23 Eylül 2017 Cumartesi

Kadir YAVUZ / Ajans32

Makamlar, Makamlar, Makamlar…

27 Ağustos 2013 Salı 13:30

Makam gibi bir derdim, tasam olmadı hiç! Zerre kadar bir istek ve arzu duymamışımdır.

Sizin olsun o makam ama lütfen bulunduğunuz yerin hakkını da verin, dediğimi bilirim. Orası, size atanızdan babanızdan kalma kişiye has şahsi bir yer değildir. Tepe tepe kullanamazsınız. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.

Dün elime aldığım ve bir nefeste okuduğum rahmetli Mehmet Çınarlı’nın ‘Kendi Gönlümle’ şiiri beni bir nebzecik teselli etti.
“Alın da kullanın keyfinizce:
Rütbeler, makamlar sizin olsun.
Şanlar, şerefler, nice nice
Törenler, bayramlar sizin olsun.
Erin muradınıza böylece.”

İçimdekileri söylemişti… Öyle niyetlenmiştim. Makamlarla ilgili düşüncelerimi bir bir dökecektim, satırlara! Şair, demiş diyeceğini; bana söyleyecek bir şey bırakmamış, söylemiş söyleyeceğini!

Makam, başka bir dünya! Makamlar, oradaki koltuklar bir başka havayı üfler, insanın suratına! Garip, fakir, mağdur için girilmez yerdir, ulaşılmaz yerdir, oralar! Herkese açık deseler de, öyle elini kolunu sallaya sallaya giremezsin oralara! Makama varabilmek için kaç kapıdan geçeceksin, kaç kişiye talimat vereceksin, sonra sıran bekleyeceksin… Sana sıra gelirse gireceksin. Elbette her elini, kolunu sallayan da girmek isterse, o makamlarda iş yapılamaz. O makamlar, hizmet için var. Fakir, fukara niye sana gelsin ki, sen ona gideceksin. Mağduru, mazlumu bulacak, gözeteceksin. Duyacaksın, öksüzün yetimin sesini… Ağlayanın yanında olacaksın.

Makama sahip olmak, zenginin yanında olmak demek değildir. Zenginle oturup kalkmak demek değildir. Zengine, fakire adil yaklaşmak demektir. Halkıyla, bir olmak, bütün olmak demektir. Hak’la her an beraber olmak demektir.

Hak, hukuk, adalet için vardır, makamlar. Onu temsil edenler, Hz. Ömer’den nasibini almış olmalıdır. Makamın, hesabını vermek çok zordur. Layıkıyla yapacaksanız, o görevi üstlenin; değilse, size verilen makamı kabul etmeyin. Ama o koltukta öyle bir koltuk ki, bir oturdun mu bir daha kalkmak istemiyorsun. Senden önce niceleri o koltuğa oturdu… Daha kim bilir, niceleri de oturacak. Var mı, koltuğu birlikte yanında götüren!
Böyle bir Ağustos ayıydı… Bir depremle ülkemiz sarsılmıştı. Ne makam sahipleri vardı… Bir gün önce o koltuğa oturmuştu… Bir başka biri, farklı bir mevkide… Bir diğeri varlıklı! Kimisi de, tatil amaçlı uzanmış ‘sallanır koltuğuna’ serinliyor; denizden gelen esintiyle.

Kimin aç, kimin tok olduğunu bilen yok! Bir saltanat kurulmuş ki, keyfe bir şey diyen yok! Zulüm, nereden geliyor, biliyor musunuz dostlar? Sahip olduğun şeylerin sadece sana ait olduğu hissine sahip olman, ona bağlanıp adil dağıtmaman, nefsine kendini fazla kaptırmandan geliyor.
İşte Firavunların kurdukları makamlar… İşte Nemrut’un makamı… İşte Karun’un mal varlığı… Irak’ta, Suriye’de, Mısır’daki makamların sahipleri; kimileri halkına çektirdiği zulmün arasında boğuldu, kimisi de akıbetini hazırlamakla meşgul! Boğuldu, boğulacak.

Kimsenin makamında gözüm yok! Bulunduğumuz makamın hakkını verelim, derim. Sorgu sualden önce üzerimizdeki kul hakkını ödeyelim. Onunla birlikte ahirete gitmeyelim.

Kalksın, kaldırılsın şu törenler, derim. Biri giderken ardından yapılanlar, bir diğeri de geldiğinde ona yapılanlar. Makamlardan, salonlara taşan çiçekler, çiçekler, çiçekler.

Son sözüm şu:
“Sevmiyorum makama değer vereni
Ama gelmişse biri o makama, hakkını da vermeli!”

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR