22 Eylül 2017 Cuma

Kadir YAVUZ / Ajans32

Muhammed Ali Öldü…

07 Haziran 2016 Salı 11:04

Dün çok yoğun bir gün geçirdim. Hafta sonları genellikle öyle oluyor. O nedenle, haberlere bakamadım. Gün içinde, ne kadar yoğun olursam olayım, elimden geldiğince bir haber kanalına bakıyorum.

O gün dışarı çıktığımda, ‘Duydun mu? Haberin oldu mu?’ dedikleri ve o an başkalarından öğrendiğim beni şaşırtacak bir şeyle karşılaşmamak için elimden geldiğince haber dinlemeye çalışırım. Oğlumun ikinci çocuğu olmuştu. Bu hafta hepten bir telaş yaşadık. Hastane, ev arası mekik dokuduk. Çok şükür 6. Torunum oldu. Rabia dünyaya geldi.

Koşu dedim ya, dünyanın hızına yetişemiyoruz. Peşine takılmışız, koşuyoruz. Öyle olaylar gelişiyor ki, ben yazıncaya kadar bir bakıyorum, yeni bir olay patlak vermiş. Daha onu yazamadan, arkasından yepyeni bir olay! Bazen koşuşturmalar iyi oluyor, dünya telaşının içinde en azından yorulmayı unutuyoruz.

Doğum dedim ya, torunumun doğduğu gün veya bir sonraki gündü, çok sevdiğim bir ağabeyimin ağabeyi vefat etmişti. Kurban olduğum Allah’ım, biri doğuyor, biri ölüyor. O ağabeyin, ağabeyini 15 gün önce evinde ziyaret etmiştim. Ağabeyim ne yazık ki, ağabeyinin cenazesinde bulunamadı. Sordum, ortada görünmüyor, dedim. Umreye gitmiş, dediler.

Suriye’de, bombalar durmuyor. Masum insanların canını alıyor, diri diri zavallı savunmasız insanları yakıyor, yerlerinden yuvalarından göç ettiriliyor, bir yerlere sığınmaya çalışıyorlar, sığınmak için deniz yoluyla gidenler, Akdeniz’in azgın sularında boğuluyor. Hele cansız bedenleri su yüzüne vuran küçücük çocuklar, hâlâ bombaların sahiplerini durdurmuyor.

Almanya, adil olmayan güya adına soykırım denilen bir 1915 Ermeni Soykırımını meclisinden geçirdi. Ne acı ki, o yasayı kabul eden parmakların sahipleri sözüm ona Türk vatandaşı… Olmaz olsun, öyle Türk! Yabancı yani Alman milletvekili, tepki gösterirken, karşı çıkıp, çıkıp giderken, aleyhimize çalışan hainler, tasarıyı meclisten geçiriyorlar.

Hiç gündemde yokken, Almanya’da böyle bir olay neden cereyan etti. Kimse anlamış değil! Siyaset bilimcileri konuşuyorlar. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak. Gerçi bizim hükümetimiz, devletimizin başı, en makul cevabı verdiler bile! ‘Bu çıkan sonuç bizi hiç bağlamaz. Yalnız, Alman hükümetiyle aramızdaki işleri etkiler, onları zora sokar.’

Dönem dönem farklı ülkelerde böyle bir tasarı üzerinde durulur, bizim duruşumuzu hiçbir zaman etkilemez; ama, neticede taş müttefiklerimiz tarafından atıldığından dolayı, o taş başımıza isabet eder. Başımızı ağrıtır. Bizleri üzer.

Suriye’deki diri diri yakmalardan bahsederken, geçen iğrenç bir olay haberlerde 15-20 saniyeliğine göründü, geçti. Tüylerim diken diken oldu.

Mersin’de, kocası tarafından üzerine benzin dökülerek yakılan kadın, Mersin’de bir hastanede tedavi görürken ölür. Haber buydu. Söylenildi ve geçildi.

