20 Eylül 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
18 Aralık 2012 Salı 13:44

ISPARTA Gazetesi Spor Müdürü Yunus Özler Yazdı: 'Tehlike Çanları...'

ISPARTA Gazetesi Spor Müdürü Yunus Özler, KONTRATAK isimli köşesinde yine yazdı: 'Tehlike Çanları...'
ISPARTA Gazetesi Spor Müdürü Yunus Özler Yazdı: Tehlike Çanları...

-KONTRATAK-

Tehlike Çanları...

Isparta’mızın profesyonel liglerdeki tek temsilcisi Emrespor mücadele ettiği 3. Lig 3. Gruptaki 16. Maçını geride bıraktı. Kırmızı – Siyahlı ekipte tehlike çanları ciddi bir şekilde çalmaya başladı. Durum o ki, ne bu takımla ve bu yönetimle bu lig gitmez ve böyle de bitmez. Takım göz göre göre amatör kümeye doğru adeta koşar adım ilerliyor.

Zira, alttaki takımların kazanmasıyla takımın ligde düşme potasına inmesi an meselesi. Onun için ilk yarının kalan son iki maçında takımın önceki günki kendi saha ve seyircisi önünde oynadığı Gümüşhanespor maçını mutlak surette galibiyetle kapatması ve bu hafta sonudeplasmanda oynayacağı Çorum Belediyespor maçından da en azında beraberlikle ayrılması gerekiyordu. Ama bunun ilk adımı olan Gümüşhanespor maçı kaybedildi. Çorum Belediyespor maçından da puan alınması görünüşte uzak bir ihtimal.

Takım iyi futbol oynasa hadi bir iki maçta ‘iyi oynadık ama yenildik’ diyebiliriz. Ancak, takım ortaya koyduğu futbolla gelecek için umut vermiyor. Bunu önceki gün oynanan Gümüşhanespor maçında açıkça gördük. Defalarca yazdım şut atmayınca gole ulaşılamaz. Gol atamazsan galip de gelemezsin diye. Ancak, takım hala ve ısrarla şut çekmiyor veya çekemiyor. Artık şunu söyleyebilirim ki Emrespor şut atmasını bilmiyor.

Sezonun daha ilk maçında tespit ettiğim bu eksiklik her hafta aynen devam ediyor. Bazı işgüzarlar benim bu tespitimi ‘Takımda her şey şut çekmek değildir’ diye eleştirmiş. Madem şut çekmek o kadar önemli değil o zaman şut çekmeden galip gelin de görelim. Bakalım nasıl oluyormuş şu şut çekmeden alınan 3 puan.

Gümüşhanespor maçının teknik değerlendirmesinden önce yönetimle ilgili bazı değerlendirmeler yapacağım. Öncelikle şunu söyleyelim ki, bu yönetimle de artık bu takım böyle gitmez...

Yöneticilik takıma herhangi bir katkadı bulunmadan yani pamuk elini cebine atmadan, sadece federasyondan gelen iddaa paraları ile takımı yönetmek, her maçta takım ortaya iyi bir futbol koyamadığı halde şeref tribününde koltuğuna kasılmak değildir. Yöneticilik fedakarlık demektir. Naktini ve vaktini takım için ayırmak demektir. Yönetim futbolculara bir şey vermiyor. Özellikle son haftalarda bunu açık bir şekilde görülüyor. Futbolcular adeta simitle sahaya çıkıyor. Ne para var ne de pul... Dolayısıyla ‘Böyle yönetime de böyle takım’ durumu ortaya çıkıyor.

Evet şimdi gelelim Gümüşhanespor maçına... Rakip Isparta’ya ligin dördüncüsü olarak geldi. Hani dep söyler ve yazarız ya ‘Güçlü rakibi karşısında’ diye. Artık ‘güçlü rakibi karşısında şöyle yaptı, böyle yaptı’ konusu bende bıkkınlık verdi. Çünkü, güçlü rakip olayı aslında bizim takımımızın durumana bağlıdır. Bizim takım sahada iyi bir futbol oynarsa, 90 dakika boyunce etkin bir direniş gösterirse ve bunu da attığı şutlar, gol veya gollerle süslerse o zaman şu hep bahsettiğimiz ‘güçlü rakiph’ diye bir şey olmadığı görülecektir.

O zaman güçlü olan rakip değil bizim takım olduğu bariz bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Gümüşhanespor maça hızlı başladı. Her zaman olduğu gibi Emrespor son derece vasat bir şekilde oyuna başladı ve bunu da maç sonuna kadar sürdürdü. Benim bildiğim ve yıllarca da gözlediğim gerçek şudur ki, bir takım kendi sahasında oynuyorsa rakibine göre saha ve seyirci avantajını da kullanarak daha etkin ve üstün bir oyun ortaya koyar.

