25 Eylül 2017 Pazartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Kavga Kime Yarar?

27 Mart 2014 Perşembe 12:21

Kavga, hiç kimseye bir yarar sağlamaz… Üstelik zarardan başka bir faydası olmaz. Hiç kimse, kavgadan bir şey beklemesin.

İki kişi arasında başlayan çoğu kavgalar büyük olaylara sebep olur. Mesela, iki çocuk arasındaki bir kavganın büyüdüğü; iki aileyi birbirine düşürdüğü, hatta bir mahalleyi, bazen iki aşireti, birbirine düşürdüğü çok görülmüştür. Nice ülkeler, iki kişi tarafından başlayan, bir kavganın ardından savaşa sürüklenmişlerdir. Ufacık bir kavga büyümüş, kardeş kavgasına dönüşmüştür. Bu kavgaların azmettiricileri vardır; görünmezler, taraftırlar ama kesinlikle tarafsızlık ilkesi içinde hareket ediyor, görünürler. O tek taraflıdır, o kavganın tarafındadır.

Kavga etmemeli! Olunca da, baktınız engel olamıyorsunuz, bastırın kini, nefreti içinize ve gömün içinizde bir yere, ateşi yayılmasın. Ama ne mümkün! Taraf büyümesinden yanadır… İster ki, yesinler birbirlerini; kavga edenleri körükler ‘vur!’ sesleri, onların kışkırttığı kalabalıklar arasından çıkar… Ayrıca ‘Korkak!’ derler. Biri, barışmaktan yanadır; güçlüdür, korkak da değildir; diğerinin ateşe koşan canını korumaktan yanadır ama bir defa kavgaya girmiştir. Seyredenlerden durduran olsa ‘Hey! Ne yapıyorsunuz, derdiniz nedir sizin? Bu kavga niye? Durun bakalım?’ dese, o an kavga duracak. O zaman, kavganın durması ‘tarafın’ işine gelmeyecek.

Hemen hemen her kavganın ardında bir menfaat vardır. İki çocuk arasındaki kavganın sebebi, birinin elindekine diğerinin sahip olma arzusu vardır.Hiç sebepsiz, iki çocuğu birbirine düşüren kavgacı tipler vardır. Onlarınsa kavgacı tutumunun ardında ‘üstünlük’ hâkimiyeti duygusu vardır.

İki genç arasındaki çoğu kavgaların nedeniyse, çocukluk aşkıdır… İki gencinde, aynı kıza âşık olmasından kaynaklanır. O yıllarda kalacak bir aşktır aslında ama anlatamazsınız o gençlere! Anlatılmaz ki! Anlatılsa, anlaşılsa kavga denilen şey olmaz.

Siyasetçilerin kavgaları vardır… Bir büyük ihanete kadar varır. Birinden birini ‘hain’ ilan ettirmeye kadar gider. Birilerinin ‘koltuk’ sevdası yani ‘makam’ kavgasıdır, kısacası bu kavganın adı! Hiç kimsenin kabullenmediği ‘menfaat’ kavgasından başka bir şey değildir, bu kavgaların asıl gayesi.

Memleket içindir, güya onca yapılanlar! Kapı kapı dolaşılır, evlere birer paket gıda maddesi dağıtılır. Hepsi bir oy için ‘eller öpülür’ sonra ‘diller dökülür’ ve ‘dinlenilen her şey not alınır’ daha sonra ‘seçilirsem söz!’ denilir ve‘makam’ ele geçirilir.

Telefonlarım 24 saat açık, makamlar sizindir asla o kapılar kapanmaz diyenlerin seçimden birkaç hafta sonra telefonların arayana cevap vermediği, gidildiğinde kapıların kapandığını ‘başkan şehir dışında’ veya ‘şu an da bir toplantıdalar’ gibi cevaplarla yüz yüze kaldığınızla yaşarsınız… Geçmişte yaşanmışlardan yola çıkarak söylüyorum.

Siyasi kavgalar, insanları birbirine düşürmekten başka bir şeye yaramaz. Onun için kavga edenler, bir zaman sonra bakar ki, o seçilmiş ‘siyasetçi’ ilk başladığı yerde değildir; yani, başka bir partiye geçmiştir. Oysa seçim zamanı, o partiye nasıl atıp tutuyordu… Anlaşılır gibi değildir.İşi bilenler, eğer kalabalıklarsa mutlaka aileden her bireyi bir partiye üye yapar… O kadar kalabalık bir nüfusa sahip değilse, iş ortağının bir partiden, kendisinin bir başka partiden görüldüğü olur. Seçim sonucu ne çıkarsa çıksın, onlara dokunmaz. Onlar kavgaya karışmazlar, sade vatandaş arada kaynar. Üç beş kişinin canı yanar…Sokaklar ateşe verilir, birine kurşun isabet eder; suçsuzdur, günahsızdır, oracıkta ölür.
Kandan medet umanlar, cenazeye sahip çıkar, tabuta sarılırlar ‘şehit’ ağıtları yakılır. O ateşin düştüğü haneye ne olursa olur. Yeniden meydanlara dönülür, herkes o olanları unutur. Seçilmek için bunca şeye değer mi? ‘Benim davam milletin davası, benim davam Hak davasıdır’ diyenleredir, sorum? Kim ne yaparsa yapsın, biz kavgaya pirim veren olmayacağız.

Herkes şunu bekliyor? Seçimden sonra, onca yapılan seçim masrafları yine bizden çıkacak ve o nedenle de, hep tetikteyizdir... Seçim bitimi, gelecek zamları‘söylenerek’bekleriz.Niye yaparlar ki, bunca masrafları; hazineden neden katar yüküyle paralar verilir, partilere? Mecliste anlatsınlar, anlatacaklarını; oradan konuşmaları televizyonlara verilsin, hatta illa meydan diyorlarsa oradan da ‘canlı canlı’ meydanlara kurulacak dev ekranlara yansıtılsın, halk neyin ne olduğunu görsün. Halka, gelecekseniz yine gelin ama oy zamanı değil de; iş zamanı gelin. Ey! Beş yılda bir bizi hatırlayanlar! Duyun sesimizi!

Herkes sandıkta demokratik yollarla cevap verecektir. Bu kadar büyük ve ağır bir faturaya gerek yok aslında! Benim kamburum zaten kalınlaşmış, yeterince kamburlaşmışım; yükümün üstünde bir gram yükü kaldıramam. Ama zamlar bana yansıyacak! Bana, vermeden alacaksınız; yani cebime girmeden çıkacak, senede bir verilen üç beş kuruş fark… O da, yansıyıp, yansımadığını fark bile edemeden, geldiği gibi gidecek.
Ne oluyorsa, emekli işçi ve memura, dul ve yetime oluyor. O nedenle başımıza geleceği çok iyi biliyoruz. Seçim sonrası ‘elektriğe zam’ sinyalleri şimdiden dillere düştü bile! Ondan sonra ‘doğal gaz’ sonra ‘su’ daha sonrada mutfağa ateş salınacak gibi!

Ümit ederim, bu dediklerim olmaz. Yazıdan ibaret kalır.
Ümit ederim, bundan sonra bu yersiz kavgalar da olmaz. Yazdıklarımdan öteye geçmez.

Ümit ederim, bu haftayı kazasız belasız atlatırız. Ülkemiz için, milletimiz için, Hak için, Hakça bir seçim olur.

Kavga kime yarar sağlar… Hiç kimseye! Öyleyse aklımızı başımıza alalım, tek demokratik hakkımız olan sandığa gidelim. Sandık ‘ne derse’ doğrudur. Sabırla kavgasız gürültüsüz sandığın açılmasını bekleyelim.

Ülkemiz için ne hayırlıysa o olsun inşallah!

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR