22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Mızmızlanma

11 Ekim 2010 Pazartesi 10:10

MIZMIZLANMA…

 

Bazen yorulduğumuz olur… Birine, bir yakınımıza mızmızlandığımız olur. Onda dinleneceğimizi düşünürüz.

 

Dinlenmek isteğimiz hiç bitmez… Büyük bir yorgunluk yaşarız, nedense! Bazen, öyle olur ki “Bir hastaneye yatsam da; hiç yataktan kalkmasam, şu üzerimdeki yorgunluğu gidersem” diye düşündüğümüz olur. Sizinde olmuştur, mutlaka!

 

Bir de, nazlandığımız olur… İnsan sevdiğine nazlanır. “Bir gün, yorulduğumda beni anla ne olur… Hafif yorgunum deyince hemen suratın şekli değişiyor. Sende zaten her gün hastasın, yorgunsun, bitkinsin… İki günde bir, mutlaka başım ağrıyor dersin.” Sitemli sözler, art arda gelmeye başlar.

 

Senin yorulmaya hakkın yok… Başın ağrımaya hele, hiç hakkın yok! Ne demeye, yoruldum diyorsun ki?! Bir daha şikâyet ettiğini duymayayım.

 

15-20 yıl kahrını çeken eşine; en güzel sözlerini söylemen gerekirken, o güne kadar yaptıklarının hepsini, görmezden gelerek, bir sözle bitiriyorsun. Biz böyleyiz işte! Bizim özelliğimizdir. Her lâfa gelemeyiz ve her lâfa gelemediğimiz gibi de, lâfta söyletmeyiz kendimize! Diyelim ki, bizlere büyük emekleri geçmiş büyüklerimizin bir defa ufak bir sitemi olmuş… O andan itibaren ona kinleniyoruz. Onu hiç affetmiyoruz.

 

Biz neyiz ki, affetmiyoruz. Kin insanı içten içe yer, bitirir. Öncelikle kini bırakmalıyız. Sonra tevazu sahibi olmalıyız.

 

Eşiniz, dostunuz veya yakınlarınızla yaptığınız tartışmalar bir defa uzanmaya görsün. Artık tartışma büyür… Büyüyen tartışma, kavgaya döner. Ardı ardına kavgalar hız alır. Her iki taraf içinde, tartışma zararlıdır. Sonu iyi olmaz.

 

Geçen bir habere takıldı gözüm… Haber şöyleydi: “Sürekli tartışan karı-kocadan biri, sakinleşmek için balkona çıkar. Balkona çıkan kadındır. Kadının ardından kocası da, balkona çıkar ve sinirlerine hâkim olamaz, karısının ayaklarından tutar, balkondan aşağı bırakır.”

 

Tabii ki, olay sonunda kadın ölür. Tartışmanın doğurduğu acı son!

Elden geldiğince tartışmaya girmemeliyiz. Tartışma “Ben” haklılığını ön plana çıkarır. Sen hep haklısındır, karşı tarafsa suçlu! Bir şeyi, yapmayı denesek… Anlayışlı olmayı! Yaşadığımız eksilerin üzerinde çok fazla kafa yormamalıyız. Hata aramamalıyız. Hata ararsak, sonu gelmez. Ama bir de, hatayı görmesek; eşimizi veya dostumuzu, yaptıklarından dolayı takdir etsek… Karşı taraf inanın tüm yorgunluğunu atar. Mızmızlanmayı bırakır. Bir defa olsun, inadımızı bırakalım… Güzel görelim. Yapılanı takdir edelim. Bakın, o günden sonra  hayatınızda, nelerin değiştiğini göreceksiniz. Ayrıca sadece aile fertlerine değil, tüm insanlara bakış açınız değişecektir. Nefret yerine sevgi besleyin, yüreğinizde! Herkese iyi bakın. Güzel görmeye çalışın. Doğruları bilen hep siz olmayın. Ne kaybedersiniz? Ceviz kabuğuna sığmayan eften püften meseleleri, şeref ve haysiyet davasına dönüştürmeyin.  “Ben haklıyım yerine, siz haklısınız” diyebiliyor musunuz? Başarmışsınız, demektir.

 

Herkese somurtup, sırtınızı çevirerek yaşadığınızda, ıstırap içinde kıvranırsınız. Kabuğuna çekilmek, yakınlarına tavır koymak, küs durmak, onlara mesafeli davranmak yakışık almaz. Bunu ne başkalarına, ne de ev ahalisine yap… Yalnız kalırsın. Hiç kimse, seni arayıp sormaz.

 

Bir de, tartışmayan; hep susan tipler var. Hayata küsmüş… Senle veya bizlerle alıp-verdiği yok aslında! O içine kapanık yaşamayı seven biri de olabilir. Hepten kapalı olan birinin, ilerde patlaması tehlikeli olabilir ama bazı tiplerin yaptığı; genlerinden gelen kapalılık özelliğiyse bu zararsızdır. Kendi halinde, köşesine çekilip, herkesten uzak kalmayı yeğleyen kişilerde az da olsa içimizde vardır.

 

Ben her zaman şu insanımızın çok çeşitliliğine hayran olduğumu söylerim. Her çeşit olacak. Çeşitlilik, zenginliktir bence! Bu çeşitliliğe razı olmalı…

 

 Öyle yaşamaya çalışmalıyız.

 

O zaman mızmızlanmaya gerek yok, değil mi?  

 

 

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya 3 yorum yapıldı.
    YAZARLAR