Her gün bir kadın cinayeti işleniyor. Kadın ve erkeklerin gayri meşru ilişkileri yüzünden mevcut çocuklarda olaylarda zarar görüyor. Cinayete kurban gidiyorlar. Evli olan bir kadınla erkeğin yasak ilişkisi var. Kadın kocasını aldatıyor. Kocasından olan çocuğu var. Gözü dönmüş kadın, o çocuğu, dostuna öldürtüyor veya o adam kadının çocuğundan hoşlanmıyor. Belki de, bunların gizli ilişkilerinden haberdar olduğundan ortadan kaldırılmasına karar veriyorlar. Netice pis bir ilişki ve ardından iğrenç cinayet… Cinayetler.

Dün, gece yarısı olmuştu. Eve geldim. Haber dinleyememiştim. Televizyonu açtım. Gece yarısı 24.00 haberleri!

‘Muhammed Ali öldü!’ alt yazısı ve onunla ilgili konuşmacılar, konuşma yapıyorlardı. Muhammed Ali, zenciydi. Müslüman olmuştu. O nedenle, bizim gençlik yıllarımızın efsanevi boksörüydü. Allah rahmet etsin. Mekânı cennet olsun.

Konuşmacılardan biri, 1974’lü yıllardaki bir maçından bahsederken hatıralarım gözümde canlanmıştı. 20 yaşındayım. O günlerde, her yıl ailece bir yerlere tatile çıkardık. Diyarbakır’dan girdik, Şanlıurfa ve derken Hatay’daydık. Bir otele yerleştik. O gün orada

kalacağız. Sabaha karşı, Muhammed Ali’nin maçı vardı. Rahmetli babam beni uyandırdı. Otelin lobisindeki siyah beyaz televizyonun etrafına otelden ve dışından bir hayli izleyici birikmişti bile. Konuşmacı söyleyince hatırladım. 30 Ekim 1974’müş o gün. Muhammed Ali, rakibini yenmişti. Nasıl sevinmiştik.

1974’lerde, bir de Kıbrıs Barış Harekâtı oldu. Harekâtın olduğu günlerde de, Adana’daydık. Uçakların vızır vızır semalardan, üzerimizden geçer gibi geçişleri, gök gürültüsüne benzer sesler çıkartışlarıyla, göğsümüz kabartarak uçuşları, Muhammed Ali’nin maçı gibi bir coşku katıyordu hayatımıza… Tam 20 yaşındaydım, o günlerde.

Harekâtla ilgili tam bilgi sahibi olalım diye Adana’dan Ankara’ya geçtik. Nasılsa başkentti. Kararlar orada alınıyor, ne olup bitiyor, orada öğrenmek daha kolaydı. Bugünkü gibi renkli ve çoklu kanallar nerede?

Gece haberden sonra saat 01.00 olmuştu. Hatıralarımla yatağa uzandığımda, uyuduğum bir olmuştu. Sabah 05.00 klavyenin başına geçtim. Yazmaya başladım.

Saat 06.30 olmuştu. Hâlâ yazıyordum. Bugün Teravihe gideceğim. Yarın ramazan geceye oruca kalkacağız, nasip olursa… Bırakmalıyım yazımı!

Ramazan deyince, oruçlu bir Nasrettin Hoca fıkrası notlarımın arasında gezinirken gözüme ilişmişti, tam yeri diyor, sizlerle paylaşıyorum.

Hayırlı Ramazanlar!

 

“Fıkra:

Bir gün Ramazan ayına yakın bir zamanda Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş.

İki üç sokak ilerde oturan yarı buçuk tanıdığı bir adam gelmiş. Adam: -Zeytinin iyi mi? Hoca: -Tadına bak? Adam: Ben orucum! Hoca: -Madem oruçlusun, zeytini al git, parasını sonra ver.

Hocanın birden bire aklına düşmüş, Ramazan değilmiş çünkü! Hoca: -Tuttuğun oruç ne orucu ki? Adam: -Bir sene önceden borcum vardı da, onları tutuyorum. Hoca: Ver zeytinleri geri! Adam: -Biraz önce al git dedin ne oldu da vazgeçtin? Hoca: -Sen Allah’a olan borcunu bile bir sene de veriyorsan, bizim borcu ne zaman getirirsin kim bilir.”

* Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun.
YAZARLAR