Bu avanatjla bir de gol veya goller atarsa o zaman futbolcular da, Yedek kulübesindeki Teknik Direktör ve diğerleri de, tribünde maçı izleyen yönetici ve taraftarlar da keyif alır. O gün ve o hafta bu kişiler için mutlu ve moralli geçer. Tersi olursa yani berabere giden bir maçta bir de gol yiyip mağlup duruma düşerse rakibine göre üstünlüğünü daha da artırarak rakibini sahasına hapsederek adeta ‘tek kale’ oynar.

Ama ben Emrespor’da sezon başından beri bu unsurları göremiyorum. Takım mağlup duruma düşse öyle rakibini sahasına hapsetmek gibi bir durum olmuyor. Mağlup durumdayken bile sanki maç berabere gidiyormuş gibi rolantide bir oyun ortaya konuluyor. Dolayısıyla, bir golde olsa kalende gol görülmüşse maç da bu skorla bitip gidiyor. Bunun örnekleri mi? Altınordu ve son oynanan Gümüşhanespor ve daha niceleri. Emrespor, daha maçın başında yani maça ‘beraberliğe razı’ bir görünümde başlıyor. Maç 0 – 0 berabere giderken ‘Kendi sahamda oynuyorum gol atmalıyım ve öne geçmeliyim’ diye düşünüp rakibi zorlamak yok.

Ancak, gol yedikten sonra kendine geliyor ve maçta olduğunu anlayıp rakip kaleye gol için yüklenmeye başlayor. İşte o zaman da gol bulamazsa iş işten çoktan geçmiş oluyor. Neden daha maç golsüz berabere giderken gol atmayı düşünmeyip gol yiyip geriye düştükten sonra beraberliği kurtarmaya çalışıyor bunu anlamak mümkün değil.
Rakip Gümüşhanespor maça şut çekerek başladı.

Evet şut çekerek. Takım daha 3. Dakikada Tekin’le bir gol buldu. Allah’tan bu gol ofsayt olması nedeniyle iptal edildi. Maç boyunca da Gümüşhanespor’da kim olursa olsun, forvetinden defans oyuncusuna kadar mevkisi ne olursa olsun ceza sahası içinde veya yakınında tüm futbolcular topla buluştuğu an şutunu çekti ve Emrespor kalesinde tehlike yarattı.

Özellikle Tekin, Samet ve Bilal maçta çektikleri şutlarla etkiliydiler. Maç boyunda Gümüşhanespor Emrespor kalesine tam 34 şut çekti. Emrespor ise sadece 6 şut.
Neticede; İlk yarının uzatma dakikasının da sonunda Gümüşhanespor Samet’in kafa golüyle 1 – 0 öne geçti. Yani, Emrespor ilk yarının son saniyelerinde yediği golle devre arasında soyunma odasına mağlup gitme şansızlığını yaşadı. İkinci yarıda ise vasat bir futbol ve ardından takımda gol atacak futbolcu olmadığıdan sahadan mağlubiyetle ayrılmaktan başka bir şey kalmadı geriye. Gerçi, ilk yarının son saniyesinde o gol yenmemiş olsa bile ortaya konulan vasat futbolla ben ikinci yarıda da takımın gol atabileceğini düşünmüyordum.

Geçen yıl Bölgesel Amatör Lig (BAL)’de Başkan İsmail Çalışkan yönetimindeki Emrespor’un ne zorluklarla şampiyon olarak profesyonel lige çıktığını biliyorum. Ama, kurulan takım, yönetimin durumu maalesef İsmail Çalışkan’ın tüm bu emeklerini boşa çıkarmaya başladı. İnşaallah sezon sonunda takım lig düşmez de en azında bu emeklerin bir bölümü kuratılır. Aksi takdirde Emrespor’a gerçekten çok yazık olacak. Devre arası takımın toparlanmasının sağlanması ve ‘Gol atacak bir futbolcu’nun mutlaka alınması şart.

Sonuç olarak bir kez daha söylüyorum ki, Emrespor şuanda amatör değil profesyonel bir ligdedir ve bu iş parasız olmaz. Para temin edecek veya edememiyorsa cebinden verecek bir yönetim olmazsa da bu iş olmaz. Onun için Emrespor’da önce güçlü bir yönetim ardından yapılacak transferlerle güçlü bir takım oluşturulmalıdır. Hemde acilen. Diyeceksiniz ki, Isparta etkilisinden yetkilisine ve halkına kadar bu duruma duyarsız. Evet, bu maalesef ki böyle.

Bu durumu ilk defa şimdi görmüyoruz ki biz. Daha 2 yıl öncesinde de bu durum böyleydi. Başarılı sonuçlar alınmadıkça da durumun değişeceğine inanmıyorum. Onun için bu noktada önümüze iki yol çıkıyor ‘Ya, etkili bir yönetim ve futbolla Emrespor’u layık olduğu yere çıkararak Isparta halkına göstermek.

Ya da, boş verip ‘Isparta’ya profesyonel lig takımı fazla’ diyerek işin peşini bırakıp komşumuz Burdur’un durumu gibi futbolda yıllardır esamemizin bile okunmaması.
Saygılarımla...

Kaynak:
* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR