24 Eylül 2017 Pazar

Kadir YAVUZ / Ajans32

Memleketin Hali Dumanmış Meğer…

17 Temmuz 2012 Salı 12:29

Bazen kalabalık bir grubun sohbet ortamında bulurum kendimi… Ne söylenenin, ne istenilenin ve ne de o an alınan kararların hiçbirinin geçerliğinin toplantı bitimi sonunda gale alınmadığını görür, neye uğradığınızı şaşırırsınız.

Şaşırırsınız, deyişime hak vereceksiniz… O an o kadar büyük bir heyecan atmosferi içinde, etkileyici ve endişeli ifadeler kullanır ki; konuşmacının, hatip olup olmadığı hakkında tereddüt yaşarsınız.

Gençlik yıllarımda gazeteci olarak esnafı, işadamlarını, protokolü ziyaretlerimde; konu gelir bazen memleket meselelerine dayandığında, hemen o grup içinden söze biri karışır “Bana sihirli bir külah verecekler, bakın iki günde şu memleketi nasıl düzeltiyorum. Önce filanın başını alırım, sonra ardından falanın ve sırasıyla filanların…” Diyenlerle karşılaşırdım. Kelle alması bitmez. Bir oturuşta 5-10 bin kişinin kafasını gövdesinden ayırır. Öyle çözümler sunar ki, dudağınız uçuklar. Hayret geçirirsiniz içinizden ve dersiniz ki: “Şu adam Başbakan olacak biri! Neden, böylelerini seçip, başbakan koltuğuna oturtmazlar?”

Söze giren olur, o meclislerde; asıp kesmenin bir çözüm olmayacağını ve kendisinin daha radikal kararlarla memleketin meselelerini halledebileceğini savunur. O sihirli külah kullanmadan çok basit bazı çözümlemelerle çıkar, karşınıza! Biri oradan atlar… Şimdi Atatürk sağ olacaktı ki, bakın nasıl hizaya getiriyor memleketi! Bir başka biri de, kesinlikle bu memleketin düzelmeyeceğinden yana! Umutsuz Ev Kadınları gibi ümitsiz, bitkin, bıkkın; bir şekilde karamsarlık tabloları çizer. “Olmaz, bu memleket kurtulmaz. Kimse kurtaramaz bu memleketi… Bitmiş, tükenmiş. Mezardakileri de rahatsız etmeyin. Onları boşuna yattığı yerden kaldırmayın.” Der.

Çok zaman onları dinlerim, bazen araya girmeye çalışır; memleketin hâli üzerine bir çiftte ben lâf etmeye çalışırım ama müsaade eden kim? Sen ağzını açtığınla kalırsın. Bazen de, sana soran olur hatırlarlar gazeteci yazar olduğunu “Sen ne düşünüyorsun, Hoca’m?” der de, konuşmacıdan sıra gelirse cevaplarsın. O sorulan soruda, gürültü arasında kaybolur gider.

Memleketin karamsar tablosunu önce çizer, bittiğimizi ve çok kısa zamanda Suriye’yle harbe gireceğimizi, savaşın kapıya dayandığını söyler. Kalkacağı an son noktayı koyar “Ama ben olsam!” kökünden çözerim der gibi bir imayla kafalara soru işaretlerini sokar, müsaade ister gider. Oradakiler bir müddet susarlar… Gidenin ardından bakarlar… Ve sonra hayat devam eder. Herkes işinin başına döner. Biri evine, biri işyerine, biri dost ziyaretine… Haftaya kalır, memleket meseleleri ve hâlli! Ondan sonraki haftaya, hatta daha sonraki haftaya!

Sokak daha bir başkadır, bu konular da! Gençlik daha farklı! Düşünen kim, halkıyla savaşan onu katleden bir Suriye’yi, nükleer silah üreten İran’ı, kırk parçaya ayrılmış Irak’ı ve diğer Ortadoğu ülkelerini bekleyen veya yaşadıkları felâketleri… Bu felâketlerin hepsinin baş mimarı Amerika’yı, Rusya’yı… Düşünen kim?

Herkes günlük telaşı içinde, herkes geçim derdinde, gençlikse imkânı olan eğlence mekânlarında olmayansa kıt kanaat pansiyon köşelerinde geleceğinin hatırına okumak peşinde! Gelecek varsa tabii ki!

Kimilerine göre gelecek var, kimilerine göreyse gelecek gençlik için hiç iç açıcı değil! Bugün sayısız diplomalı işsizler ordusu var… Gelecekte bu sayılar daha da katlanacak, tavana vuracak. Kimilerine göre ise, çok müthiş oranda ülkemizde üreten, kendisini yetiştirmiş beyinler var… Fikir adamları, Devlet adamları var… İlim ve Bilim adamları var… Doktorlarımız var… Siyasetçilerimiz var. Sevindirici bir tablo çizip önümüze koyanlar var.
Hangi taraftan bakacağımızı şaşırdık. O tabloyu çizende mi, sihirli külah takmış; konuşuyor dersiniz… Bir anlam veremiyorum. Neredeyse, bir sihirli külah bulup, geçireceğim kafama, gücümün yettiğince temizleyebileceğim kadarını, temizleyeceğim.

Verin bir sihirli külah ne olur? Neredeyse sıkıntı ve olacaksa sihirli külahla çözeyim.

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
    YAZARLAR