20 Nisan 2021 Salı

Fatma TUNA / Demokrat Gazetesi Köşe Yazarı

Korona Günlükleri / Sevgi

24 Şubat 2021 Çarşamba 10:59

 

Güze doğru çiçeklerin tohumlarını toplayıp kibrit kutularına saklamıştık. Ee genlerde var toplamak, saklamak, ekmek...üretmek...Göç yollarındaki atalarımız da her şeylerini geride bırakıp, avuçlarında sıkı sıkı tutmamışlar mıydı tohumlarını....

Hazine bulmuşcasına coşup toprakla tohumları vuslata erdiriyor bir de sevinç gözyaşı gibi cansuyunu döküyordum üzerlerine.

Filizlenecek canı görmeyi beklemek de görmek kadar heyecan vericiydi.

Yine dünyadan kopup hayallere daldım tabi. Toprağın çağrıştırdıklarına da...Davetsiz bir misafir gibi biraz hüzün de girdi işin içine...Fakat beni yerimden sıçratan o değildi.

Bahçenin önünden geçen Hanife teyzenin "ne ediyon gıııı!"sesiyle dünyaya ışık hızıyla geri döndüm.

-Hiç fidan dikiyorum, tohum ekiyorum dedim kopya çekerken yakalanmış bir çocuk gibi (beni ütopyamdan tek hamlede çekip aldığı için olsa gerek)

Aramızdaki badem ağaçlarından ellerimi görmeye çalışarak

-Domatiz mi o ?dedi

--Yok

-Bibee mi ,badılcan mı?

--Hayır

-Gabak mı yoğusam?

--Yok

-Eee deyive gari canım sen dee!

-Haklıydı tabi ama ben de bilmiyordum ki adlarını, çocukluğumdan kalan tatlarını da nasıl anlatayım şimdi.Nesnel bişey de değil,işte en zorlandığım kısım...Aman Fatma yine kaybolma başka dünyalara,yoksa bastonuyla tak diye çeker getirir seni şu ana dedim saliseler süren rüyalar gibi.

Hafızamı kararlı teyze ve bastonu için zorlayarak:

--Akşam sefası, sarmaşık,aynısafa,horoz ibiği...Bi de adını bilmediğim mor beyaz çiçeklerden...

-Eee?

--Yani hepsinin adını bilmiyom, birinin yaprakları yonca gibi oluyo, biri sarı açıyo...

-Yok onu demeyon başga?

-Ne kadar saydıysam da tatmin olmuyo gibiydi.

--Bir de Mehmet Tuna'nın pamuklara sarıp yeşerttiği fasulye var onu dikcez

-Viriii bidencik mi gı?

--Evet

-Heç yencek bişeyle ekip dikmemişinya ayavrım!Neşleycen endee otları.Çiçeğilen bi öğün bile edilmez gaç.

-Garın mı doyaa onnarınan.Hep boşa yorulmuşun.

Benim o çiçekleri koklarken aldığım hazzı en sevdiğim yemek bile vermiyor demenin hiç sırası değildi bence...Baktıkça ruhumu doyuran eşsiz güzellikleri, ılık rüzgârların yapraklarını şefkatle okşaması, arılara kelebeklere kucak açmaları, her birinin ayrı ayrı bakışı, nazı,huyu olması...Kimi suyu sevmez, kimi sıcağı,kimi soğuğu, kimi sabah açar,kimi akşam...Bunları anlatmak beyhude bir çaba gibi gelse de ben onları seviyorum da diyemedim.Hatırnaz kem kümlerim koştu imdadıma.Bir de onlarla muhabbet ediyorum desem ya damgayı yapıştırır ya da bayılırdı.Ki ikisi de istediğjm sonuç değildi.

--Evet yenmiyo bunlar,seviyom sadece

-Gaç anam sana heç faydesi olmeyen şey sevilii mi" gı?

Düşündürdü beni farkında olmadan...Hanife teyzenin anafikrine hizmet etmiyordu hissiyatım ve topraklı ellerim,hatta ona bakarken güneşten kısılan gözlerim...Ama fena düşündürdü sadece tırnak içindeki bir cümlesi. "Sana faydası olmayan şey sevilir mi"

Gülümsedim.Yine bir yerlere dalıp gitmemek için gerçekliğin çağlalı dallarına tutundum

--Eee o çanak ne orda öyle?

-Hangi çanak?

--Gı duvarın üstündeya, su gomuşunuz içinee!

-Haa kuşlar için o ,su içiyorlar ordan

--Emme müzümsüz işleeniz vaa.

-Endee yemekleri de mi guşla yeyo

--Yok onlar kediler için,kuşlara saldırmasınlar diye uzak yere koyduk onlarınkini.

-Gı guşu da mı gayırıyon gaç aman olmaz enki gibi.

--Ee tuzak gibi olmaz mı o zaman Hanife teyze?

-Gız yavrım ufacığken de  böyleydin sen,neneycen sen elin kedisini köpeğini.

-Yeriniz de vaa ellâm,geçi goyun beslen, gurbanda kese yersiniz hem.

(Ah Hanife teyzeciğim gözlerim yaşardı,tüylerim yer çekimine meydan okudu bir an.Beslediği kuzuyu koyun olunca yeme fikri geçmiş yıllardaki vejeteryanlığıma saplandı ok gibi.Şimdilerde bir mangal kokusuyla çıkıveren bir ok da olsa...)

Elbette hürmetim vardır kendisine,o yüzden çok haklısın deme riyakârlığında bulunmadım.

Ama yabana atılır gibi de değil hiç bi sözü.

Zira çocukluğumdan beri peşimden sürüklediğim sevmek fiili kimseye göre değildi sanki.Bir tek benim yüreğime ölçülmüş biçilmiş bir uzaylı kostümü de olmamalıydı elbette.

*

Sevmek...

Menfaat sağlayamadığın şeyleri sevmemelisin demişler birileri diğerlerine.Diğerleri de öbürlerine...Yemediğin, içmediğin,giymediğin,dokunmadığın,fayda görmediğin şey sevilmez demişler.Sevilmeye değer bile bulmamışlar.Oysa yıldızlara da dokunamıyoruz,kırlangıçlara da...

*

 Bu öğreti herkese bulaşmış...

 Sebzeleri çoğaltmışız, tarladaki yabani otlar,papatyalar,gelincikler ise payını almış çapadan.Ötekinin yaşama hakkını elinden almış üretilmek istenene biçilen değer.

 (O değer de koşulsuz değil)Meselâ ayrık otları belki de buradan aldı adını.Ayrıştırıldı toprağın bin yıllık kadim dostu...Belki ondandır kök salıp tutunma çabası...

 *

Bir tanıma esir olamaz sevgi,belki bu kadar çeşidi de olamazdı bilemiyorum...Belleklerimizde sıcacık izi hâlâ duran ve anlamlı bir soru işaretini yüreğimize konduruveren o filmin repliği ile başbaşa bırakıyorum sizleri: Sahi "Sevgi neydi?"

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR