23 Eylül 2017 Cumartesi

Ziya ÖZTÜRK / Ajans32

Mimar Sinan Camii ve Ramazan

04 Eylül 2011 Pazar 13:28

Mimar Sinan Camii ve Ramazan

 

Mübarek ramazan ayı geliyor, geldi derken gitti bile. Hayatımın en mutlu ve huzurlu ramazanlarından birini geçirdim. Allah cümlesine nasip etsin inşallah. Umreye gitmiş biri olarak bana anlatılan ramazan umrelerini hep hayranlıkla dinledim. Kabe’de ve Mescid-i Nebevi’de hazırlanan iftar sofraları her zaman özlem olmuştur içime. Ramazanda Allah’a ve Resulüne yakın olmak. Onlara komşu olmak. Kutsal topraklara yüz sürmek, güzellikler deryasında ibadete gark olmak.

 

Kabe’deki iftarların lezzetini bilen var mı? Bakın mazara şöyle imiş. Yanlarında getirdiği azığı yanındaki hacı arkadaşı ile paylaşma yarışına giren siyahı beyazı, zencisi sarısı birbirine karışmış insan seli. Kabe’de oruç açmanın manevi lezzetine nail olan bu insanlar 5-10 dakikalık iftar menülerinin hemen ardına sofralar yıldırım hızı ile toplanınca akşam namazına durarlarmış. Verdiği bunca nimete şükür vaktidir çünkü o an. Allah tüm Müslümanlara nasip etsin inşallah oralarda ramazan geçirmeyi…

 

Bu sene Isparta’da sanırım yeni gelen müftümüzün de tecrübeleri ve kucaklayıcılığı ile dolu dolu bir program yaşadık mübarek ayın ilk gününden son gününe. Isparta nüfusuna oranla 14 (ondört) hatim kılınan camisi ile belki de bir rekora sahip imiş bu alanda. Allah hafızlarımızdan, onları yetiştiren hocalarımıza ve programlarda emeği geçen tüm hocalarımızın geçmişlerine rahmet ede, onları affede, cümlesini cennetinde Peygamberimize komşu ede inşallah…

 

Müftü beyin bir vaazında beyanı ile duyduğum, son on günde Mimar Sinan Camii’nde “cemaatle teheccüt” namazına icabet etmeye çalıştım. Başta sayın imamımız Osman AKÇİL beyin büyük gayretleri ile hazırlanan namaz ortamı ve namaz sonrası açılan sahurluk sofraları söylemeden geçmek doğru olmayacak. Kimler finanse etmiştir, kimler destek vermiştir bilinmez ama, iki saatlik namazdan sonra –ki her iki rekatı yaklaşık 17-18 dakika sürüyordu- verilen bir sıcak çorba ve ikramlar, akabinde bir bardak güzel ve demli çaylar tüm yorgunluğunu alıyordu insanın. Aklınıza hemen Kabe’de kurulan metrelerce uzunluktaki iftar sofraları geliyordu. Suud Kralın finanse etmediği ama veren elin alan elden üstün olduğuna inanan, samimi Müslümanların reklam yapmadan, ikramın lezzetine varmak ve peygamberimizin “misafirinize ikram edin” emrine icabet etmek adına, belki küçük bir dua almak amacıyla envayı çeşit hurma merkezli doyulmayası güzelim sofralar. Kim organize etmişse keşçe tanışsak ve tebrik etsek…

 

Isparta’da evimde iftarımı açarken aklıma bu kadar nimetin arasında Somali gibi ülkelerdeki açlık geliyor dudaklarımıza. Konuştukça, televizyonlardan seyrettikçe içimizi burkan bu sefalet sanırım dünyadaki yiyecek popülasyonunun dengeli dağıtılamaması değil bilakis Kabe’de yapılan ikram hissinin gönüllerde olmamasından kaynaklanıyor. Yani aç olmayan uluslar yiyerek, içerek, ikram etmeyerek dünyanın felakete sürüklenmesine göz yumuyorlar. Aslında yediklerinin onda birini belki de yüzde birini ikram ederek hem kalben huzura ereceklerini, hem de dünada aç insan kalmayacağını bilseler ne yaparlardı acaba? Geceleri yastıklarını yüzlerini kapayarak ağlarlar mıydı yaptıklarına, israf ettiklerine? İkram ettikleri bir insanın gözlerindeki sevinci, kalbindeki süruru hissettiklerinde düğümlenir miydi hıçkırıkları? Bir tas yemek verdikleri aç çocuğun evine dönüşündeki mutluluğu gördüklerinde illa da şu marka olacak diyen çocuğuna markalı ayakkabı alabilirler mi? Yaz tatili veya kış tatillerinde bilmem kaç yıldızlı otelde bilmem kaç paraya konaklarken aç insanlar akıllarına geldiklerinde açık büfe yemeklerden tas tas alabilecekler mi masalarına? Marsizm ve Sosyalizm eşitlik eşitlik diyerek silindiler tarihten. Kapitalizmin ve liberalizmin ise hiç niyeti yok eşitlikten yana, paylaşmaktan yana. Bilmem başka siyasi rejimler icat edermiyiz paylaşmayı öğrenmek için. Ama 1500 yıl önce söylenen düstur İslam’ın zaten emri: Komşusu aç iken, tok yatmamak.

 

Allah cümlemizi en azından konu komşusundan haberdar olan, ona kötü gününde yoldaş ve ilaç olan komşulardan eylesin. Cebrail az daha komşuyu komşuya mirasçı kılacak sanmış Sevgili Peygamberimiz. Tuttuğumuz oruçları, verdiğimiz ve yaptığımız hayırları en güzel şekli ile kabul etsin Allah.

 

Dinimizde büyük yeri olan Şevval oruçları başladı haftada ikişer gün olmak üzere (Pazartesi, Perşembe) üç haftada bile tutulabiliyor altı gün şevval oruçları. Müstehap ve büyük sevabı var. Tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibi müjdeler var. Kalın sağılıcakla…

 

Ziya ÖZTÜRK

04.09.2011

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 5 yorum yapıldı.
    YAZARLAR