20 Eylül 2017 Çarşamba

Nagihan ÇELİK / Ajans32

Koskoca Bedende Bir Küçük Benek Var, Adı BEN

30 Ocak 2015 Cuma 17:25

Benzetmeyin beni kimseye, bunun için çaba sarf etmeyin. Kıyaslamayın da, el alemin çocuğu işte, size ne ondan, bana ne.

Bıktım anne bıktım, beni gör, beni fark et.

Gözlerinden damlayan yaşlar, sağanak sağanak dökülüyordu üzerine. Hırçınlaşmış, tersleşmiş, öfkelenmişti. İlk sınav sonuçları belli olalı, hanımlar çocuklarını hırpalayıp duruyor, Elif bir yanlış, Erdem iki yanlış çıkarmış diye.

Ruhunda, derinden derine sızan bir yara hala beni görmüyorlar acısında. Bir yandan da Elif ve Erdem in varlıklarına öfke duyuyor, inceden ince. Annesinin gözüne, kendisine ulaşacak sevgiye perde oldukları için.

Hiç bir anne evladına bunu yapmayı istemez. Başka biri yapsa kıyameti koparır. Neden yapıyoruz. Durduramıyor muyuz kendimizi.

Böyle öğrenmişiz. Kıyas edersek anlar diye kabullenmişiz. Oysa kendimiz kıyas edilmeye asla tahammül edemiyoruz. Bize yapıldığında acı veren bir tavrın, çocuklarımıza faydalı olacağını nasıl düşünürüz. Onların yürekleri daha narin, yaraları daha derin olur. Unuttuğumuz bir gerçek var o da, çocukların ruhlarının bizim ruhlarımız gibi kırılgan ve hassas olduğu.

Her insan özeldir, kıyas kabul etmez. Kimse kimseye benzemez.

Kıyas, teşvik değil, çöküş sebebidir. Görülme gayretini baltalar. İçimizdeki fark edilme güdüsü, hayata tutunma, atılma, başarma çabasını sağlar. Kıyasla önü kesilince, küser gayret. Zamanla öfkeye, kine dönüşür. Tatlı ve dürüst çabayı, zedeleyip. Sevimsiz bir kıskançlığa, zararlı bir hırsa dönüştürmemeli.

Mevlam, bir bir başka başka dünyalar yaratmış içlerimizde. Hiç biri diğerine benzemez. Kategorize etmeyelim, gruplaştırmayalım diye, iki elin on parmağını bile, farklı şekillerle, mühürlerle süslemiş.

Gözleri, kaşları bir yana, tıpa tıp ikizlerin huyları, tamamen birbirinden farklı. Gülüşümüz bize özel, bakışımız, mimiklerimiz, tavrımız, halimiz. Aynı anne babanın çocukları, öyle uzak özelliklere sahip ki hayrete düşüyor insan. Hasreti ayrı desen. Korkuları farklı renk. Her ruh ayrı güzelliklerle örülü, her çirkinlik başka örtülerle gizli.

Mozart’ın, gezindiği duygu vadileri, yükseldiği haz tepeleri, o kadar başka olmasa, o tınıları yakalaya bilir miydi? Edison' un sabrı, her defa tazelenen gayreti, yenilmişliği- yenilenmeye dönüştüren iç hali, evlerimizi aydınlatmıyor mu?

Allah her insanı, bir amaçla yaratır. Kişi özelliklerini inceler ve o gayeyi çözerse, hem bu dünyada mutlu ve faydalı olur, hem de ahireti için kazançlı olur.

Ne için yaratıldığını, özelliklerini bulamamış insanlar, huzursuz ve tatminsiz yaşarlar.

Başkalarının sahip olduklarına özenip, gücünün üzerinde zorluklara atılmak, yaşamı yorucu ve dayanılmaz kılar. Şehir hayatına uzak bir ruhu, hangi makamla, hangi zevklerle

bağlarsanız bağlayın metropole, o sukuta hasret, sessiz yaşamların hayalinde verimsiz çalışır.

Futbolcu olacaktım diyen genel cerrah, şarkı söyleyen futbolcular var. Zaman sınırlı, arayış içinde koca ömrü tüketmek yazık.

Kendi isteklerine ulaşamayan anne babalar, çocuklarına kendi heveslerini giydirmeye çalışıyorlar. O çocuğunda elinde sadece bir ömrü var. Dene yanıl için zaman yok. Bilim adamı edasıyla bakmalı çocuklara, anne babalar ve öğretmenleri. İşaret verir çocuklar bazen avaz avaz bağırır içindeki cevheri, kendi heveslerimizden, hedeflerimizden, egomuzun açlığından duru, onların işaretlerini görelim.

Samimiyetle okuyalım yetenek mesajlarını. Mutlu olacakları yerlerin, haritalarını çiziyor minik elleri. Görmezden gelmeyelim. Kurmak istedikleri dünyaların, notalarını veriyor masum dilleri, duymazdan gelmeyelim.

Bizim doğrularımız, kurallarımız, ayıp ve yasaklarımız onların dünyasında yer bulmuyor. Gelecek onların hayat alanı, onların inşası, mimarisi, sanatlarıyla bütünleşecek. Ufukları açık, ışıkları parlak olmalı. Yüreklerinin sesini duyabilmeleri için, biraz sessizliğe ihtiyaçları var. Huzura, güvene, sevgiye, takdire. Ne olursan ol, seninleyim. Yanlışa yönelme arkandayım. Yaptıklarına değil, sana duyuyorum sonsuz sevgiyi ve bu değişmeyecek. Kulaklarına fısıldayalım uyurlarken. Ve kalabalıkta, arkadaşlarının yanında ve arkadaşlarımızın yanında, sık sık söyleyelim. Varlığın bana lütuf-ihsan, seni sen olduğun için, tüm özelliklerinle seviyorum.

Omuzlarına koca geleceğin yükü yüklendi yavrularımızın, üniversite sınavında yaşanandan büyük yorgunluk onlara. Dersane, özel hoca, kurs, etüt bize göre en büyük imkan onlara. Oysa ihtiyaçları olan sevgi ve güven duygusu. Yanlış çıkarmamak korkuları değil, anne babanın yüreğinden çıkmak korkuları var. Yormayalım o taptaze gönülleri.

Koskoca bedende bir küçük benek var, adı BEN, ne garip değil mi. Milyonlarca insan arasında bir küçük nefessin sen, adı BEN.

O minik benek nasıl süs oluyorsa bedenimizde, rahatsız etmeden, yormadan. İnsanda aynı o şekilde, insanlık üzerinde narin, zarif güzel ve özel bir desen, bir süs.

Bir ben olmada çare, bu karanlık dünyada,

Farkını görmeyene simsiyah olur, ahiret de bu dünya da...

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 2 yorum yapıldı.
    YAZARLAR