablası vardı ama onun yüzünü hiç hatırlamıyordu. Zaman ne girift ne çözülmezdi. Hayatlar başkalaşmış, izler değişmiş, kimse eskisine benzemez olmuştu. Neydi zaman, tüccar mı, elinden sana ait olanı alıp hiç istemediğin bir sürü şey bırakan. Asker miydi, katı- kurallı. Sanatçı mı, her insana ayrı eserler veren. Fırtına mı, gittikten sonra darmadağın bırakan. Belki de ustaydı, bir birine benzemez dünyalar inşa eden. Keşke cerrah olsa zaman diye geçirdi içinden. Hatırlarken içine asit akıtan her acıyı kesip alsa.
 
Annesinin ölümünü hatırlamıyordu, sebebini şeklini. O günden bildiği tek şey kardeşinin aynaya haps edilmiş olmasıydı. Tek yumurta ikiziydiler, tek yumurta ikizleri aynada kendilerini görmezler, ikizlerini görürler. Dokunmak, sarılmak istediğinde kardeşinin görüntüden ibaret olması delirtiyordu onu. Büyükler kendi aralarında konuşmuşlar, ablayı bir akraba almış, ikizin birini de biri alıp Almanya ya götürmüştü. İlk zamanlar aynanın önünde oturup saatlerce kendisi ile konuşup, zaman zaman bağırarak ağlıyordu. Üç yaşını doldurmamıştı o zamanlar. Şimdi tam 33 yaşındaydı. 

Anne babasını kaybeden çocukları, gerek aileden yakınlar, gerek yetiştirme yurtları alsın nedense ayırıp unutturuyorlar. Yeni hayatlara eskilerden iz düşmesin diye. Yürek kağıdı, parşömenden yağlı, ipekten ince, soğan zarından kaygan, göz merceğinden zayıf. Acıyla kopan hangi geçmişin izi silinir. Bal mumuna basılan mühür gibi her saniye derin derin gömülür yürek hafızasına. Gel de ayırınca unutacak zannet. 

Başka dünyalarda, başka hayatlara başlar yaralılar. Bazen her şeyin en iyisi sunulur, bazen orta halli bir yaşam. Bazen de korkunç sıkıntılı, acılı, zahmetli. Her insanın kendince nasibi vardır bu dünyada. Daima iki üç seçenekle sunulur önüne. Seçer o, yol açılır, kıvrılır başka yol ayrımları gelir. Son nefese kadar ayrımlar ve seçmeler sürer gider. 

Karanlık bir ortamda köstebek ve yarasa yarışsa adil bir sonuç alınır belki. Işık bir ortamda köstebek ve yarasa çok varlık gösteremezler. Peki karanlıkta yarasa ile tavuk yarışsa, hüsran olur. Işıkta tavukla yarasa yarışsa, yine hüsran. Ortam doğasına etki eder canlının ama değiştiremez. Öz daima kabuğa sirayet ve hüküm eder. Aslın neyse, sen osun. 

Özün mıknatıs gibi toplar kendine uygun olanı. Işığı emen biberin acısını, incirin şerbetini beslediği gibi. Gönül kendine benzeyene meyleder, uzanır. Tereyağının zerre zerre  toplanıp bir avuç olduğu gibi, yerin, zamanın, çevrenin, eğitimin imbikledikleriyle dola dola. Elinin üzerindeki ben, nasıl genlerinle taşınıyorsa, anne babanın huy ve ahlakı da sana kodlanır...

Anne babandan ayrı, hiç iz ve eser olmayan insanlarla yaşasan da  onların hal ve tavırlarını gösterirsin. Armudun dalını koparıp elma ağacına aşılasan da yine meyve zamanı armudunu üretir, elma ağacının dibine armudunu düşürür. 

Özü sağlam milletimin. Doğrulara sadık, inançlarına bağlı geçmişimiz. Erdemlerinden, adetlerinden, edeplerinden ödün vermemiş dedelerimiz ninelerimiz. Bir yalpalar, bir uyuşuruz ama nisandır silkinir, doğrulur, özümüzü buluruz. 
 
Gözü pislik peşinde olanlar, gözlerinizi kendi pisliğiniz örtsün. Bu millet aziz varlığıyla, iman ve birlik inancıyla, tertemiz, dupduru ve bütün olarak, huzur ve mutlulukla devam edecek Rabbimin izniyle....
 
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR